Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Zeydi’nin Trump ile Görüşmesi İkili İlişkilerin Değişen Doğası

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin göreve gelmesinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini ABD’ye gerçekleştirmesi, Irak-ABD ilişkilerinin yönü açısından önemli bir gösterge olmuştur. Zeydi ile ABD Başkanı Donald Trump’ın 14 Temmuz 2026 tarihinde verdiği mesajlar, yaklaşık yirmi yıldır askeri varlık, terörle mücadele ve İran’ın Irak üzerindeki etkisi etrafında şekillenen ilişkilerin ekonomik ortaklık zeminine taşınmak istendiğini göstermektedir. Ancak bu dönüşümün gerçekleşebilmesi, Irak’taki yabancı askeri varlığın sona erdirilmesiyle devlet dışı silahlı aktörlerin etkisizleştirilmesini aynı siyasi takvim içinde buluşturan kapsamlı fakat yaklaşık 75 günlük bir takvime bağlı görünmektedir. Bununla birlikte Zeydi’nin ABD ziyaretinin ardından Türkiye, Suudi Arabistan, İran ve Ürdün’ü de ziyaret etmesi beklenmektedir. Dolayısıyla Zeydi’nin komşularıyla kuracağı dengeli ilişkiler, Irak’ın dış politika yönelimini çeşitlendirme ve bölgesel güçler arasında denge kurma arayışının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Zira bu süreç aynı zamanda ekonomik iş birliği fırsatlarını genişletme hedefiyle de yakından bağlantılıdır.

Irak’ta reform arayışı ve devlet kapasitesinin inşası

Zeydi hükümetinin ekonomi yaklaşımı, petrol gelirlerine bağımlılığın azaltılması, yatırım kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve kamu kaynaklarının daha etkin yönetilmesi hedefleri üzerine kurulmuştur. Irak ekonomisinin yüksek petrol gelirlerine rağmen istihdam, elektrik, altyapı ve kamu hizmetlerinde kalıcı kapasite üretememesi, sorunun kaynak eksikliğinden ziyade kaynakların nasıl yönetildiğiyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle gelirlerin çeşitlendirilmesi, yeni ekonomik sektörlerin oluşturulmasıyla birlikte mevcut gelirlerin siyasi paylaşım ve patronaj ağları içinde kaybolmasını önleyecek bir devlet kapasitesinin kurulmasını gerektirmektedir.

Zeydi’nin göreve gelmesinin ardından başlatılan “Şafak Baskını” yolsuzluk operasyonları bu açıdan hükümetin ekonomi politikasının tamamlayıcı unsuru olarak okunabilir. Milletvekilleri, üst düzey bürokratlar ve kamu görevlilerini kapsayan gözaltılar, hükümetin yolsuzluk ve kötü yönetimle mücadeleyi idari reform söyleminin ötesine taşımaya çalıştığını göstermiştir. Soruşturmaların kamu ihaleleri, enerji sektörü ve kamu kaynaklarının kullanımı çevresinde genişlemesi, devlet içindeki ekonomik çıkar ağlarını hedefleyen bir yaklaşımın ortaya çıktığına işaret etmektedir.

Zeydi açısından yolsuzlukla mücadele, dış yatırımcıların güvenini artırmanın ve Irak’ın yatırım ortamını iyileştirmenin temel araçlarından biridir. Uluslararası şirketler açısından Irak’taki temel sorun yatırım imkânlarının yetersizliği değildir. Sözleşmelerin uygulanması, bürokratik müdahaleler, güvenlik maliyetleri, siyasi aktörlerin projeler üzerindeki etkisi ve karar alma süreçlerinin öngörülemezliği yatırım ortamını sınırlandırmaktadır. Dolayısıyla Zeydi’nin yolsuzlukla mücadele söylemi ile ABD şirketlerine verdiği yatırım çağrısı aynı stratejinin parçaları olarak değerlendirilmektedir.

ABD ile geliştirilen anlaşmaların petrol, doğal gaz ve elektrik sektörlerinde yoğunlaşması önemli bir çelişki doğurmaktadır. HKN Energy ile varılan anlaşma, General Electric ile geliştirilen projeler ve Chevron’un Batı Kurna-2 sahasına yönelik müzakereleri Irak’ın yatırım ortaklarını çeşitlendirebilecektir. Buna karşılık yabancı yatırımcıların çeşitlenmesi, Irak ekonomisinin çeşitlenmesi anlamına gelmemektedir. Yeni ortaklıkların ağırlıklı olarak hidrokarbon sektöründe kalması, üretim kapasitesini artırırken petrol gelirlerine bağımlılığı da güçlendirebilecektir.

OPEC üretim kotaları, mevcut altyapı eksiklikleri ve ihracat güzergâhlarının bölgesel krizlere açıklığı da bu yatırımların mali sonuçlarını sınırlandıracaktır. Zeydi’nin Irak için “daha adil” OPEC üretim payı talep etmesi, enerji yatırımlarının ancak daha yüksek üretim ve ihracat imkânıyla ekonomik sonuç doğurabileceğinin kabul edildiğini göstermektedir. Bu nedenle hükümetin esas sınaması enerji gelirlerini teknoloji, sanayi, dijital ekonomi, ulaştırma ve özel sektör istihdamını besleyecek bir dönüşüm aracına çevirmek olacaktır.

Zeydi-Trump mutabakatı ve ekonomik ortaklığın siyasi koşulları

Zeydi-Trump görüşmesinin ana çıktısı, ABD askerlerinin yerini zamanla ABD şirketlerinin alacağı yeni bir ilişki modeli olmuştur. Trump, Irak’taki ABD askeri varlığına duyulan ihtiyacın azaldığını savunurken ABD merkezli petrol şirketlerinin Irak’ta daha geniş bir rol üstleneceğini açıklamıştır. Zeydi ise ziyaretini enerji, teknoloji, altyapı, dijital ekonomi ve finansman alanlarını kapsayan stratejik ortaklık arayışı olarak sunmuştur. Böylece ABD’nin Irak üzerindeki etkisini doğrudan askerî mevcudiyetten ziyade yatırımlar, ticari anlaşmalar, teknoloji transferi ve siyasi ilişkiler üzerinden sürdürmesi öngörülmektedir.

İkili görüşmenin ekonomik içeriği, güvenlik alanında oldukça hızlı bir siyasi takvimle birlikte açıklanmıştır. Zeydi, ABD güçlerinin 30 Eylül 2026’ya kadar Irak’tan ayrılacağını ve aynı tarihten sonra devlet kurumları dışında hiçbir gücün silah taşımasına izin verilmeyeceğini belirtmiştir. ABD askeri varlığının sona ermesi, silahlı grupların “direniş ve dış tehdit” söylemini zayıflatırken hükümete silahların devlet tekelinde toplanması için daha güçlü bir meşruiyet sağlayabilir.

Bununla birlikte yaklaşık iki buçuk aylık takvim, siyasi iradeden ziyade uygulama kapasitesini sınayacaktır. Bazı grupların silah teslimine başlaması ilerleme olarak sunulabilecektir. Ancak ağır silahların devri, milis mensuplarının siyasi veya sivil hayata geçirilmesi daha uzun bir süreç gerektirmektedir. Bu bağlamda Zeydi hükümeti, 30 Eylül sonunda tam tasfiye yerine silahların kayıt altına alınması, belirli unsurların güvenlik kurumlarına entegrasyonu ve grupların siyasi yapılara dönüştürülmesini içeren bir model öne sürebilir.

Trump’ın Zeydi’ye verdiği açık siyasi destek de süreci kolaylaştırdığı kadar zorlaştırabilecektir. Trump’ın Nuri el-Maliki’nin yeniden başbakanlığına karşı çıkmasını ve Zeydi’nin önünün açılmasındaki rolünü vurgulaması, Zeydi’nin içeride ABD tercihiyle göreve gelmiş bir aktör olarak gösterilmesine yol açabilir. Bu algı, silahlı gruplara yönelik adımların Irak egemenliğinin gereği yerine ABD’nin talebi olarak sunulmasına imkân verebilir.

Zeydi-Trump görüşmesi, Irak-ABD ilişkilerinde yapısal bir dönüşüm ihtimalini ortaya koymakla birlikte bu dönüşümün kırılgan bir denge üzerine kurulduğunu göstermektedir. Askeri varlığın yerini ekonomik ortaklığın alması, yalnızca dış politika tercihi değil, aynı zamanda Irak’ın iç siyasi ve kurumsal kapasitesine bağlı bir süreç olacaktır. Zira Zeydi’nin henüz ABD ziyaretleri devam ederken Erbil’e yönelik İHA saldırısı teşebbüsü de hükümetin güvenlik alanındaki denetim kapasitesinin sınırlılıklarını göstermektedir. Bu bağlamda Zeydi hükümetinin karşı karşıya olduğu temel mesele, güvenlik alanındaki egemenlik iddiası ile ekonomik reform hedeflerini eş zamanlı ve birbirini destekleyecek şekilde ilerletebilmesidir.

Irak-ABD arasında ekonomik ortaklığın sürdürülebilirliği, yatırım ortamının iyileştirilmesi kadar devlet dışı aktörlerin ekonomik ve siyasi etkisinin sınırlandırılmasına bağlıdır. Bu koşul sağlanmadığı takdirde ABD şirketlerinin Irak’taki varlığı, mevcut güç dengeleri içinde yeni bir rekabet alanına dönüşebilir. Benzer şekilde silahlı grupların tasfiyesi veya dönüştürülmesi sürecinin başarısız olması, güvenlik risklerini artırarak ekonomik reformların uygulanabilirliğini zayıflatabilir. Bu çerçevede Zeydi’nin başarısı, kısa vadeli takvimlerin ötesinde, devlet kapasitesini yeniden inşa edebilme ve ekonomik kaynakları daha kapsayıcı bir kalkınma modeline yönlendirebilme becerisiyle ölçülecektir. Irak-ABD ilişkilerinin ekonomikleşmesi mümkün görünse de bu sürecin kalıcılığı, Irak’ın iç dengelerini istikrara kavuşturabilmesine bağlı olacaktır.

ORSAM  asdasd

Feyzullah Tuna Aygün

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar