Arap toplumu üzerindeki etnik ve İslam Dünyası üzerindeki Sünni-Vahhabi-Selefi etkisini, ABD ve İsrail başta olmak üzere angajmana girdiği güç odaklarının menfaatleri doğrultusunda kullanmaktan çekinmeyen Suudi Arabistan, son dönemde yaptığı “Ilımlı İslam” çıkışıyla dikkati çekmişti.
Veliaht Prensin 'Ilımlı İslam' çıkışı; ‘kadınların araba kullanması gibi’ Suudi Arabistan’da adımları atılacak bazı hak ve özgürlükler olarak algılayan analistlerin öngörülerinin ötesinde, dünya jeopolitiği ve jeostrateji ile en üst katmanda yaşanan kavramsal savaşların temel silahlarından birisi olması nedeniyle özel önem taşıyor.
Veliaht Prens Muhammed Bin Selman 25 Ekim 2017’de “ülkesinin radikal düşünceleri derhal terk ederek Ilımlı İslam’a geçeceğini” açıklamıştı. Bir ara not olarak “radikal düşünceleri terk” ifadesinin, coğrafyayı kan, kıyım, karmaşa ve yıkıma boğan radikal akımlara verilen desteğe dair ‘örtülü bir itiraf’ olabileceğinin de altını çizmek gerekiyor.25 Ekim’deki açıklamanın hemen ardından -12 gün sonra- ılımlılığa nazire eden radikal bir plan ve uygulamayla ‘yolsuzluk gerekçeli’ bir dizi operasyona girişti.
Bu noktada yapılan bu radikal operasyonlar sırasında gözaltına alınmaya çalışılan bazı prenslerin hayatını kaybetmesi, bazılarının şüpheli helikopter kazalarına kurban gitmesi, ateşlenen balistik füzelerin gölgesinde icra edilen Ilımlı İslam gündeminin hedefinde kimler vardı veneden bunlar hedef alınmışlardı sorularını akıllara getiriyor.
Suudi Arabistan’ın kum fırtınalı oynak siyasal zemini düşünüldüğünde ve ‘büyük olasılıkla bu tür bir zeminde yolsuzluk yapmayacak kadar akıllı’ ve buna ihtiyaç duymayacak kadar zengin, nüfuzlu ve Arap kült kültüründen beslenen ‘şeref ve haysiyet’ hassasiyetli Bedevi elitler ve onların operatörlerinin, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın yönettiği kamusal erk tarafından hedef alınmalarını anlamak çok zor değil. Zira, bu prensler mevcut yönetici elitlere bir şekilde tehdittiler veya tehdit olma olasılıkları vardı. Bu koşullar altında çok daha uzun soluklu olacağı anlaşılan ‘yolsuzluk gerekçeli’ tasfiyelerin ilk dalgası icra edildi.
Tabii akla ilk önce kilit altına alınanların 'Radikal İslam' söylemi, grupları, eylemleri ve kavramlarıyla olan olası bağlantıları geliyor. Suudi Arabistan’ın Radikal İslam’dan Ilımlı İslam’a geçişin yaşanmasının istendiği bu yeni gündeminde zihinlerde yer edinen sembol isim, yer ve figürlerle olan fantastik bağlantılar bile, bağlantının diğer ucundaki kişi, kurum ve varlıkların hedef alınabileceğini gösteriyor. Bu anlamıyla 1990’lı yıllarda ağabeyi Usame’yi reddeden ve yıllık 30 milyar dolar bütçeli Ladin Group'un başındaki Bakr bin Ladin'in operasyonla derdest edilebilmiş olması önemli bir örneği teşkil ediyor. Diğer bir örnek ise küresel bağlantıları oldukça güçlü olan Prens Talal.
Ortaya konulan bu ‘yolsuzluk gerekçesine’ çok takılıp kalınmaz ise bu operasyonların merkezinde, geleceği şu andaki kralın zürriyeti üzerinden kurgulanan hanedana/ardılına ve öngörülen olası sisteme alternatif, muhalefet ya da tehdit üretebilecek ve tahtta hak iddia edebilecek kişi ve güç odaklarının hedef alındığı görülecektir.
Diğer bir tarafıyla derdest edilen bu elit ve türevlerinin diğer özelliği ise şudur: başta ABD olmak üzere, Suud ülkesinin geleceğinde etki üretebilecek güç odaklarının desteğini alma, pazarlık ve müzakere edebilme kabiliyetidir. Yani Kral Selman ve veliaht oğlu, ABD desteğini alma potansiyeli taşıyan güç odaklarını yine ABD desteği ile pasifize etmenin peşine düşmüşlerdir ve elbette bunun bir de bedeli vardır.
Suudi milli güç unsurlarının ABD ekseninde sarfı nazarı, para ile silahın el değiştirmesi, ‘para patlatma’, ABD’nin Ortadoğu ve küresel politikalarına destek ve hizmet, İslami gözüken kavramların, toplumların, toprakların, örgütlerin, güç ve silah unsurlarının dönüşüm ve yönetimi, enerji kaynakları ve hatları konunun temel başlıklarıdır.
Öyle ki, Radikal İslam etkisiyle yere çarpılan bir vazo gibi paramparça olan İslam Dünyası’nın, başat ABD ve İsrail’in istediği gibi dikiş tutmayacak, kavramsal bir doğruluk ve bütünlük oluşturamayacak, direnç ve onur üretemeyecek ve birbirlerini ‘istenilen şekilde’ domine ederek yapıştırılması büyük önem taşımaktadır.Belli ki artık bunun adı da Vahhabi-Selefi kökenli yeni nesil “Ilımlı İslam”dır.
Kral Selman’ın tahtı ele geçirmesiyle birlikte kendi zürriyetinin iktidarda baki olmasını amaçlayan niyet ve maksadı, Suudi kökenli Ilımlı İslam projesiyle artık bütünleşecek ve ortak bir gelecek arayacak.Belli ölçülerde sübvanse edebileceği öngörülse bile radikalizm üzerine inşa edilecek ılımlılığın başarı şansı çok yüksek değildir. Projenin özellikle toplumsal katmanlarda karşılık bulması gerekiyor. Bunun içinde radikalizmin ortaya çıkmasına neden olan nedenlerin, gerekçelerin ve koşulların ortadan kalkması ve neden olduğu düşmanlıkların genetikten temizlenmesi gerekiyor. Bunun için Suud’un ya da ABD’nin Ilımlı İslam’a yatıracağı para ne kadar çok olursa olsun, optimum sonuca ulaşılmasını sağlayamayacaktır. Hatta ortaya çıkan sonuçlarıyla bu süreç mevcut Suud hanedanının ve yeni nesil Ilımlı İslam’ın yıkılmasıyla dahi sonuçlanabilir. Hatta, İran (Şia-Pers) ile (Arap-Suud-Sünni-Selefi-Vahhabi) dominasyonu ve hesaplaşması üzerinden olası yıkım süreçleri de devreye girebilir.
Önümüzdeki süreçte Kral Salman ve payitahtı öngörülerine ve sorumluluğunu aldığı projeye tehdit olarak algıladığı güç-insan-para yığınağını etkisizleştirmek, biat ettirmek, gücü ve parayı kendi tasarrufuna altına almak isteyecektir.Peki bu süreç tersine dönebilir mi ya da orta bir yol bulunabilir mi?Aslında bu olasılıkların da hepsi mümkündür.Çünkü Kral Selman ve veliaht oğlu projenin asli sahipleri değildir. Onlar sadece ödeyecekleri bedel karşılığında hanedanlarını sürdürmek isteyen bir uygulayıcı konumundadırlar. Arkalarına aldıkları bu destek ve ambalajlı bu söylevle farklı fikir, ideoloji, ekol, para ve güç kaynaklarını kontrol etmek istiyorlar. Fakat uluslararası aktörler buna izin vermeyebilirve bu alanda onlar için söz konusu olan riskler her geçen gün artmaktadır.
Vahhabi tabanlı Ilımlı İslam ise; kendisi gibi İslam’a montajlanan İdeolojik İslam, Radikal İslam, Tasavvuf-Cemaat-Tarikat modelleriyle birlikte İslam’a dair veri tabanını kullanması nedeniyle, diğerleriyle benzerlikler gösterse de temelde çok daha farklı bir eksen ve kimya üretiyor. Öncelikle, Ilımlı İslam’ın hedefinde kavramlar üzerinden değişim-başkalaşım-dönüşüm vardır: Temelde “Ilımlılık” adı altında, İslam’ın muharref (bozulmuş-aslını yitirmiş) olarak tanımladığı ve bu nedenle ret ettiği Yahudilik ve Hristiyanlığı, bazı “ortak noktalar üzerinden, “Hak” kabul eden-edilmesi gerektiğini dikte ve/veya tavsiye eden bir öğreti öne sürülmektedir. Diğer bir tarafıyla Ilımlı İslam projesi saldırıya uğrama halinde bile savunma pozisyonları almayı dahi engellemeyi amaçlayan temel öngörüleri içinde barındırmaktadır. Bu haliyle Ilımlı İslam projesi, tam bir ‘siyasi-askeri-ekonomik-dini-kültürel-coğrafi ve kavramsal’ işgal projesi olarak görülebilir.
Bununla birlikte, diğerleri gibi karşıtlıklar, kullandığı farklı semboller, ritüeller, figürler, kişiler, angajman ve bağlantıları nedeniyle “çözüm iddiasıyla birlikte” temel sorunun tam bir parçasıdır. Sonuçta bu proje, Müslümanlık iddiasındaki kişi-kitle ve toplumları vahiy-irade-akıl-vicdan ve fıtrat çizgisinden ‘sözde’ vahyi ve dini kavramları kullanarak uzak tutmaya çalışmaktadır.Artık Ilımlı İslam projesi, Suud üzerinden çok daha farklı bir sistematik üzerinden yol almaya çalışacaktır. Daha da evirilerek, orijininde İngiliz mayası olan Arap milliyetçiliği, aşiret ve çöl kültürü (Bedevilik) tabanlı İdeolojik İslam olan Vahhabilik ve Selefilik üzerinden varlık ve etki üretmeye çalışacaktır. Bunu da kendisini radikalizmin anti tezi olarak yansıtarak yapmaya çalışacaktır. İlginç bir şekilde bu yeni hamle, radikalizmin merkezi ve ana omurgası olduğu iddia edilen topraklar ve öğretiler üzerinden hayata geçirilmek istenmektedir. Fakat unutulmaması gerekir ki, böylesi bir projenin etkilediği coğrafyada ve toplumsal katmanlarda hedeflenen dönüşümü gerçekleştirebilmesi için öncelikle dönüşüme önderlik yapması tasarlanan ülkenin, kimyasının ve omurgasının değişmesi gerekmektedir.
Bu aşamada sormamız gereken temel sorulardan-sorunlardan birisi deşudur: Suudi Arabistan’ı Selefi-Vahhabi orijinli Ilımlı İslam’ın merkez üssü seçen ABD ve yörüngesindeki güçler, neden yeni sıklet merkezini buradan oluşturmaya çalışıyorlar? Bu projede başarılı olabilirler mi?Bu sorunun yanıtı ise Suudi Arabistan’ın yığınağı ve bu yığınakla etkili olabileceği alanlarda ve zihinlerde gizli.Ama proje ne kadar güçlü olursa olsun, bu mayanın tutması için yeterli gerekçeler ve şartların yerine geldiği görülmemektedir.Çünkü, soruna neden olan gerekçeler, nedenler ve koşullar ortadan kalkmadığı gibi, çözüm olarak dayatılan bu proje de aslında sorunun tam bir parçası olarak öne çıkmaktadır.
Şu an Suudi Arabistan’a biçilen ılımlı İslam projesinden kaynaklanabilecek tehditlere Türkiye hiç de yabancı değil. Hatta bu konuda dünyadaki en tecrübeli ülke olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır. İdeolojik İslam, tasavvuf-tarikat-cemaat öğretilerini kullanarak ortaya çıkan güç, etki ve menfaat odaklı ‘ara versiyon olan’ Ilımlı İslam’ın asıl uygulayıcısı Fethullah Gülen ve onun yönettiği örgüt idi. Fethullah Gülen orijinli Ilımlı İslam’ın ortaya koyduğu ya da ortaya koyması öngörülen etki, 15 Temmuz gecesi asıl kullanmak istediği güç ve alan (ordu ve devlet) için giriştiği mücadele olduğu anlaşıldı. Bu yapının hain darbe girişimininTürk halkı ve kurumlarının demokratik direnişiyle püskürtülmesiyle, bu küresel Ilımlı İslam projesibugüne kadar sahipsiz kaldı. Suudi Arabistan'ın bu yeni hamlesiyle bu projenin artık yeni sahibini bulduğu görülüyor. Kısacası,Suudi Arabistan'ın attığı son adımların, Türkiye’de başarısız olan ve FETÖ üzerinden yürütülen projeyle ilişkisi olduğunu söylemek mümkündür. Bu yapının Türkiye'de 40 yıllık bir arka planı ve tecrübesi vardı. Buna rağmen ordu ve devlet erkini ele geçirmek isterken, halktan ve devlet kurumlarından gelen direnç ile girişimleri akamete uğradı.Görüldüğü kadarıyla FETÖ projesinin dipten yükselerek zirveye çökmek gibi bir stratejisi vardı. Suudi Arabistan örneğinde ise tam tersi bir durumla karşı karşıyayız. Devlet ve ordu erki Ilımlı İslam’a bahşedilmiş durumdadır.
Artık Suud hanedanı, gücü, parası ve ideolojisi üzerinden aradığı etkiyi üretmeye çalışacaktır. Bu süreçte şöyle bir olasılığın da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu projenin uygulayıcısının da (Suudi Arabistan’ın-Vahhabiliğin-Selefiliğin-Radikalizm de) süreç içerisindeevrimi ve dönüşümü de gündeme gelecektir.Yani projenin ana hedefinde sadece Suudi Arabistan’ın etkilediği ve ittiği coğrafyalar ve kitleler yoktur. Bizzat Suudi Arabistan’ın değişip dönüşmesi de söz konusu olacaktır.
*ORSAM Güvenlik ve Strateji Çalışmaları Danışmanı