Yrd. Doç. Dr. Veysel Ayhan, Abant İzzet Baysal Üniv. Uluslararası İlişkiler Bölümü
7-8 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Türkiye-Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Yüksek Düzeyli Stratejik Diyalog 1. Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda iki taraf arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi açısından oldukça önemli kararlar alınmıştır. KİK Dışişleri Bakanlarının ilk kez bir ülkeyi (Türkiye’yi) stratejik ortak olarak ilan ettikleri Eylül 2008’deki Cidde toplantısından sonra gerçekleştirilen ikinci Stratejik Diyalog toplantısında karşılıklı işbirliğinin geliştirmesine dönük bir takım kurumsal yapıların kurulması konusunda anlaşmışlardır. Öte yandan İstanbul toplantısın öncülü sayılan Cidde toplantısında dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan, iki taraf arasındaki ilişkiye atfen Türkiye’nin, Körfez bölgesinin istikrar ve güvenliğine büyük önem atfettiğini ve o gün başlatılan düzenli siyasi diyalog mekanizmasının, Türkiye ile KİK üyesi ülkeler arasındaki stratejik ilişkilerin gelişmesine büyük katkı sağlayacağını vurgulamıştı.(1) 2008’de tesis edilen Stratejik Diyaloğun, KİK’in tek bir ülkeyle sahip olduğu ilk düzenli danışma süreci olmasının en önemli nedeni ise iki tarafın da siyasi, ekonomik, savunma, güvenlik ve kültür alanlarındaki işbirliğini düzenli üst düzey görüşmeler yoluyla daha da ilerletmeyi hedeflemesinden kaynaklanmaktaydı. Nitekim İstanbul toplantısında alınan en önemli kararların başında 30 Mayıs 2005 tarihinde Manama'da (Bahreyn) imzalanan Türkiye Cumhuriyeti ve Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Üyesi Ülkeler Arasında Ekonomik İşbirliğine İlişkin Çerçeve Anlaşma’nın(2) onay belgelerinin teati edilerek yürürlüğe konması gelmektedir. Türkiye ile KİK arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine dönük ilk girişim Körfez İşbirliği Konseyi’nin Haziran 2004’teki toplantısında gündeme gelmiştir. Körfez İşbirliği Ülkelerinin 91. Olağan Toplantısı’nda Türkiye ile KİK üyesi ülkeler arasında ekonomik işbirliğine ilişkin bir çerçeve anlaşma imzalanması kararlaştırılmıştı. Daha sonra 30 Mayısta Bahreyn’deki toplantıda Türkiye ile KİK arasında imzalanan Çerçeve Anlaşma bir anlamda Türkiye ile KİK üyeleri arasında ekonomik, sosyal ve güvenlik alanlarında oldukça önemli bir stratejik diyalog mekanizmasının kurulmasını öngörmektedir. Çerçeve Anlaşma’nın içeriğine bakıldığında, taraf ülkelerin çeşitli alanlarda ekonomik işbirliğini destekleyecekleri ve bu alanlarda karşılıklı bilgi ve gerekli teknik uzmanlık değişimini teşvik edeceği, aralarında bir Serbest Ticaret Alanı tesisine ilişkin görüşmeler başlatılacağı, sermaye hareketleri, ortak yatırım projeleri kurulması ile ekonomi, ticaret ve sanayinin çeşitli alanlarında ticari nitelikli yatırımların kolaylaştırılması için uygun düzenlemeler yapılacağı ifade edilmektedir. Türkiye ile KİK üyesi ülkeler arasında ekonomik işbirliğinin daha da güçlendirilmesi amacına yönelik olarak “Ekonomik İşbirliği Ortak Komitesi” kurulması ve bu Komite’nin girişimleriyle belirli dönemlerde düzenli toplantıların yapılması gündeme gelecektir. Çerçeve Anlaşma’da Ortak Komite’nin, uygun gördüğü ve gereklilik arz eden durumlarda taraflar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için alt komiteler