Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
ABD’nin 2003’te Irak’ı işgalinin ardından ülkede yaşanan süreçte başat güç olmasa da belki de en fazla ön plana çıkan siyasi figür Mukteda El-Sadr olmuştur. Irak’ın en önde gelen iki Şii ailesinden birinin mensubu olan (diğer El-Hekim ailesi) Mukteda El-Sadr, bu özelliğinin yanında “Irak Milliyetçisi” kimliğiyle de kendini belli etmiş, federalizm, Kerkük, Sünni direnişe verdiği destek, yabancı güçlerin Irak’tan çekilmesi gibi konulardaki tavrıyla Irak’taki siyasette önemli bir yer edinmiştir. Öte yandan seçimlerde kazandığı başarılar da Mukteda El-Sadr’ın yerini sağlamlaştırmıştır. Bugün gelinen noktada ise Mukteda El-Sadr, 7 Mart 2010’da yapılan seçimlerin ardından, ülkenin asıl kazananı gibi ortaya çıkmaktadır. Zira Mukteda El-Sadr, yaklaşık 8 ay süren hükümet pazarlıklarından yaptığı son hamleyle, Nuri El-Maliki ile anlaşmasının ardından hükümet kurulabilmiştir. Bu açıdan bakıldığından 2006 yılının sonundan bu yana İran’da yaşadığı ve 2008’den beri hiç Irak’a gelmediği bilinen Mukteda El-Sadr’ın Irak’a dönüşü, hükümet kurulmasının ardından elde ettiği gücü nasıl kullanacağı ön plana çıkmaktadır.
Mukteda El-Sadr’ın Irak’a dönüşünü birkaç açıdan yorumlamak mümkündür. Mukteda El-Sadr’ın Irak’a dönüşünde ilk yaptığı açıklamada, Irak’ta bulunan yabancı güçlerin en yakın zamanda Irak’tan çekilmesi gerektiğini ve hükümetin halka yardım etmesi ve güvenlik ile sosyal hizmetlerde başarı sağlanması durumunda hükümete destek vereceğini belirterek, siyasi ağırlığını hissettirmeye çalışmıştır. Her ne kadar Mukteda El-Sadr politik bir grubun lideri gibi davransa da hapishanelerdeki Sadr Hareketi mensuplarının serbest bırakılmasına yönelik yaptığı açıklama ve Sadr’ı karşılayan silahlı Sadr Hareketi milislerinin düzenli, disiplinli ve güçlü görünüşü, Maliki’yi tedirgin etmiş olabilir. Ancak araftarlarına barışçıl direniş ve şiddetten uzak durma çağrısı yapan Mukteda El-Sadr, ılımlı bir politika izleyeceğinin sinyallerini vermiştir. Buradan hareketle Mukteda El-Sadr’ın yeniden bir direniş hareketine girişmesinin kısa vadede olasılık dahilinde olmadığı söylenebilir. Mukteda El-Sadr’ın Irak’taki yeni siyasi süreçte uyguladığı stratejik hamlelerden vazgeçmesi, siyasi manevra alanın daralmasına yol açabilir. Bu nedenle Mukteda El-Sadr’ın, Irak’ta net bir siyasi kazanım elde etmişken, bu kazanımlarını göz ardı etmesi mümkün gözükmemektedir. Zira Mukteda El-Sadr, İran’a yerleştikten sonra Irak’ta ciddi bir değişim yaşanmıştır. Temel olarak Şii-Sünni çatışması ve şiddet olayları görece azalmış, Şii-Sünni-Kürt ana grupları içerisindeki siyasal oluşumlar farklılaşarak ayrı siyasetler izlemeye başlamış ve böylece hem grup içi hem de gruplar arası yeni bir denge ortaya çıkmış, ABD ile Irak arasında ABD güçlerinin çekilmesine yönelik anlaşma imzalanmış ve Irak merkezi hükümeti nispeten daha istikrarlı bir konuma gelmiştir. Hatta bu noktada grup içi siyaset, diğer gruplarla ilişkilerden bir adım daha öne gitmiştir. Sadr Hareketi’nin Şiilik temeli üzerine kurulu bir oluşum olduğu dikkate alındığında, Mukteda El-Sadr’ın Şii gruplar arasındaki yükselişi de önemlidir. Özellikle 2003’ten sonraki süreçte Sadr ailesinin tarihi rakibi olan El-Hekim ailesinin yükselişe geçmesi ve Abdülaziz El-Hekim’in ölümüne kadarki süreç içerisinde Şii gruplar açısından politika belirleyici temel aktör olarak ortaya çıkmasının yanında bugünkü süreçte El-Hekim ailesinin taban kaybederek Şii gruplar arasında Mukteda El-Sadr’ın yükselişe geçmesi, Irak’ta Şii politikası açısından önemlidir.
Diğer taraftan Mukteda El-Sadr’ın, hükümet kurma sürecinden sonra Irak’ın iç siyasetinde oluşan yeni denge durumunun en önemli ve etkili aktörü konumuna gelmesi, hem Mukteda El-Sadr üzerindeki yükü hem Maliki üzerindeki baskıyı arttıracaktır. Bu açıdan düşünüldüğünde Maliki ile Mukteda El-Sadr arasındaki anlaşmanın kırılgan olduğu söylenebilir. Bu kırılganlığı Irak’ta istikrarlı bir merkezi hükümetin önündeki en büyük tehlikelerden biri olarak nitelendirmek mümkündür. Ancak Mukteda El-Sadr’ın milliyetçi ve merkeziyetçi tavrı ve hükümet görüşmelerinde izlediği tutumun Maliki’yi biraz olsun rahatlattığını söylenebilir. İran’ın Irak’ın içişlerine müdahale ettiği iddiasını sürekli olarak dile getiren Irakiye Listesi’nin Mukteda El-Sadr’ın Irak’a dönüşünü, Irak’taki ulusal birliğin çimentosu olarak nitelendirmesi, Irak iç politikası açısından olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Zira Mukteda El-Sadr’ın İran’ın Irak’taki rolünü daha da pekiştireceğine yönelik yükselen eleştiriler hiç de azımsanmayacak derecededir. Bu nedenle Mukteda El-Sadr’ın Irak’a döndüğü ilk günlerde ılımlı bir hava yakalanmıştır.
Öte yandan ABD’li yetkililerin bu ılımlı havaya karşı temkinli yaklaştıkları ifade edilebilir. Irak’taki ABD Büyükelçiliği sözcüsü David J. Ruiz, Sadr’ın Irak’a dönüşüne yönelik yaptığı açıklamada, “yeni hiçbir şey yok” ifadesinde bulunurken, ABD Hükümet sözcüsü Philip J. Crowley, Mukteda El-Sadr’ın Irak’taki siyasi partilerden birinin lideri olarak ifade etmesi ve bu durumun Irak’ın iç politikasıyla ilgili olduğunu açıklaması, ABD’nin tedirginliğini gösterir niteliktedir. Önümüzdeki dönemde ABD’nin çekilme takvimini uygulamasında sorunlar yaşanması ve ABD askerlerinin Irak’ta kalmaya devam etmesi, Irak’ta ipleri yeniden gerebilir. Ancak bu gerginliğin sadece Irak’la sınırlı kalmayıp Ortadoğu’da bir etkiye sahip olması ihtimal dahilindedir. Bu açıdan Türkiye’nin Irak politikası ve Irak’taki siyasi sürece yaklaşımı da oldukça önemlidir. Türkiye Irak’ta gittikçe güç kazanmaya başlamıştır. Irak’taki bütün gruplarla ilişkilerini geliştiren Türkiye, Mukteda El-Sadr’ı da iki kez ağırlamıştır. Ayrıca Türkiye’nin ulusal, üniter ve birleşik bir Irak’tan yana izlediği politika, Mukteda El-Sadr’ın görüşleriyle örtüşmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de ilk kez Aşura Törenlerine katılmasının ardından Mukteda El-Sadr’ın Erdoğan’a tebrik mektubu yollaması, Türkiye ile Sadr Grubu arasındaki sıcak diyaloğu gösterir niteliktedir. Bu açıdan Türkiye’nin ABD tarafından da desteklenmesi söz konusu olabilir. Çünkü Sadr Grubunun siyaset içerisinde tutulması, Irak iç politikasının istikrarı açısından önemli olduğu gibi ABD’nin Irak politikası açısından da önemlidir.