Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Irak’ta 2010 Parlamento Seçimleri ve Muktada Sadr’ın Dönüşü

Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı, [email protected]
2003’te Irak’a girdiğinde 1 ay gibi kısa bir süre içinde Irak’taki yönetimi devirebilen ABD, zaman geçtikçe yoğun bir direnişle karşılaşmıştı. Bir yandan El Kaide ve Sünni direnişçiler, diğer yandan Mukteda El Sadr. General Petreaus’un göreve gelmesiyle birlikte Sünni direnişçilerle işbirliği kapsamında “Uyanış Konseyleri” oluşturarak bunlara para ve silah yardımı yapan ABD, böylece El Kaide’yi etkisizleştirmede önemli bir mesafe kat etmişti. Ancak ABD için Sadr konusunda aynı şeyi söylemek mümkün olmamıştı. ABD’yi belki de Saddam’dan sonra en çok uğraştıran aktör Sadr olmuştu. Öyle ki ABD’nin Irak’a dair açıkladığı planlarda Sadr’a özel bölümler açılmıştı. Sadr, Irak hükümetinin Basra operasyonuyla birlikte tekrar gündeme gelmişti. Operasyonlardan sonra 2008’in yaz aylarında Sadr’ın milis gücünü oluşturan Mehdi Ordusu’nun silah bıraktığı açıklanmıştı. Ancak bu arada Sadr silahlı mücadelenin yanında Irak siyasetinde de etkili bir şekilde yer almıştı bile. Peki kimdir bu Sadr?   Necef merkezli Şii dinî önderlik düşüncesini savunan El Sadr ailesi, Şii dünyasında önemli bir yere sahiptir. Mukteda, müçtehid[1] bir lider yani fetva verme yetkisine sahip olmamasına rağmen, gücünü ailesinden almaktadır. Mukteda en kuvvetli desteği, Bağdat’ın yaklaşık 2 milyon nüfusa sahip olan Sadr semti ve fakir Şii sınıfından almaktadır. Bunun nedenin Mukteda’nın babasının kurduğu hayır kurumları olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Mukteda El Sadr’ın Irak’taki politik süreçte yer almasıyla birlikte, siyasallaşmaya başladığı söylenebilir.   Mukteda El Sadr, 2003 yılının Temmuz’un da silahlı milis grubu olan Mehdi Ordusu’nu kurmuştur. Amerikan işgalinden sonra Irak’ta kurulmuş olan tek milis gücünün Mehdi Ordusu olması, onun önemini artırmaktadır. Başlangıçta bin kişiyi aşmayacak bir sayıda olan Mehdi Ordusu’nun, kısa zamanda Iraklı Şiiler arasında geniş bir taraftar kitlesine sahip olduğu bilinmektedir. Ancak Irak’ın köklü Şii ailelerinden biri olan Hekim Ailesi ile Sadr Ailesi arasında geçmişten gelen çekişme, Mehdi Ordusu’nun Iraklı Şiiler arasındaki etkisini sınırladığı yorumlarına neden olmaktadır. Mehdi Ordusu’nun yanı sıra Irak İçişleri Bakanlığı’nı eline geçirdiği iddia edilen, 1990’lı yılların başında El Hekim ailesi tarafından İran’da kurulmuş olan “Bedir Örgütü”nün de Irak’taki Şiiler arasında etkili olduğu bilinmektedir. Ancak 2003’ten sonraki süreçte Sadr’ın Iraklılık kimliğine vurgu yapması, devletçi tavrı ve milis güçlerine silah bıraktırması onu bir adım öteye taşımıştır. Sadr’ın, Irak’ın toprak bütünlüğünü, birbirini öldüren Şii ve Sünnilerin Müslüman olamayacağını savunması, Mehdi Ordusu’nun, Sünni direnişçilere yakın bir çizgi izlemesi, taraflı tarafsız Irak’ta yaşayan her kesim tarafından sempati görmesine neden olmaktadır. Bazı Sünni politikacılar ise Mehdi Ordusu’nu Sünnilere yönelik etnik temizlik yapmakla suçlamaktadır. Mukteda ve Mehdi Ordusu’nun, Amerikan işgaline karşı direnişin simgelerinden biri haline geldiği söylenebilir. Mehdi Ordusu’nun kuruluşundaki temel amacın, Amerikan işgalinin sona erdirilmesi ve Irak halkının özgürlüğüne kavuşturulması olduğu iddia edilmektedir. Ancak daha derine inildiğinde, babasının davasını yürüten Mukteda’nın bir “Mehdi Devleti” kurmak amacında olduğu da söylenebilir.