Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

ABD-Etiyopya İlişkilerinde Yeni Bir Aşama mı?

11 Mayıs 2026’da ABD ile Etiyopya, Washington D.C.’de ekonomi, savunma ve bölgesel güvenlik alanlarındaki iş birliğini kurumsallaştıran İkili Yapılandırılmış Diyalog Çerçevesi’ni (Bilateral Structured Dialogue Framework-BSD) imzalamıştır. Söz konusu anlaşma, küresel jeopolitik gerilimlerin arttığı ve uluslararası hizalanmaların yeniden şekillendiği bir dönemde gerçekleşmiştir. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından, çevresindeki deniz ticaret koridorlarının ve genel olarak Afrika Boynuzu bölgesinin stratejik önemi yeniden artmıştır. Özellikle Babülmendep çevresi olmak üzere Kızıldeniz, İran destekli Husilerin faaliyetleri nedeniyle giderek daha fazla tartışmalı ve rekabetçi bir güvenlik alanına dönüşmektedir. Bununla birlikte, Avrupa müttefiklerinin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne yönelik şekillenmekte olan Amerikan güvenlik planlarında dikkat çekici ölçüde geri planda kaldığı görülmektedir. Bu analizde, BSD Çerçevesi her ne kadar ikili ilişkiler açısından önemli bir dönüm noktası niteliği taşısa da rutin bir diplomatik yakınlaşmadan ziyade önleyici bir güvenlik tedbiri görünümü arz etmektedir. Kesin sonuçlara ulaşmak için henüz erken olmakla birlikte, mevcut göstergeler ve tarihsel örüntüler, Washington’un Etiyopya ve Afrika Boynuzu’na yönelik yeniden angajmanının bölgesel iş birliğini mi güçlendireceğini yoksa daha derin bir siyasi kutuplaşmayı mı beraberinde getireceğini belirleyecek üç temel gerilim alanının öne çıkacağını göstermektedir.

 İran-Husi ilişkisi ve Babülmendep tehdidi

Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından deniz güvenliği odağı güneye, Yemen ile Cibuti arasında Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan yaklaşık yirmi millik dar geçit olan Babülmendep’e kaymıştır. İran’ın stratejik yaklaşımı giderek daha görünür hale gelmektedir. Tahran’ın, Babülmendep’i tamamen kapatmak veya ciddi ölçüde tartışmalı hale getirmek amacıyla Husileri daha yoğun şekilde silahlandırma ihtimali bulunmaktadır. Dolayısıyla İran, ABD/İsrail ortaklığına karşı Babülmendep kozunu saklı tutmaktadır. Bu durum, Hint Okyanusu ile Akdeniz arasındaki enerji güzergâhını tamamen ya da kısmen kesintiye uğratabilecek çift boğaz krizini ortaya çıkarabilir. Husiler, 2023-2024 Kızıldeniz krizi sırasında insansız hava araçları, füzeler ve hızlı saldırı botları kullanarak ticari deniz taşımacılığını ciddi ölçüde sekteye uğratmış ve etkili bir saldırı kapasitesine sahip olduklarını göstermiştir. İran’ın mutlaka bu yönde hareket edeceğine dair kesin bir işaret bulunmamakla birlikte, mevcut teşvik unsurları ve güvenlik dinamikleri bu ihtimali güçlendirmektedir.

Buradan hareketle BSD Çerçeve Anlaşması, Washington’un söz konusu tehdide yönelik önleyici bir yanıtı olarak değerlendirilebilir. Etiyopya’nın kuzey yüksek bölgeleri, ABD açısından Babülmendep’i izleyebilecek insansız hava araçları için kara konuşlu bir platform, Yemen’e yönelik İran silah sevkiyatlarını takip edebilecek gözetleme uçakları için uygun bir alan, dar ve tartışmalı bir deniz hattında uçak gemilerine bağımlı kalmaksızın Husi füze ve saldırı noktalarına hassas operasyonlar düzenlenebilecek stratejik bir üs işlevi görebilir. Bu çerçevede anlaşmanın temel amacının Etiyopya’nın iç kalkınması ya da Nil Nehri anlaşmazlığı olmadığı değerlendirilmektedir. Daha ziyade anlaşma, Babülmendep üzerindeki İran-Husi baskısını ikinci bir kapanma kalıcı hale gelmeden önce dengeleyebilecek kara temelli bir güvenlik alanı oluşturma hedefiyle ilişkilendirilebilir. Bu yorumun doğru olması halinde ise ABD-Etiyopya ilişkileri, ekonomik ve yönetişim boyutlarının yanı sıra güvenlik öncelikli stratejik bir düzenleme olarak yeniden anlam kazanmaktadır.

Ticaretten önce güvenlik iş birliği mi?

BSD Çerçevesi ekonomik bir boyut da içermekle birlikte, şimdiye kadarki en somut çıktıları güvenlik ve savunma iş birliği alanında ortaya çıkmıştır. Çerçevenin imzalandığı gün ABD, Etiyopya’yı ITAR §126.1 kapsamındaki “ambargo (policy of denial)” listesinden çıkararak ülkeye yönelik silah ambargosunu kaldırmış ve savunma ihracatına vaka bazlı onay verilmesinin önünü açmıştır. Buna karşın Etiyopya, Tigray Savaşı sonrasında askıya alınan Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası (AGOA) kapsamına hâlâ yeniden dahil edilmemiştir. Bu durum, ekonomik ve diplomatik yeniden entegrasyonun genellikle savunma iş birliğinden önce geldiği geleneksel normalleşme modelinin tersine çevrildiğini göstermektedir. Ayrıca Etiyopya’nın ITAR §126.1 listesinden çıkarılması, yalnızca Washington–Addis Ababa ilişkilerindeki normalleşmenin değil; aynı zamanda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Körfez ülkelerinin son yıllarda Etiyopya savunma sektöründeki artan etkisinin de dolaylı biçimde kabulü olarak okunabilir. Bu durum, ABD’nin Afrika Boynuzu’nda normatif baskı araçlarından ziyade jeostratejik dengeleme ve güvenlik mimarisi odaklı daha pragmatik bir yaklaşım benimsediğine işaret etmektedir.

Ortaya çıkan bu ayrışma, Washington’un Etiyopya’ya yönelik önceliklerinin kapsamlı bir normalleşmeden ziyade giderek daha fazla güvenlik eksenli hale geldiğine işaret etmektedir. Zira AGOA’ya yeniden dahil edilme süreci, Etiyopya’nın Amhara ve Oromiya bölgelerinde devam eden istikrarsızlık ortamında insan hakları, siyasi çoğulculuk ve hukukun üstünlüğü konularında ilerleme kaydetmesini gerektirmektedir. Buna karşılık silah kısıtlamalarının kaldırılması benzer ölçüde kamuoyuna açık siyasi koşullara bağlanmamıştır. Dolayısıyla ortaya çıkan tablo, Etiyopya’nın stratejik ve askeri öneminin, demokratik reform ve ekonomik toparlanmaya ilişkin kaygıların önüne geçtiği “önce savunma” yaklaşımına işaret etmektedir.

Bu değerlendirme, ABD’nin Nisan 2026’da Bishoftu Uluslararası Havalimanı projesine verdiği destekle daha güçlü bir zemine oturmaktadır. Proje her ne kadar ticari ve lojistik bir girişim olarak sunulsa da, genişletilmiş askeri lojistik ve gözetleme kapasitesi gibi çift kullanımlı potansiyel işlevleri, Amerikan angajmanının stratejik güvenlik hesaplarıyla bağlantılı olduğuna işaret etmektedir. Bu çerçevede Washington’un yaklaşımının, geniş kapsamlı ekonomik normalleşmeden ziyade bölgesel güvenlik çıkarlarıyla uyumlu seçici altyapı yatırımlarına dayandığı değerlendirilmektedir.

Bölgesel senaryolar

BSD Çerçevesi’nin Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel hizalanmaları yeniden şekillendirme potansiyeli bulunmaktadır. ABD’nin Eritre ile olası bir normalleşme sürecine yöneldiğine ve yaptırımların kaldırılmasının gündeme geldiğine ilişkin haberler, Washington’un daha geniş bir stratejik hesaplama doğrultusunda hem Etiyopya hem de Eritre ile eş zamanlı angajman geliştirdiğine işaret etmektedir.Kızıldeniz’deki istikrarsızlık ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından Assab ve Massawa limanlarının stratejik önemi yeniden artmıştır. Bu limanların Çin’in altyapı nüfuzuna Cibuti kadar bağımlı olmaması, ABD için bu limanların stratejik cazibesini artırmaktadır. Ayrıca Avrupa ülkelerinin uzun süreli bir Kızıldeniz operasyonu için üs desteği sağlamaya isteksiz görünmesi, Washington’un Eritre’ye yönelik açılımının artan deniz güvenliği baskılarıyla bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte Eritre’nin söz konusu ilişkiye, stratejik ve ekonomik kazanımları maksimize etmeyi hedefleyen pragmatik temelli bir anlayışla yaklaşması muhtemeldir.

Bu çerçevede ABD’nin ikili bir dengeleme stratejisi izlediği görülmektedir. Etiyopya; nüfusu, hava sahası, bölgesel bağlamdaki güçlü askeri kapasitesi ve son yıllarda denize erişimi, Nil meselesi kadar varoluşsal bir güvenlik sorunu olarak ele alması dikkat çekerken, Eritre kritik derin su limanlarına erişim imkânı sağlamaktadır. Washington’un her iki ülkeyi de stratejik ekseni içinde tutmaya çalıştığı görülmektedir. Ancak Addis Ababa ile Asmara arasındaki çözülemeyen gerilimler dikkate alındığında, bu dengeleme stratejisinin kırılgan olduğu söylenebilir.

