Irak’ın enerji jeopolitiği, son dönemde yalnızca petrol üretimi ya da ihracat gelirleri üzerinden değil, bu petrolün hangi güzergâhlar üzerinden küresel pazarlara ulaştırılacağı sorusu etrafında yeniden tartışılmaya başlandı. ABD/İsrail-İran savaşı ve buna bağlı olarak ticaret yollarında ortaya çıkan kırılganlıklar, Bağdat için alternatif enerji rotalarının artık teorik bir seçenek değil, somut bir ihtiyaç olduğunu gösterdi. Ancak Irak’ın bu alanda tek başına sonuç üretmesi kolay değil. Alternatif güzergahların işlerlik kazanması için Türkiye ve Suriye gibi komşu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi ve bağlantısallık projeleri kapsamında somut adımların atılması gerekiyor.
Bugün Irak’ın enerji jeopolitiğinin merkezinde halen petrol bulunuyor. Ülke ekonomisinin yüzde doksanın üzerinde petrol gelirlerine dayanması, ihracat rotalarının kriz ve çatışmalardan mümkün olduğunca uzak tutulmasını Bağdat açısından hayati bir mesele haline getirmekte. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, Irak’ın mevcut ihracat düzeninin ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koydu. Bu nedenle Bağdat, petrol kaynaklarını farklı ticaret ağları üzerinden küresel pazarlara ulaştırabilecek bir rota çeşitlendirme arayışına yöneliyor. Ancak bu arayışı değerlendirirken bugünün kapasite gerçekliği ile geleceğe dönük potansiyeli birbirinden ayırmak gerekli. Çünkü Irak açısından mesele yalnızca yeni hatlar açmak değil; bu hatları ekonomik, siyasi ve güvenlik bakımından sürdürülebilir bir enerji stratejisine dönüştürebilmek.
Alternatif petrol rotaları ve kapasite gerçekliği
Bu noktada öne çıkan enerji bağlantısallığı projeleri ve alternatif rotalar arasında özellikle Kerkük-Banyas hattı dikkat çekiyor. Yaklaşık 800 kilometrelik tarihi bir boru hattı olan Kerkük-Banyas, günlük 300 bin varil petrol taşıma kapasitesine sahip olsa da bugün aktif durumda değil. İran-Irak Savaşı’ndan ABD’nin Irak’ı işgaline uzanan süreçte yaşanan savaşlar ve güvenlik krizleri, hattın istikrarlı biçimde işler kalmasını engelledi. Suriye tarafındaki uzun süreli istikrarsızlık da bu tabloyu daha da zorlaştırdı. Bu yönüyle Kerkük-Banyas hattı, bölgenin savaş ve çatışma döngüsünden çıkamamasının enerji bağlantısallığı projelerini nasıl kırılgan hale getirdiğini gösteren önemli bir örnek niteliğinde.
ABD/İsrail-İran savaşının ardından Kerkük petrolü Banyas Limanı’na kara yoluyla ulaştırılmaya başlandı. Benzer şekilde Basra-Banyas hattında da tanker taşımacılığı üzerinden ham petrol sevkiyatı yapılıyor. Ancak burada önemli bir noktayı vurgulamak gerekiyor. Mevcut durumda Kerkük ve Basra’dan Banyas Limanı aracılığıyla Akdeniz’e çıkarılan petrol miktarı oldukça sınırlı. Irak ile Suriye arasında tanker taşımacılığı tam kapasiteyle yürütülse bile, günlük en fazla 150-200 bin varil petrol taşınabileceği öngörülüyor. Üstelik bu rakam; lojistik aksaklıkların, gümrükteki yasal engellerin ve güvenlik sorunlarının tamamen aşıldığı en iyimser senaryo için geçerli. Buna karşılık Irak’ın Hürmüz Boğazı üzerinden günlük yaklaşık 3,5 milyon varil petrol ihraç ettiği düşünüldüğünde, Banyas hattının mevcut haliyle oldukça sınırlı bir alternatif sunduğu görülüyor.
Kerkük-Banyas Boru Hattı bugün atıl durumda ve yeniden işlerlik kazanması, en iyimser senaryoda dahi 3-5 yıllık bir rehabilitasyon ve yeniden inşa sürecini gerektiriyor. Tom Barrack’ın Bağdat ziyareti sonrasında yapılan resmi açıklamada, ABD’li şirketlerin Kerkük-Banyas hattının yeniden aktif hale getirilmesine destek vereceği belirtilmiş olsa da bu destek, hattın kısa vadede oyun değiştirici bir enerji rotasına dönüşeceği anlamına gelmiyor. Bu yönüyle Kerkük-Banyas, daha çok ABD’nin Irak’a enerji ve altyapı projeleri üzerinden sunduğu ekonomik teşvik alanlarından biri olarak okunmalı. Amerikan yönetiminin, bu tür yatırımları Bağdat’ı İran destekli silahlı yapıların etkisizleştirilmesi başta olmak üzere temel dosyalarda daha somut adımlar atmaya yöneltecek bir kaldıraç olarak kullandığı söylenebilir. Dolayısıyla Kerkük-Banyas hattı kriz anlarında sunduğu alternatif rota ve Irak-Suriye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi açısından öneme sahiptir; ancak hem mevcut kapasitesi hem de uzun rehabilitasyon ihtiyacı dikkate alındığında, özellikle Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı gibi alternatif hatlara kıyasla daha sınırlı ve daha uzun vadeli bir potansiyel taşımaktadır.
Alternatif bir rota olarak Kerkük-Ceyhan
Irak petrolünün kuzeydeki çıkış noktası olan Kerkük-Ceyhan Boru Hattı da hem Kerkük petrolünden alınan fayda hem de kriz dönemlerinde alternatif rota sunması açısından Irak’ın enerji jeopolitiğinde son derece stratejik bir öneme sahip. Son olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 9 Temmuz 2026 tarihinde Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Bağdat’ta bir görüşme gerçekleştirdi ve ardından Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Hudeyr ile geniş kapsamlı heyetler arası bir toplantı yapıldı. Toplantı neticesinde Bayraktar “Kerkük-Ceyhan Boru Hattını çok büyük yatırıma ihtiyaç duymadan 1 buçuk milyon varili realize edebiliriz” ifadelerini kullandı. Geçtiğimiz dönemlerde Kerkük-Ceyhan’ın fiili taşıma hacmi günlük ortalama 400 bin ila 500 bin varil bandında oldu. Hedeflenen miktarlara ulaşılması, yalnızca teknik kapasite ile ilgili değil aynı zamanda iki ülke arasındaki ilişkilerin seyri, Irak’ın IKBY ile olan ilişkileri, bölgesel güvenliğin gidişatı ve Irak merkezi hükümetinin ortaya koyacağı irade gibi çok geniş yelpazedeki imkanlara bağımlı durumda. Ancak hedeflenen 1 milyon varil üzeri hacimlere ulaşılması durumunda Hürmüz Boğazı için gerçek bir alternatif rotanın ortaya çıkma potansiyeli olduğu söylenebilir.
Kerkük-Ceyhan veyahut Kerkük-Banyas boru hatları olsun, bugünün koşullarında Basra Körfezi-Hürmüz Boğazı üzerinden ihraç edilen petrolü kapasite bakımından ikame edecek; hacmin yarısına dahi yaklaşabilecek herhangi bir alternatif rota bulunmuyor. Bu nedenle Irak’ın enerji jeopolitiğinin merkezinde halen Hürmüz Boğazı en stratejik konumda bulunduğunu unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla Irak’ın enerji jeopolitiğini değerlendirirken “potansiyel” ile “bugünün gerçekliğini” karıştırmamak gerekli. Alternatif enerji rotalarına duyulan ihtiyaç ve bu yönde hızlanan adımlar, bugünün gerçekliğinin ürettiği olumsuz tablodan kaynaklanmaktadır.
Enerji bağlantısallığı ve Kalkınma Yolu’nun stratejik potansiyeli
Irak’ın hem enerji jeopolitiğine hem de sanayisinden istihdamına kadar ekonomisine nefes olacak projenin Kalkınma Yolu olduğu da altı önemle çizilmesi gereken konulardan biridir. Ortadoğu’nun en büyük konteyner limanı olması planlanan Büyük Faw Limanı’nı, 1200 kilometrelik kara yolu, demir yolu ve enerji hatlarıyla Türkiye’ye, oradan da Asya-Avrupa pazarlarına bağlayabilecek olan Kalkınma Yolu projesinin potansiyeli boru hatlarının sağladığı petrol nakil imkanlarına göre çok daha fazla. Kalkınma Yolu Projesinin, Irak’ın en güney şehri Basra’dan başlayıp Türkiye sınırına uzanan güzergâh boyunca ülkenin toplam 9 şehrinden geçmesi beklenmektedir. Bu açıdan bakıldığında, proje güzergahında inşa edilmesi planlanan enerji hatlarının yanı sıra, bu enerji hatlarını kıymetli kılacak sanayi bölgeleri ve diğer istihdam alanları ile Irak’ın yüksek orandaki genç nüfusu için can damarı olacaktır. Dolayısıyla boru hatları veyahut tanker taşımacılığı ile Irak’ın jeopolitiğinin ortaya çıkarabileceği potansiyele sınır çizmek doğru değildir. Büyük Faw Limanı ve ona entegre olarak Türkiye üzerinden Asya ve Avrupa pazarına enerji nakil hatları ile bağlanabilecek Kalkınma Yolu, Irak’ın karşı karşıya kaldığı enerji iletim hatlarındaki sorunları gerçek manada hafifletebilecek potansiyeli barındırmaktadır.