ve ihtisaslaşmış çalışma grupları kurma yetkisine sahip olduğu belirtilmektedir. Bu bağlamda Türkiye-Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Yüksek Düzeyli Stratejik Diyalog 1. Dışişleri Bakanları Toplantısı” sonunda yayımlanan ortak deklarasyonda, yürürlüğe giren Türkiye-KİK Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması kapsamında taraf ülkelerin ekonomik, ticari ve teknik alanlarda ulaşım, altyapı, yatırımlar, gıda güvenliği ve turizmle sınırlı olmayan geniş çerçeveli bir işbirliği konusunda anlaşmaya varıldığı açıklanmıştır. Ayrıca, iki tarafın enerji kaynaklarının kullanımı ve geliştirilmesi konularında da işbirliği yapmalarının önemine dikkat çekilmiş ve bu konuda bazı ortak projelerin geliştirilmesi için çalışmaların başlatılması üzerinde durulmuştur. Toplantının bir diğer önemli boyutu, gerek Türkiye gerek KİK üyelerinin, görüşmeleri süren serbest ticaret anlaşmasının imzalanması için irade birliği içinde olduklarını bir kez daha ifade etmeleri olmuştur. Türkiye ile KİK arasında bir serbest ticaret anlaşmasının imzalanması Haziran 2004’deki KİK toplantısında da gündeme gelmişti. 2004’deki toplantıda üye ülkeler Türkiye’yle serbest ticaret anlaşmasının imzalanması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını onaylamışlardı. Manama’daki anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından KİK ile Türkiye arasında serbest ticaret anlaşmasının görüşmelerine geçilmişti. İstanbul’daki toplantıda sözkonusu taraflar bir kez daha konuyu gündeme getirmiş ve görüşmelerin kısa sürede bir anlaşmayla sonuçlanması yönündeki hedeflerini ortaya koymuşlardır. İstanbul toplantısının ardından bir konuşma yapan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ''Tarihimiz ortaktır. Bugünkü meselelere bakışımız, vizyonumuz ortaktır. Geleceğe yönelik bakışımız da gelecek planlamamız da bundan sonra bu mekanizmalar üzerinden ortak olacaktır” ifadelerini kullanmıştır. Davutoğlu, ayrıca KİK ülkeleriyle kurulacak işbirliğinin ''siyasi ve stratejik boyut konusunda Türkiye ile KİK ülkeleri arasında üst düzey bir siyasi ve stratejik diyaloğun başlatıldığını'' belirtmiştir. Davutoğlu konuşmasının bir kısmında Türkiye'nin KİK ülkeleriyle daha önce de iyi siyasi ilişkilerinin bulunduğunu, politik çıkarları konusunda ihtilaflarının bulunmadığını belirtmiş ve İstanbul toplantısında alınan kararlarla, Türkiye ile KİK arasında kurumsal bir işbirliği mekanizmanın kurulduğunu bildirmiştir. Türkiye’nin genelde Ortadoğu ve özelde de Körfez bölgesindeki politikalarını ve hedeflerini tanımlayan Dışişleri Bakan Davutoğlu’na göre, Ankara, ''üst düzey siyasi diyaloglara, ekonomik karşılıklı bağımlılığa, kültürel uyuma dayalı bir perspektifle bölgesinin bir refah, istikrar ve barış alanı haline dönüşmesine” katkı yapmayı istemektedir. KİK üyesi ülkelerin de temel dış politika kaygılarının bölgenin istikrarını sağlama doğrultusunda olduğunu ifade edilmiştir. Bu amaca yönelik olarak Türkiye ile KİK üyesi ülkelerin, birlikte her türlü adımın atılması konusunda tam bir görüş birliği içinde olduğunu dile getiren Davutoğlu’na göre, İstanbul Toplantısı’nda sonra siyasi stratejik açıdan bölgedeki ve dünyadaki siyasi gelişmeler konusunda Türkiye ile KİK arasında çok yakın bir işbirliği gündeme gelecektir. Türkiye ile KİK arasındaki işbirliğinin