Kızıldeniz’de Çin etkisinin sınırlandırılması da BSD Çerçevesi’nin daha geniş stratejik mantığının önemli unsurlarından biri olarak görünmektedir. Cibuti, Çin’in denizaşırı ilk askeri üssüne ev sahipliği yapmasının yanı sıra Etiyopya’nın temel ticaret koridoru olmayı sürdürmektedir. Bu bağlamda Washington’un Etiyopya ile geliştirdiği angajmanın, Çin etkisindeki altyapılara bağımlılığı azaltacak alternatif güvenlik ve lojistik düzenlemeleri oluşturma girişimi olarak okunması mümkündür. Bununla birlikte Addis Ababa açısından temel mesele, ABD ile güvenlik iş birliğini Çin ile uzun yıllara dayanan ekonomik-güvenlik ilişkileriyle dengeleyebilmek ve daha geniş çaplı bir jeostratejik rekabetin içine çekilmemek olacaktır. Ancak Çin-ABD arasındaki bu rekabet ortamı Etiyopya’nın varoluşsal güvenlik önceliklerini ve stratejik yönelimlerini pekiştirmesine katkı sunabilir.

Etiyopya’nın denge politikası

Etiyopya, son dönemde ABD, Çin, Rusya, Türkiye ve BAE gibi çeşitli dış aktörlerle ilişkilerini farklı alanlarda derinleştirmektedir. Bu bağlamda Washington, Babülmendep çevresinde askeri erişim ve gelişmiş gözetleme kapasitesi elde etmeyi hedeflerken; Çin ise Cibuti bağlantılı ticaret ve altyapı ağlarının sürekliliğine öncelik vermektedir. Rusya’nın angajmanı büyük ölçüde savunma iş birliği ekseninde şekillenirken, Türkiye ise Etiyopya’nın Çin’den sonra en büyük yatırımcısı olarak dikkat çekmektedir. BAE ise Kızıldeniz hattındaki nüfuzunu ekonomik-güvenlik merkezli angajmanlarla güçlendirmeye çalışmaktadır.

Bu rekabetçi ortam içerisinde Etiyopya’nın stratejik dengeleme ve sınırlı tarafsızlık politikası izlemeye çalıştığı görülmektedir. Ancak ülkenin “Afrika Boynuzu’nun İsviçre’si” haline gelmesi düşük bir ihtimal olarak değerlendirilmektedir. Zira Etiyopya, Tigray Savaşı’nın etkilerini tam anlamıyla geride bırakabilmiş değildir ve aynı anda Amhara, Oromiya ve Benishangul-Gumuz gibi bazı bölgelerinde devam eden istikrarsızlık ve silahlı hareketlerle karşı karşıyadır. Çok sayıda büyük güçle yürütülen ilişkilerin dengeli biçimde yönetilmesi ve birbirinden ayrıştırılabilmesi, güçlü bir iç siyasi uyum ve kurumsal istikrar gerektirmektedir. Ancak Etiyopya’nın henüz bu düzeyde bir iç konsolidasyona ulaşamadığı görülmektedir. Jeopolitik rekabetin daha da yoğunlaşması halinde ise dış aktörlerden gelen çelişkili taleplerin Addis Ababa’yı zor stratejik tercihlerle karşı karşıya bırakması muhtemeldir. Bu dengeleme politikası aynı zamanda bölgesel ortamın nasıl şekilleneceğine bağlı olarak Etiyopya’nın Somali, Cibuti ve Mısır gibi bölgesel aktörlerle ilişkilerini de yeniden biçimlendirebilir.

Sonuç olarak AGOA üyeliği yeniden sağlanmadan önce silah kısıtlamalarının kaldırılması ve Bishoftu Havalimanı gibi seçici altyapı projelerine verilen destek, Washington’un Etiyopya’ya yönelik kapsamlı normalleşmeden ziyade ekonomik-güvenlik öncelikli yaklaşım benimsediğini göstermektedir. Aynı zamanda Washington’un Etiyopya ve Eritre ile eş zamanlı angajmanı Addis Ababa-Asmara arasındaki gerilimi hem yumuşatma hem de tırmandırma potansiyeli taşıyan kırılgan bir dengeye işaret etmektedir. Bunun yanı sıra, Etiyopya çok sayıda dış aktör arasında denge kurmaya çalışsa da ülkenin iç kırılganlığı ve yoğunlaşan jeopolitik rekabet uzun vadeli tarafsızlık politikasını zorlaştırmaktadır.

ORSAM  asdasd

Hasna Jebel Abagero

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar