Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

İsrail Seçimleri ve Beklentiler

Gazze operasyonlarının gölgesinde ve etkisinde, İsrail’de 10 Şubat 2009’da seçimler yapılmıştır. 5 milyon 300 bin civarında seçmenin olduğu İsrail’de seçimlere katılım yaklaşık yüzde 65 oranında gerçekleşmiştir. 120 üyeli İsrail Parlamentosu Knesset’te Dışişleri Bakanı Tzip Livni liderliğindeki merkez partisi Kadima 28, eski başbakanlardan Benyamin Netanyahu liderliğindeki sağcı Likud Partisi 27, aşırı sağcı ve İsrail’deki Rusça konuşan Yahudiler tarafında sıkı bir şekilde desteklenen ve kendisi de Moldova göçmeni olan Avigdor Lieberman liderliğindeki İsrail Evimiz Partisi 15, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak liderliğindeki İşçi Partisi 13 ve aşırı dinci parti Şas da 11 sandalye kazanmıştır. İsrail’in yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Araplar da mevcut durumlarından bir sandalye fazla kazanarak Knesset’te 11 sandalyeye sahip olmuşlardır.   Bir önceki seçimlerde bu partilerin kazandığı sandalye sayısı bakımından özellikle sağcı partilerin sandalye sayılarında artış yaşandığı görülmektedir. Seçim öncesi Knesset’te, Kadima 29, Likud 12, İsrail Evimiz Partisi 11, İşçi Partisi 19, Şas Partisi ise 11 üye ile temsil edilmiştir. Arap partilerin ise Knesset’te toplam 10 milletvekili yer almıştır. Bu duruma göre, Şas ve Kadima bir sandalye kaybederken, İşçi Partisi tarihi bir yenilgi olarak adlandırılabilecek bir şekilde sandalye sayısında artış beklerken 6 sandalye kaybetmiştir. Öte yandan Likud ve İsrail Evimiz sandalye sayılarını arttırırken, Arap partiler de 1 sandalye daha kazanmıştır.   Bu noktada, hiçbir partinin tek başına veya iki parti olarak bir hükümet kuramadıkları görülmektedir. Zira bir hükümet kurulabilmesi için 61 üyeye ihtiyaç vardır. Dolayısıyla İsrail’de hükümet kurmak isteyen partilerin en az 3 partili bir koalisyona gitmesi gerektiği söylenebilir. Mevcut duruma bakıldığında, Likud Partisi’nin lideri Netanyahu ve Kadima lideri Livni arasında bir rekabet durumu söz konusudur. Milliyetçi kampın net zaferinin verdiği avantajla hükümet kurma görevinin kendisine verilmesini bekleyen Netanyahu, “Tanrının izniyle ülkeyi yöneteceğim”, ifadesinde bulunarak iddiasını ortaya koyarken, Livni ise, daha ılımlı davranıp, Netanyahu’yu halkın tercihine saygı gösterip kendi başbakanlığındaki milli birlik hükümetine katılmaya çağırmıştır. İsrail’de Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in hükümet kurma görevini istediği lidere verme yetkisi varken, bu görev teamül gereği en çok sandalye kazanan partiye verilmektedir. Bu noktada Livni ilk tercih olarak karşımıza çıkmaktadır.   İsrail’de koalisyonlara yönelik projeksiyon yapıldığında, Livni’yi zor bir dönemin beklediğini söylemek mümkündür. Zira Livni, Başbakan Ehud Olmert’in istifası üzerine Kadima partisinde yapılan seçimle partinin yeni lideri olmuş, hükümet kurma çalışmalarına başlamış, ancak Livni’nin hükümeti kuramaması üzerine, erken seçimlere gidilmiştir. Gazze olayları Livni’ye çok fazla oy kaybettirmese de sağcı partilerin yükselişi Livni’nin hükümet kurmasını daha da zorlaştırmaktadır. 42 günde hükümet kurulamaması halinde, hükümet kurma görevinin Netanyahu’ya verilmesi muhtemeldir. Netanyahu’nun bir koalisyon kurması, Livni’ye göre daha kolaydır. Zira Likud lideri Netanyahu’nun, İşçi Partisi ile İsrail Evimiz Partisi ve Şas Partisi lideriyle, Araplara yönelik yaklaşımları nedeniyle anlaşmasının daha kolay olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda, kurulacak  milliyetçi bir hükümetin İsrail-Filistin barış sürecinde kat edilen yolu, geriye doğru götürmesi muhtemeldir. Hem Barak hem de Liebermann Netanyahu’nun aksine iki devletli çözümü desteklemektedir. Ancak Netenyahu’nun başbakan olma hırsı göz önünde bulundurulduğunda, iki devletli çözüme yönelik görüşmeler konusunda Netanyahu’nun da geri adım atabileceği düşünülmektedir. İki devletli çözüm konusunda Livni’nin Liebermann ve Barak’la görüşleri ortaktır. Ne var ki, tartışma konularının sadece Filistin’in yönetim şekliyle sınırlı kalmadığını belirtmek mümkündür. Partiler arasında, İsrail ile Filistin arasındaki Kudüs’ün statüsü, mülteciler konusu, toprak paylaşımı gibi konuların yanı sıra, İsrail’in iç politikasına yönelik de farklı görüşler mevcuttur. Bu nedenle hem Livni’yi hem de Netanyahu’yu zor bir görev beklemektedir. İki devletli çözümün hükümet politikası olarak benimsenmediği bir hükümetin, bu planı destekleyen ve arkasında olan ABD yönetimi ile de ilişkileri gerginleştirmesi muhtemeldir. Bu nedenle kurulacak hükümet, İsrail-Filistin meselesini etkileyeceği gibi, bölgede yeni siyaset alanlarının açılmasını tetikleyebilecektir.

Etiketler

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar