Körfez’in en zengin ülkelerinden biri olan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Ortadoğu’da ve uluslararası siyasette etkinliğini arttırmak ve önemli bir aktör haline gelmek için sıklıkla mevcut zenginliğini kullanma yoluna gitmektedir. Bu çerçevede son derece karmaşık ve çok yönlü politikalar izleyerek bölge ülkelerinin içişlerine müdahale etme yoluna dahi gitmektedir. Son zamanlarda çeşitli basın organlarına da yansıyan haberler, bunu doğrular niteliktedir.
BAE, Suudi Arabistan ve Pakistan’la iyi ilişkiler içinde olma yolları ararken ilginç olan husus, diplomatik ilişkisinin bulunmadığı İsrail’le olan yakın ilişkisidir. Özellikle HAMAS ve Hizbullah gibi oluşumları kendisine tehdit olarak algılayan BAE’nin, bu oluşumları destekleyen başta İran olmak üzere bir kısım bölge ülkeleri ile ilişkileri oldukça gergin bir seyir takip etmektedir.
Suudi Arabistan’la birçok konuda özellikle de Yemen ve Mısır konularında, Suriye’deki iç savaşa ve İran’a yönelik yaklaşımlarda ortak politikalar takip eden BAE, bu ülkenin dahi içişlerine karışma teşebbüsünde bulunmaktadır. Özellikle Middle East Eye adlı internet sitesinde yer alan bir haberde ülkede söz sahibi olan ve rejimin etkili ismi Abu Dabi Veliaht Prensi BAE Silahlı Kuvvetler Genel Komutan Yardımcısı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan’ın, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın tahta geçmesi için Selman’a güçlü destek verdiği bilgisine yer verilmektedir. Hatta ABD nezdinde çeşitli faaliyetlerde bulunarak bu ülkeye, Selman’ın Arabistan kralı olmasına destek vermesi, Vahhabiliğin ülkedeki etkisine son verilmesi ve İsrail ile güçlü irtibat kanalları kurulmasına ilişkin bir yaklaşım sergilemesi tavsiyesinde bulunduğu ifade edilmektedir.
BAE’nin en etkili isminden aldığı desteğin de etkisi olduğu düşünülürse Prens Selman’ın yakın çevresine 2016 yılının sonuna kadar kral olma amacına ulaşacağına ilişkin söylemlerde bulunduğu da belirtilmektedir. Nahyan’ın vefat etmiş olan bir önceki Suudi Arabistan Kralı Abdilaziz ile ilişkilerinin iyi olmadığı da ifade edilmektedir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, söz konusu haber, BAE dışişlerinden sorumlu Devlet Bakanı Anwar Muhammed Gargash tarafından şahsi twitter hesabından yalanlanmış ve bu haberin Müslüman Kardeşler sempatizanı Middle East Eye sitesinin Suudi Arabistan ve BAE arasındaki bölge politikalarında izlenen işbirliği/uyumdan rahatsızlığının bir sonucu olduğunu belirtmiştir. Nitekim, BAE, son yıllarda en büyük endişesi olan Müslüman Kardeşler üzerinde ciddi bir baskı uygulamakta ve bu hareketi siyasal sürecin dışına çıkarmaya çalışmaktadır.
Middle East Eye sitesinin genel olarak BAE ile ilgili haberleri incelendiğinde yazıların BAE aleyhinde olduğu gözlemlenmektedir. Bu çerçevede, BAE’nin İsrail ile gizli iş birliği içinde olduğu; BAE’nin Mısır’daki darbeyi desteklediği; Mısır ve Libya başta olmak üzere Kuzey Afrika ülkelerini istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerde bulunduğu gibi birçok haber yer almaktadır. Bu haberler çerçevesinde BAE’nin bölgede izlediği politikalara bakıldığında büyük oranda doğru oldukları gözlemlenmektedir.
BAE, Müslüman Kardeşler’in Mısır’daki iktidarını devirmek amacıyla ciddi girişimlerde bulunmuş ve ülkedeki kaos ortamını daha da derinleştirmek ve Mursi karşıtı bir sosyal tabanlı cephe oluşturmak amacıyla ülkede “Temerrüd” hareketinin kurulmasına destek vermiş ve Abdülfettah El-Sisi tarafından gerçekleştirilen askeri darbeye önemli ölçüde destek sağlamıştır. Özellikle darbeden sonra bu ülkeye çok ciddi finansal destek de vermiştir.
BAE’nin Yemen’deki meşru hükümetle de anlaşamadığı son dönemlerde çıkan haberlerden açıkça anlaşılmaktadır. BAE, Yemen’e ilişkin faaliyetlerini Islah Partisi karşıtlığı üzerine kurgulamıştır. Suudi Arabistan liderliğinde Yemen’e yönelik olarak başlatılan “Kararlılık Fırtınası Operasyonu” çerçevesinde Yemen’in güneyindeki faaliyetlerin sorumluluğunu üstlenen BAE’nin, ilk andan itibaren ayrılıkçı Güney Hareketi/Hirak unsurlarını organize ederek silahlandırmaya başladığı, silah ve teçhizat yardımlarının Yemen’deki ana selefi akımdan ayrı olarak faaliyet gösteren güneyli selefi gruplara yaptığı iddia edilmektedir. Aynı zamanda Yemen’in güney bölgesinde, ikisi BAE askerlerinden ikisi ise güney hareketiyle selefilerden oluşan BAE kontrolünde faaliyet gösteren dört tugay bulunduğu ve BAE tarafından eğitilip donatılan söz konusu tugayların Aden ve Hadramut’ta Islah Partisi ofislerine baskınlar yaparak, söz konusu partinin mensuplarını ve birçok sivili “El Kaide” suçlamasıyla tutukladıkları da ifade edilmektedir. Bütün bunların yanı sıra BAE, Yemen’in güneyinde sivil toplum kuruluşları ve basın organlarını da kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Çok sayıda medya kuruluşu, gazeteci/muhabir ve sivil toplum örgütleri BAE tarafından finanse edilmektedir. Yemen meşru yönetiminin, BAE’nin bu tarz politika ve faaliyetlerinden rahatsızlık duymasına rağmen mevcut koşullar altında açıktan bir tepki gösteremediği açıktır. Tepki gösterememekle birlikte meşru yönetim, BAE’yi dengelemek amacıyla Katar’ın, Yemen’in güney bölgesinde aktif bir rol üstlenmesini istemektedir.
BAE’nin en dikkat çeken politikası ise İsveç ve İsrail ile olan ilişkileridir. İsveç’in en yüksek tirajlı gazetelerinden biri olan Aftobladet, 13 Temmuz 2016 tarihli nüshasında ülkedeki silah tekeli Saab’ın BAE’ye 11 milyar kron tutarında Erieye radar gözetleme sistemi satma kararı aldığı belirtilmiştir. Bu hususta Fırat Haber Ajansı’nın 15 Temmuz 2016 tarihli nüshası dikkate değerdir. Buna göre; İsveç’teki yasa ve yönetmelikler, insan haklarını ihlal eden veya savaşan ülke ve taraflara silah satışını yasaklamaktadır. Oysa İsveç, “insan haklarını ihlal eden diktatörler söz konusu olduğunda yasa ve yönetmelikleri engel olarak görmemekte” ve “diktatörleri silahlandırmaya” devam etmektedir. Yine aynı habere göre BAE, “Orta Doğu ve dünyada en temel insan haklarını ihlal eden ve diktatörlükle yönetilen ülkelerin başında yer aldığı gibi Yemen’deki savaşta da aktif olarak yer almaktadır.” İnsan hakları örgütü Human Right Watch’un en son yayımladığı raporda BAE’nin de içinde yer aldığı Yemen’e yönelik operasyon düzenleyen koalisyon güçlerinin Yemen’de sivilleri öldürmek ve yaralamak eyleminde bulunarak savaş suçu işlediklerinin ifade edilmesine rağmen İsveç’in Saab’ın silah satmasına izin vermesi eleştirilmektedir.
BAE’nin en ilginç ilişkisi İsrail ile olandır. İki ülke arasında diplomatik tanıma olmamasına rağmen gelişen ilişki düzeyi başta Suudi Arabistan olmak üzere bölgedeki birçok ülkeyi rahatsız etmektedir. 2015 Kasım ayında Hararetz gazetesi, İsrail’in BAE’de ilk defa diplomatik varlığına işaret edecek bir temsilcilik açmayı planlıyor olduğunu haber yaptı. Bu haber aslında çok da sürpriz değildi. İsrail, 2009 yılında yenilenebilir enerjinin kullanımı konusunda ülkelere yardım etmek için kurulmuş olan ve şimdi Abu Dabi’de bulunan Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA)’nın merkezinin BAE olmasına destek vermişti. 2014 yılında ise İsrail’in altyapı işlerinden sorumlu bakanı, İsrail’in IRENA’ya sürekli temsilcilik açma amacından bahsetti. Bu gelişmelerle birlikte, iki ülke son dönemlerde Abu Dabi’nin Filistin devletini desteklemesine ve Yahudi devletini tanımayı reddetmesine rağmen, çeşitli bölgesel konularda kendilerini ittifak halinde buldular. Her iki devletin de ortak endişesi, bölgede İran’ın genişleyen etkisi ve Sünni köktenci grupların yükselişe geçmesidir.
Abu Dabi’deki otoriteler, 13 Temmuz 2016’da bir açıklama yaparak, İsrail menşeli bir güvenlik şirketi tarafından üretilen tüm emirliği içeren bir gözetleme sistemini başlattıklarını (Falcon Eye) bildirdiler. Abu Dabi Gözlem ve Kontrol Merkezi (ADMCC), yeni Falcon Eye gözetleme sisteminin “Emirlik’teki tesis ve binalarda kurulu kameraları şehir boyunca yayılmış binlerce diğer kameralara bağlıyor” olduğunu söyledi. Arabian Business tarafından bildirilen resmi açıklamada, Falcon Eye’ın Abu Dabi şehrindeki kamu alanlarındaki insan hareketliliğini takip ederken aynı zamanda trafiği gözleyerek yolların kontrolüne de yardımcı olacağı söylendi. Ancak, şunu önemle belirtmek gerekir ki, Abu Dabi otoriteleri, Falcon Eye’ın geliştirilmesinin ardında eski bir Mossad ajanı olan işadamı Mati Kochavi olduğunu açıklamadılar. Kochavi’nin İsviçre merkezli şirketi Asya Global Teknoloji (AGT), Şubat 2011’de Abu Dabi’de büyük çapta gözetleme sistemini tesis etmesi için 600 milyon dolarlık ihaleyi kazanmıştı. O tarihten itibaren Kochavi ve şirketinin kazandığı ihale ve yetkiler gittikçe artmıştır. İsrailli vatandaşların BAE’ye girmeleri yasakken, Kochavi’nin çok rahatlıkla bu ülkeye seyahat edebildiği Haaretz gazetesi tarafından da haber edilmiştir.
BAE’nin dış politikasına ilişkin dikkat çekici bir başka husus ise, Pakistan ile geliştirmeye çalıştığı ilişkidir. BAE, yukarıda da bahsedildiği üzere zenginliğini Pakistan’daki altyapı yatırımlarına da harcayarak bu ülke ile sıkı ilişki kurma amacındadır. Örneğin, en son 25 Haziran 2016’da Abu Dabi Kalkınma Fonu tarafından finanse edilen ve Pakistan Aşiretler Bölgesi Federal Yönetimi’nin iş birliği ile BAE-Pakistan Kardeşlik Yolu resmen açılmıştır. Kuzey ve Güney Veziristan’ı birbirine bağlayan 72 km. uzunluğundaki ve 9 metre genişliğindeki yolun yapımı 60.6 milyon dolara mal olmuştur. Abu Dabi Kalkınma Fonu tarafından Pakistan’da halihazırda hayata geçirilen kalkınma projelerinin sayısı 416’ya ulaşmıştır.
Özetle; BAE çok küçük bir ülke olmasına rağmen, bölgede mevcut zenginliğini kullanarak etkinliğini arttırmak yoluna gitmektedir. Bölgedeki gelişmeler çerçevesinde BAE’nin politikalarına bakıldığında en büyük endişesinin Müslüman Kardeşler ve Hizbullah gibi oluşumlar olduğu görülmektedir. Bu oluşumların bölgede etkisini gittikçe yaygınlaştıran İran ile bağlantıları, söz konusu ülkeyi daha da tedirgin etmektedir. Bu nedenle de başta Mısır olmak üzere bazı bölge ülkelerinde darbeleri/kaosu destekleme yoluna girmektedir. Şunu da önemle belirtmek gerekir ki; BAE, izlediği politikalarla özellikle kendisi ile ittifak içinde olabilecek birçok bölge ülkesinin (Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi) tepkisini çekmektedir.