sürdürülebilir olması açısından taraflar öncelikli olarak ekonomik ve toplumsal alanlarda işbirliği yapılması konusunda anlaşmışlardır. Bu amaca yönelik olarak başta ulaşım alanında olmak üzere enerji ve ortak yatırımlar karşılıklı olarak desteklenecektir. Nitekim, Türkiye ile KİK üyesi ülkeler arasındaki ticaret hacminin 2002'de 2,1 milyar dolardan 2008'de 16,6 milyar dolara yükselmesi ekonomik alanlardaki işbirliğinin gelişerek sürdüğünü göstermektedir. Bu çerçevede KİK üyesi ülkeler Türkiye’de 10 milyar dolarlık yatırım taahhüdünde bulunmuşlardır. KİK ve Türkiye arasında ekonomik işbirliğinin yanı sıra ülkeler arasındaki toplumsal ilişkilerin karşılıklı geliştirilmesi de önemli bir adım olarak görülmektedir. Bu amaca yönelik olarak yakın dönemde eğitim başta olmak üzere kültürel değişim programları ve ortak kültürel etkinlikler düzenleme gibi konular daha sık gündeme gelecektir. Diğer yandan İstanbul toplantısında konuşan KİK Genel Sekreteri El Atiyyah, Türkiye’nin bölgede oynadığı role dikkat çekerken ''Türkiye'nin üstlenmiş olduğu yapıcı rolü ve bölgedeki bıkkınlık ve bezginlik duygularının ortadan kaldırılması için harcadığı çabalarını takdire şayan görüyoruz'' ifadelerini kullanmıştır. Umman Dışışleri Bakanı da Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki tarihi ve kültürel bağlara vurgu yapmıştır. Dolayısıyla KİK üyesi ülkelerin Türkiye’nin bölgede daha aktif bir aktör olmasını istemeleri ve bu yöndeki girişimleri desteklemelerinin farklı tartışmaları da beraberinde getirmesi kuvvetle muhtemeldir. En önemli tartışma konusu, Türkiye ile KİK arasında kurulan stratejik diyaloğun ne anlama geldiği olacaktır. Diğer bir deyişle “Taraflar arasında hangi stratejik çıkarların korunması hedeflenmektedir?” ve “İşbirliği ekonomik alanda sınırlı mı tutulacak yoksa temel hedef KİK üyelerinin güvenliği sağlamak mıdır?” tarzında sorular gündeme gelecektir. Türkiye-KİK İlişkilerinde Yeni Bir Dönem: Türkiye’nin Rolü KİK üyelerine göre(3) Türkiye, gelişmiş ekonomik yapısı, demokrasi, NATO üyeliği, mezhepsel olarak Sünni İslamı benimsemiş olması ve radikalizm desteklemeyen dış politikasıyla bölgede stratejik ortaklık kurulabilecek en önemli güçtür. Büyük ve kalifiyeli bir nüfusa sahip olması ve İran’ın etkisini dengeleyebilecek uluslararası askeri ve politik angajmanlarının bulunması da Türkiye-KİK ilişkilerinin gelişmesinde oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Mısır bu özelliklerin birçoğundan yoksun olduğundan KİK’nin kaygılarını gidermekten uzaktır. KİK üyeleri bir İran’la karşılaştırıldıklarından küçük ülkelerdir. 2003 sonrası dönemde küçük ülke diplomasisinin, diğer bir deyişle dengeli ve çok taraflı angajmanların geliştirilmesi gündeme gelince güvenilir bir partner olarak Türkiye’ye yönelmişlerdir. Türkiye İran’ın aksine KİK üyelerinin rejimlerini ve Batı’yla ilişkilerini sorgulamamaktadır. Türkiye’nin son on yıldır bölgede etkisini artırması KİK ile ilişkilerine de yansımıştır. Suriye ile ilişkilerin düzeltilmesi bir başlangıç noktası oldu. Daha sonra Suriye-İsrail arasında arabuluculuk rolü, Lübnan’daki mezhepsel sorunların çözümünde arabuluculuk ve hatta HAMAS’ın İran etkisinden çıkartılmasında oynadığı rol KİK bölgesinde yankı yapmıştır. Son aylarda Suudi Arabistan-Suriye ilişkilerinin gelişmesinde Suriye’nin KİK-Türkiye etki alanı içine çekilmesi için bir başlangıç olacağı ileri sürülebilir. Gazze’de bir sanayi bölgesinin kurulması dâhil, tablonun bütününe bakıldığında Türkiye Arapların sorunlarına karşı geliştirdiği çözüm önerileri dikkatleri Türkiye üzerine çekilmesine yol açmıştır. Diğer yandan KİK üyeleri bir NATO ülkesi olarak Türkiye’nin İran’la ilişkilerini zaten belli bir yoğunlaşmanın ötesine geçemeyeceğinin farkındadır. Türkiye-İran ilişkilerinin uzun dönemde İran’ın KİK bölgesinde radikal açılımlarını diplomatik yollarla durdurulmasında kullanılabileceği öngörülmektedir. Diğer yandan iç güvenliğin sağlanması alanında Türkiye İstanbul İnisiyatifi’nde öngörüldüğü gibi NATO’nun bölgeye daha fazla angaje olmasında öncü bir rol oynayabilir. Bu durum radikal akımlarla mücadelede istihbarat, teknik ve askeri destek gibi konularında Türkiye-KİK arasında stratejik işbirliklerinin kurulmasına yol açacaktır. Dolayısıyla son İstanbul toplantısında yapılan konuşmalardan da anlaşıldığı üzere, iki taraf arasındaki ilişkilerin gelişmesinde belirleyici olan unsur güvenlik temelli yeni tehdit algılamaları olmuştur. Bu bağlamda Türkiye-KİK ilişkilerinin, 1990-91 Körfez Krizi’yle birlikte başlayan ancak 2004 sonrası dönemde büyük bir ivme kazanan boyutu bulunmaktadır. 1990 krizinde Saddam tehdidine karşı Türkiye hem Kuveyt hem diğer KİK üyelerinin güvenliğini sağlamada aktif bir rol oynamıştır. Ancak, Özal sonrası dönemde Türkiye ile KİK arasındaki ilişkiler istenilen düzeyde sürdürülememiştir. İlişkilerin düşük profilden yüksek profile çıkmasında rol oynayan asıl bölgesel gelişme ise ilk önce 2001’de Afganistan’ın işgali ardından Mart 2003’te Irak’ın ABD tarafından işgali olmuştur. Irak işgali birçok yönden KİK üyelerinin güvenliğini doğrudan etkileyecek yeni dinamikleri beraberinde getirmiştir. Birincisi ve en önemlisi Iran üzerindeki baskılayıcı Baas rejiminin son bulmuş ve yerine Şiilerin yönetimde etkin olduğu yeni bir rejime bırakmış olmasıdır. Irak’taki yeni durumu kabullenme bir anlamda KİK üyelerinin İran’ın dışında ikinci bir Şii devletiyle birlikte yaşaması anlamına gelmektedir. Uzun dönemde Iran ve Irak arasındaki ilişkilerin nasıl gelişeceği belirsizdir. Ancak her ne olursa olsun İran için Baas sorunu ortadan kalkmış görünmektedir. Irak toraklarının tarih boyunca Fars etkisinin Arap topraklarına yayılmasını durdurucu bir konumu olmuştur. Eski Pers yönetimleri ne zaman Irak engelini aştılarsa, arkasından Mısır’a uzanan bir bölgeyi kontrol altına almaları söz konusu olmuştur. Dolayısıyla Irak rejimi bir anlamda KİK ile İran arasındaki tampon ülkeydi. KİK üyelerinin temel iç tehdit algılamalarına baktığımızda ise Bahreyn, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin Şii nüfustan kaynaklanan bir istikrarsızlık sorunu yaşama riski bulunduğunu görmekteyiz. Günümüzde Iran, Lübnan ve Yemen’deki Şii grupları doğrudan desteklemektedir. Her iki ülkede Şii grupların askeri aktivitelerinden dolayı ciddi istikrarsızlıklar yaşamaktadır. İran, Şii grupların dışında bölgedeki radikal Sünni grupları da destekleyerek KİK üyesi ülkelerin rejimlerinin meşruiyetini tartışmalı hale getirmeye çalışmaktadır. KİK üyelerinin ABD ve Batı’yla ilişkilerinin toplumsal düzeyde sorunlu hale getirilmesinde İran’ın Filistin sorunu ve diğer radikal gruplarla kurduğu etkinin önemli bir payı vardır. Bölgenin radikalleşmesi KİK üyelerinin iç güvenlik sorunları yaşamasına yol açacaktır. Kuveyt’te son bir yıl içinde Meclis’te Şii ve Sünni parlamenterlerin aktiviteleri rejimi zor durumda bırakmıştı. Bahreyn’de Şiilerin rejimle sorunları, İran’ın Bahreyn üzerindeki hak iddialarını zaman zaman gündeme getirmesi nedeniyle artarak devam etmektedir. İran BAE’nin üç adası üzerinde kurduğu askeri denetimini sürdürmektedir. Tüm bunlar İran’ın nükleer silah edinme çabalarıyla birlikte düşünüldüğünde bölgedeki KİK ülkelerinin hem İran’ın dış politikasına hem de ülkedeki azınlık gruplarına bir istikrarsızlık unsuru olarak bakmasını doğaldır. Nitekim, Bahreyn’in nüfusunun yüzde 70’i, Kuveyt’in yüzde 30’u ve Suudi Arabistan nüfusunun yüzde 15’i Şii’dir. Suudi Arabistan’da da Şii nüfus az olmasına karşın, bu nüfusun petrol bölgesinde yaşaması rejim açısından tehdit unsuru olarak görülmektedir. Bölgesel koşullar 2003 Irak Savaşı sonrası radikal bir şekilde değişmiştir. Bölgede doğrudan İran’ın agresif politikalarını dışarıdan dengeleyebilecek herhangi bir Arap ülkesi bulunmamaktadır. Mısır ekonomik, askeri ve politik olarak oldukça zayıftır. KİK üyelerinin kaygılarını giderebilecek bir konumda değildir. Diğer yandan ABD korumacılığı ise son Irak Savaşı sonrası tartışmalı hale gelmiştir. ABD’nin Irak’taki askeri varlığını 2011 yılında çekmesi gündemdedir. Böyle bir durumda ABD’nin KİK üyelerinin İran’dan kaynaklanan tehdit algılamalarını gidermesi yeterince inandırıcı gözükmemektedir. Irak işgalinin ardından ABD’nin İran’la sorunlarını diplomasi yoluyla çözmeye çalışması KİK üyelerinin dikkatinden kaçmamaktadır. Bu bağlamda ABD ile İran arasında farklı pazarlıkların gündeme gelmesi olasıdır. Körfez ülkeleri olası bir ABD-İran anlaşmasının diyetini ödemek istememektedir. Bu durum doğal olarak bölge ülkeleri ile Türkiye arasında farklı bir ilişkinin başlamasına yol açmıştır. Toplumsal düzeyde bunun ilk adımlarının Türk dizilerinin bölgede gösterilmesiyle başladığını ileri sürebiliriz. Toplumsal düzeyde karşılıklı önyargıların ve yanlış anlaşılmaların yıkılması ülkeler düzeyinde ilişkilerin sürdürülebilir olmasında oldukça önemlidir. Nitekim, 2004 sonrası dönemde ivme kazanan ve karşılıklı ziyaretler ve ardından gelişen ekonomik ilişkilerle Türkiye-KİK ilişkilerinin güçlendiği bir dönem başlamıştır. Ticari ilişkilerin çok kısa sürede 16 milyar dolara çıkması bunun ilk işaretlerini vermektedir. 7-8 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Türkiye-Körfez İşbirliği Konseyi Yüksek Düzeyli Stratejik Diyalog 1. Dışişleri Bakanları Toplantısı ilişkilerin stratejik boyutunun geliştirilmesine dönüktür. Diğer bir deyişle karşılıklı olarak Türkiye’nin daha yoğun bir şekilde KİK bölgesine angajmanının teyit edilmesidir. (1) NTV Haber, “Körfez İşbirliği Konseyi ile Mutabakat Muhtırası”, arsiv.ntvmsnbc.com/search/Redirect.asp?id=458162,( e.t.10.07.09)
(2) TBMM Resmi İnternet Sayfası, “Türkiye Cumhuriyeti ve Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Üyesi Ülkeler Arasında Ekonomik İşbirliğine İlişkin Çerçeve Anlaşma “, http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss70.pdf, ,( e.t.10.07.09)
(3) Bu kısımda ileri sürülen yorumların önemli bir kısmı bölge ülkelerinde gerçekleştirilen saha araştırmaları sonuçlarına dayanmaktadır.