Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı, [email protected]
Bağdat’ta oyların yeniden sayılması için alınan karar sonrasında gerilen siyasi atmosfer, Başbakan Nuri El Maliki’nin liderliğini yaptığı Kanun Devleti Koalisyonu ve Ammar El Hekim liderliğindeki Irak Ulusal İttifakı’nın aldığı birleşme kararı ile yeniden hareketlendi. Bu karar yeni Irak hükümetinin kurulması sürecinde şu ana kadar yaşanan en önemli gelişme olarak nitelenebilir. Mevcut tabloda Maliki’nin 89, Irak Ulusal İttifakı’nın da 70 sandalyesi birleştiğinde parlamentonun en büyük grubu oluyor ve 159 sandalyeye sahip olacak bu ittifakın hükümet kurmak için gerekli olan 163 sandalyeye ulaşması zor bir ihtimal olmaktan çıkıyor. Cevat El Bolani liderliğindeki Irak’ın Birliği ittifakı ve KDP ile KYB’nin başını çektiği Kürt listesinin hükümet kurma sürecinde yeni kurulan ittifakla birlikte hareket etme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu biliniyor. Gelinen aşamada, söz konusu formülasyonun büyük Sünni grupları kapsayıp kapsamayacağı sorusu ortaya çıkıyor. Her ne kadar Irak’ın Birliği İttifakı içerisinde bazı Sünni gruplar bulunsa da bunlar küçük çaplı temsil güçlerine sahipler. Ayrıca Sunni Tevafuk grubu da birleşmeye katılabileceği sinyallerini veriyor. Daha önce ulusal uzlaşı hükümeti önerisiyle tüm grupları kapsayacak bir formül üzerinde duran Irakiye grubu gelişmelere tepki vermekte gecikmedi. Yapılan açıklamada, Kanun Devleti ile Ulusal İttifak’ın birleşme kararı, mezhepçiliğin Irak’a geri dönüşü ve ulusal birlik projesinin bölgesel güçler tarafından tahrip edilmesi olarak yorumlandı. Irakiye Listesi’nin sözcüsü Haydar El Molla, El Cezire’ye verdiği röportajda, bu gelişmede İran’ın parmağı olduğunu öne sürerek açıkça Tahran’ı hedef gösterdi. Pek tabii, birleşen grupların hem seçim öncesinde hem de seçim sonrası aralarındaki müzakerelerin çoğunu İran’da yapmış olmaları Haydar El Molla’nın eleştirilerindeki haklılık payını artıyor. Diğer yandan, Irak’taki Şii dini mercilerinin de birleşme sürecini destekledikleri herkes tarafından biliniyordu. Kürt gruplar ise Şii koalisyonlarının birleşmesi olayına Irakiye’den çok daha farklı yaklaştı. Irak Parlamentosu’nda 43 sandalye elde eden Kürt Listesi birleşmeyi olumlu karşılarken, hükümette bütün grupların yer alması gerektiği uyarısını da eklemeyi ihmal etmedi. Ancak yeni hükümet tüm grupları kapsasın ya da kapsamasın Kürt grupların yeni kurulan Şii ittifakıyla kolaylıkla anlaşması işten bile değil. Kürt Listesi’nin Irak İslam Yüksek Konseyi ile olan köklü bağlarının yanında son zamanlarda Maliki ile oldukça yakın ilişkiler kurdukları biliniyor. Maliki’nin yeni cumhurbaşkanının kesinlikle Kürt olacağını açıklaması bu uzlaşmanın bir göstergesi niteliğinde. Kürt gruplar dahil olmadan hükümet kurma olasılığı aritmetik olarak mümkün olsa da, KDP ve KYB’nin dışarıda kalacağı bir formül olası görünmüyor. Nitekim Kürt İttifakı’ndan Necmettin Kerim, kuzeydeki tartışmalı bölgeler ile petrol politikası konusunda uzlaştıklarını açıklamıştı. Şii grupların birleşme kararını olumlu karşılayan tek ülke İran değil. ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamada gelişme olumlu olarak değerlendirildi. İşte bu durum, ABD ile İran arasından “Irak hükümeti konusunda bir anlaşma mı sağlandı?” sorunu akıllara getiriyor. ABD ve İran’ın Irak’ta ortak çıkarlar üzerinde anlaşması hem Irak hem de bölgesel dengeler açısından son derece önemli gelişmelere neden olabilir. Birleşme kararına rağmen yeni ittifak içerisinde her şeyin güllük gülistanlık olduğunu söylemek mümkün değil. Örneğin, kimi başbakan olacağı üzerinde anlaşma sağlanabilmiş değil. Ancak gelen bilgilere göre, birleşme kararı Maliki’nin ikinci dönem de aynı görevi yapmaması koşuluyla alınabildi. Bu koşulun büyük ölçüde Sadr ile ilişkili olduğunu düşünebiliriz. Ulusal İttifak içinde en çok milletvekiline sahip Sadr Grubu, Maliki’nin başbakanlığa baştan karşıydı ve ülke çapında yaptığı bir referandumla eski başbakan İbrahim El Caferi’yi başbakan adayı olarak belirlemişti. Birleşmenin açıklandığı basın toplantısının Caferi’nin bürosunda yapılmış olması da ayrıca manidar. Ancak Caferi ismi de üzerinde kolay anlaşılabilecek bir isim değil. Her ne kadar Maliki ve Caferi, Dava Partisi’nde birlikte çalışmış olsalar da aralarındaki rekabet halen devam ediyor. Maliki başbakan olduktan sonra Caferi Dava Partisi’nden ayrılarak Ulusal Reform Hareketi adında bir parti kurmuş ve seçimlere Ulusal İttifak ile girmişti. İlaveten, Irak Yüksek İslam Konseyi’nin önde gelenlerinden Adil Abdülmehdi’nin de Caferi’nin en büyük rakiplerinden olduğu biliniyor. Böyle bir durumda, Maliki’nin kontrolü tamamen yitirmemek adına Sadr Grubu’nun adayı olan Caferi’yi değil, kendi belirleyeceği bir aday için destek araması muhtemel. Bu adaylardan birinin Petrol Bakanı Hüseyin El Şehristani olabileceği düşünülebilir. Şehristani seçimlere Kanun Devleti ile girmiş olsa bile, Bağımsız Parti içerisinde yer almakta ve Dava Partisi’nin üyesi de değil. Şehristani, ulusalcı politikalarıyla tanınan bir isim.
Neticede yeni Şii ittifakının başbakan adayı belirlense dahi hükümetin nasıl kurulacağı halen bir muammadır. Zira her grup son ana kadar süreci salt kendi lehine noktalamak için bastırmaya devam edecektir. Son birleşme kararı Irak siyasetini hareketlendirse de, her taşın yerine oturduğunu söylemek güç. Bağdat’ta oyların sayımı devam ederken, Ammar El Hekim’in grubundan yapılan açıklamalar, birleşmenin çok da sağlam temellere oturmadığını gösterir nitelikte. Diğer tarafta Maliki ve Allavi’nin grupları arasında Ürdün’de görüşmeler yapıldığı ve hatta bazı konularda anlaşıldığı gelen haberler arasında. Sonuç olarak Bağdat’taki siyasi zemin halen, “Büyük Şii İttifakı” tartışmasının sıcaklığını yeni gelişmelerle unutturabilecek kadar görünüyor.