[2] Mukteda’nın babası, Irak’ı Arap olmayan liderlerden arındırmak isteyen Saddam tarafından da desteklenmiştir. Ancak baba Sadr güçlendikçe Irak’ın genelinde şeriatı yaymak istemiştir.[3] Bu durumun bazı Sünni grupların Sadr’a olumlu bakmalarına neden olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır.   Mehdi Ordusu’nun Irak hükümetine karşı mücadeleden vazgeçmesine rağmen, silahlı gücünü tam anlamıyla feshettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Birkaç bin kişilik çekirdeği olan Mehdi Ordusunun gücünü, ihtiyaç duyulduğunda 10 bin kişiye çıkarabildiği ifade edilmektedir.[4] Hatta bazı Batılı kaynaklar Mehdi Ordusunun 60 bin kişiden oluştuğunu iddia etmektedir.[5] Mukteda, Mehdi Ordusu’nun bir inanç ordusu olduğunu savunmaktadır. Mukteda’nın Mehdi Ordusu’nu inanç ordusu olarak tanımlaması manidardır. Böylece Mukteda’nın, Sadr ailesi taraftarı olsun ya da olmasın Mehdi’yi işaret ederek, tüm Şiilerin dikkatini çektiği ve birçoğunun sempatisini kazandığı değerlendirilmektedir. Bilindiği gibi Şiiler, 12. ve son İmam olan “Mehdi”nin kaybolduğuna, kıyamete yakın bir zamanda tüm inananları bir bayrak altında toplayacak bir kurtarıcı olarak dünyaya geri geleceğine inanmaktadır. Bir anlamda Mukteda’nın Mehdi Ordusu’nu bir kurtarıcı olarak gösterdiği değerlendirilmektedir. Ayrıca Mukteda, 2006 yılında yaptığı bir açıklamada, “Mehdi Ordusu Irak'ın ve İslam ülkelerinin çıkarlarını ve İran dahil komşu bir İslam ülkesinin saldırıya hedef olması halinde onları savunur. Mehdi Ordusu, Irak ordusunun dışında faaliyette bulunur ve İslam’ı savunmak için oluşturulmuştur” söylemi ile milis gücüne ulvi ve dini bir misyon yüklemektedir.   Mehdi Ordusu’nun en aktif olduğu yerler Necef, Bağdat’ın El Sadr semti ile Basra’nın güney semtleridir. Ordunun finansmanı çeşitli kaynaklardan sağlanmaktadır. Mehdi Ordusu milislerinin koruma karşılığı para aldıkları, Bağdat’taki benzin istasyonlarını kontrol ettikleri, tüp gaz ticaretini ellerinde tuttukları ve Şii camilerinden dini vergi olarak da adlandırılabilecek olan “Hums” adında para topladıkları bilinmektedir.[6] Mehdi Ordusu’nun Basra’daki petrol ticaretinden de yararlandığı iddia edilmektedir. Hatta İran’ın da Sadr’a yardım ettiği iddiaları mevcuttur. Örneğin, 9 Nisan 2004 tarihli El Şark El Avsat gazetesinde, İran devrim muhafızlarına bağlı Kudüs Ordusu’nun, İran-Irak sınırı üzerindeki Kasrı-Şirin, İlam ve Hamid Karargâhlarında Mehdi Ordusu’na bağlı milisleri eğittiği belirtilmektedir.   Ağustos 2008’de Mukteda’nın Mehdi Ordusu’na silah bırakma talimatı vermesi ve ateşkes ilan etmesi, dünya kamuoyunda yankı bulmuş, bu talimat farklı yorumlara neden olmuştur. Bir yandan Mukteda’nın Mehdi Ordusu’nu kontrol edemediği iddiaları artarken diğer yandan Mukteda’nın kazandığı politik gücü, Irak’taki siyasi süreçte daha da ön plana çıkarmak istediği yorumları yapılmaktadır. Basra olaylarında kendi güçlerine yönelik saldırılar vuku bulmasına rağmen Mukteda’nın sağduyu, barış ve diyalog çağrısı yapması bu iddiaları güçlendirmektedir.   El Hakim Ailesi Aleyhine Bozulan Denge
Irak’ta 2005’te yapılan seçimlerde 30 milletvekiline sahip olan ve kabinede yer alan Sadr Grubu’nun, 2010 seçimlerinin de gizli kazananlarından biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Sadr Grubu, 70 sandalye kazanan Irak Ulusal İttifakı içerisinde yer alan partiler arasında 39 milletvekiliyle ilk sırayı almıştır. Hatta geri dönüşünü ilan edercesine, ülke genelinde açtığı yaklaşık 3500 sandıkta Irak’ın başbakan adayları için bir referandum düzenlemiştir. Iyad Allavi ve Nuri El-Maliki’nin yanı sıra, Adil Abdülmehdi, İbrahim Caferi ve Dava Partisi’nin kurucularından biri olan, Saddam tarafından 1980’de idam edilen Ayetullah Muhammed Bakır El Sadr’ın oğlu ve Mukteda El Sadr’ın kuzeni olan Cafer El Sadr, Sadr Grubu’nun başbakan adayları olarak halka sunulmuş ve halkın tercihi doğrultusunda hareket edeceğini açıklamıştır. Bu durumun son seçimlerde aynı koalisyon içerisinde olsalar da tarihsel olarak Sadr ailesi ile Hekim ailesi arasındaki güç mücadelesinde Sadr Grubu’na psikolojik üstünlük avantajını beraberinde getirmekte ve Şii gruplar arasındaki denge açısından da önem taşımaktadır.   Sadr-İran İlişkilerinin Gizemi
Bu noktada İran’ın Irak’taki Şii gruplara yönelik politikası önem kazanmaktadır.  Ancak Mukteda El-Sadr'ın Tahran'la ilişkileri konusunda bazı belirsizlikler olduğu değerlendirilmektedir. Bir yandan İran'ın nüfuzuna karşı “Irak Milliyetçiliği” kartını oynayan Mukteda, diğer yandan Tahran saldırıya uğrarsa milis gücünü İran'ın emrine vereceğini dile getirmektedir.[7] Son iki senedir İran Şiiliğinin merkezi olan Kum’da öğretimine devam ettiği yolundaki söylentiler, İran ile Mukteda arasındaki bağlantıyı da kuvvetlendirmektedir. Ancak Irak’taki siyasi süreçte kilit rollerden birini oynaması muhtemel olan Mukteda’nın, İran yanlısı tavır göstermesi, Iraklılık kimliğiyle örtüşmeyeceğinden kendi inandırıcılığına darbe vurabilir. Maliki ile Mukteda arasında geçmiş dönemde yaşanan olaylar halen hafızalardaki tazeliğini korumakla birlikte, Maliki’nin başbakan olmak konusunda ısrarlı olmayacağını açıklaması ve İran’ın etkisinin Sadr ve Maliki’nin yakınlaşmasını sağlayabileceği düşünülmektedir. Zira Iraklı Şii grupların son zamanlarda İran’ı ziyaret ederek istişarelerde bulunması, bu ihtimali güçlendirmektedir. Irak Ulusal İttifakı ve Kanun Devleti Koalisyonu arasındaki görüşmelerde Sadr’ın kilit rolü oynayacağının bir işareti olarak değerlendirilebilir. Buradan hareketle Mukteda’nın önümüzdeki hükümet kurma sürecinde, büyük listelerin oy dengesi göz önünde bulundurulduğunda iç siyasal denklemdeki gücünü daha da artırması muhtemeldir.  
[1] Kıdemli din âlimi. Kur'an'ın sırlarını hakkıyla bilen, içtihat yapabilen, İslami ilimlerin bütün hükümlerinde otorite olan kişidir. Ayet ve hadislerin anlama ve yorumlama konusunda da bilgi sahibidir. [2]www.mediamax.com/aljardy/links/8854733344,
 Erişim Tarihi: 13/05/2007. [3] Emre Ergül, “Şiilerin Che’si Mi Yoksa Sıradan Bir Haydut Mu?, Sabah Gazetesi 09/04/2004. [4] http://www.islamway.com/?iw_s=Article&iw
_a=view&article_id=2063, Erişim Tarihi: 5 Nisan 2010. [5] Greg Bruno,”Muqtada Al-Sadr”,
http://www.cfr.org/publication/7637/, Erişim Tarihi: 5 Nisan 2010. [6] www.mediamax.com/aljardy/links/8854733344,
Erişim Tarihi: 5 Nisan 2010. [7] BBC, “12 Ocak 2007 Basın Özeti”,
http://www.bbc.co.uk/turkish/pressreview/
story/2007/01/070112_pressreview.shtml,
Erişim Tarihi: 4 Nisan 2010.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar