İsrail’in Gazze operasyonunun en önemli gündem maddesi olduğu şu günlerde Avrupa Birliği, Rusya-Ukrayna arasındaki enerji krizinin olumsuz sonuçları ile baş etmeye çalışıyor. Hatırlanacağı gibi Rusya 1 Ocak tarihinde borç ödeme sorunu ve enerji fiyatlarındaki anlaşmazlık dolayısıyla Ukrayna’ya verilen tüm doğal gazı kesmiştir. Anlaşmazlık 2 haftadır çözülememiş, taraflar arasında uzlaşma sağlanmasına yönelik çabalar ise sonuçsuz kalmıştır.
Krizin patlak vermesinin ardından, AB Dönem Başkanı Çek Cumhuriyeti’nin krizi Rusya-Ukrayna arasında yaşanan bir kriz olarak gördüğünü açıklaması ve AB ülkelerine yönelik enerji akışı kesilmedikçe soruna müdahil olunmayacağına ilişkin değerlendirmeleri, AB’nin karşı karşıya kalacağı krizin habercisi olmuştur. Yaklaşık iki haftadır süren kriz özellikle Doğu ve Güney Avrupa ülkelerini de olumsuz şekilde etkilemeye başladığında ise AB için derinleşmiş krize çözüm bulmak daha da zorlaşmıştır. AB’nin girişimleri sonucu, Avrupa’ya yönelik doğal gaz akışının kesintisiz gerçekleşmesinin gözlemlenmesi için hem Ukrayna hem de Rusya’ya gözlemciler gönderilmiş ancak Rusya, Ukrayna devletinin hattan geçen doğal gazın bir kısmını çaldığına dair iddialarını daha da yüksek sesle dile getirmeye başlamıştır. Anlaşma sağlanması halinde dahi, yeniden düzenli bir enerji akışına geçilmesi teknik sebeplerden dolayı uzun zaman alacağa benzemektedir. Avrupa Birliği, Ukrayna-Rusya anlaşmazlığının sürmesine rağmen, Avrupa’ya yönelik akışın devam edebileceğine kanaat getirmiş, böylece Rusya karşısında Ukrayna’ya destek verilmesi seçeneğine de sıcak bakmadığını ortaya koymuştur. Ancak iki haftadır süren kriz göstermiştir ki Ukrayna üzerinden yapılan enerji akışı, eski haline döndürülmediği takdirde, hem AB ülkeleri hem de Türkiye dâhil olmak üzere birçok ülke kış aylarından ciddi enerji krizi ile karşı karşıya kalma tehlikesi altındadır. Avrupa Birliği’nin krize müdahil olmamasının temelinde iki önemli tedirginlik yatmaktadır. Birincisi, özellikle Gürcistan’daki kriz sonrası Rusya’yı daha da kızdırmaktan çekiniliyor olması, ikincisi Rusya karşısında Ukrayna’yı desteklemenin Ukrayna’daki durumu daha da kötüleştirebileceği ihtimalinin göz önünde bulundurulması. Böylece AB, Rusya’nın Ukrayna ile anlaşmazlığına taraf olmaktan imtina ederken, bir yandan da Ukrayna ve Gürcistan gibi kritik noktalarda öncekilerle uyuşmayan yeni bir tavır da ortaya koymakta ve sorunlara müdahil olmayacağını ya da bu ülkelere destek olmayacağını göstermektedir. Buna rağmen kriz giderek daha da derinleşmekte, taraflar arasında anlaşma sağlanamamakta ve giderek Avrupa’yı da etkiler hale gelmektedir. Bu kriz sadece Ukrayna ve Avrupa Birliği için değil, Rusya için de olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Özellikle Doğu ve Güney Avrupa’da Rus enerji kaynaklarına yönelik yüksek talep, bu kriz sonrası Rusya’ya yönelik güvensizliğin artması ile sonuçlanabilecektir. Aynı durum Rusya ile yakın ilişkiler içerisinde olan Almanya gibi ülkeler için de geçerlidir. Rusya, bir enerji rotası olarak Ukrayna’nın istikrarsızlığına dikkat çekmeye çalışırken, Kuzey Akım projesini de tekrar Avrupa gündemine taşımaya çalışmaktadır. Ancak Avrupa Birliği, asıl sorunun projeler ya da transit ülkeler değil, Rusya’nın enerji ticareti konusunda, çıkarları söz konusu olduğunda takınabildiği agresif tavır olduğunun farkındadır. Böylece Rusya’nın enerji sağlayıcı ülke konumu da giderek sarsılmaktadır. Rusya’nın Ukrayna’ya bu kadar baskı yapmasının sebebi, düşen enerji fiyatları karşısında uğradığı ekonomik kaybın Ukrayna örneğinde olduğu gibi bir taban fiyat ile yükseltilmesi böylece gelecekte enerji fiyatlarında yaşanacak düşüş durumunda diğer ülkelere karşı da bir koza sahip olmaktır. Ayrıca Rusya-Ukrayna siyasi ilişkileri ve iktidarın Rusya karşıtı tutumu da ortaya çıkan krizin önemli sebepleri arasındadır. Sorun, AB ülkelerinin Rusya’nın enerjiye dayalı dış politikasında izlediği bu stratejinin çok daha önceleri farkında olmalarına rağmen, AB içerisinde Rusya ile yapılan enerji ticareti ve AB enerji politikası konusunda ortak bir tavır ortaya konulamamasından kaynaklanmaktadır. AB enerji politikası çerçevesinde sağlanabilecek bir bütünlük, AB ülkelerinin Rus enerji kaynakları ve transit ülkelerine olan bağımlılığın alternatif kaynaklar ile az da olsa dengelenebilmesine veya bu yönde bir siyasi irade ortaya konabilmesine, Ukrayna krizinin Avrupa’yı minimum derecede etkilemesine de olanak sağlayacaktır. Bu sadece AB ülkelerini değil Ukrayna üzerindeki Rus etkisi ve baskısını da kırabilecek bir gelişme olacaktır, çünkü Ukrayna’nın stratejik konumu ona yarardan çok zarar getirmiş, Rusya ve Batı arasında kritik bir mücadelenin ortasında bırakmıştır. Rusya’nın Ukrayna ile her sene önemli krizler yaşamasının sebebi yalnızca ülkedeki Rus karşıtı iktidar veya Gürcistan krizi gibi gelişmelerde Rusya karşısında takınılan tavır değil, Ukrayna’nın Rus enerjisine giderek artan bağımlılığından kaynaklanmaktadır. Ukrayna-Rusya arasındaki krizin çözümlenmesi kısa vadede mümkün olabilecektir. Ukrayna büyük ihtimalle Rusya’nın çıkardığı faturayı ve enerji fiyatlarının Avrupa seviyesine çekilmesine göz yumacaktır. Ancak uzun vadede Avrupa Birliği’nin Rusya ile çatışma ihtimali yüksektir. Bunun sebebi yürütülen enerji politikaları sebebiyle Rusya ile ilişkilerin kaçınılmaz şekilde yoğunlaşacak olmasıdır. Böylece Rusya’ya artan bağımlılık Avrupa Birliği’ni daha da zora sokacak ve AB bu asimetrik ilişkiden zarar görmeye başlayacaktır. Bugün yaşanan kriz AB’nin artan bağımlılığa karşı tedbir almaması sonucunda gerçekleşmiştir. Bu kriz ortaya çıkarmıştır ki Ukrayna-Rusya enerji krizi hiçbir zaman sadece iki taraf arasındaki bir sorun olarak kalmayacak, Rusya’nın AB ve Batı ile ilişkilerini de derinden etkileyecektir.