Kamil Erdem Güler, ORSAM Uzman Yardımcısı
Mısır’ın tarihi bir süreçten geçtiği aşikardır. Sürekli büyüyen isyan dalgası sürekli yeni bir kimliğe bürünmeye devam ediyor. Son olarak Mısır’ın neredeyse intifada olarak adlandırabileceğimiz geçen Cuma günü olan büyük eylemi Mısır’daki sosyal hayatı büyük ölçüde etkiledi. El-Ahram ve Wafd gazetelerinin haberlerine göre okullar belirsiz bir süreliğine eğitimlerine ara vermişlerdi. Ayrıca hastaneler, sağlık merkezleri, ulaşım sistemleri Kahire’de felce uğramıştı. Bunun bir takım sonuçları mutlaka olacaktır. Sosyal hayatını fabrikasında, okulunda, ofisinde ya da işinde geçiren herhangi bir Mısırlı hayatındaki bu değişim karşısında asla sessiz kalmayacaktır. Bu isyana ya destek olacaklardır ya da muhalif olacaklardır. Her iki durumda da birçok araştırmacının bilhassa gözardı ettiği ve karikatürize ettiği Müslüman Kardeşler (İhvan) bu süreçte tepkilerini gösterecek insanlar üzerinde etkisi çok büyük olacaktır. Bugüne kadar birçok gazetede ve dışişleri raporlarında bu hareketin popüler bir isyan olduğunu ve dini nitelik taşımadığı üzerine çokça yazı okuduk. Ancak İhvan olaylar üzerinde sanıldığından çok daha büyük bir role sahiptir. İlk olarak İhvan bugüne kadar kurulmuş en büyük ve en kitlesel İslamcı örgüttür. 1928’de kurulmuş bir örgütü bugün hala aynıymış gibi değerlendirmek son derece sakıncalıdır. İhvan 1954’de Cemal Abdül Nasır’ın operasyonu üzerine büyük bir darbe yemiştir ve bundan dolayı örgüt militanları sistematik bir değişime gitmişlerdir. 1980’lerde örgüt sendikalarla ve sivil toplum örgütleriyle birlikte birçok eyleme aracılık etmişlerdir. Dolayısıyla Mısır’daki isyanın ilk günlerinde patlak veren sendikaların eyleminde aslında İhvan militanları da vardır. Aynı şekilde örgüt 1990’larda yeni bir reform sürecine başlamış ve insan hakları, çoğunlukçu demokrasi, kamusal özgürlükler, idari reformlar konusunda iktidara baskı yapmaya başlamışlardır. Geçen haftalardaki eylemlerde İhvan’ın olmama sebebi örgütün bir siyasi bir stratejisi olabilir. Bugüne kadar Mübarek, İhvan’ın bütün faaliyetleri için gizli gündeme sahip olduklarını söyleyerek kamuoyunu arkasına almaya çalıştı. Bu defa İhvan buna engel olmak için eylemlerin ilk günlerinde açıkça ortaya çıkmamış olabilir ama sonuç olarak bu örgüt bugün hükümetle müzakerelere oturuyor. Daniel Pipes 1 Şubat’ta Washington Times’da yazdığı makalede isyanlarda İran’dan gelen birçok islamcı militan ve dini liderin İhvan’la birlikte çalıştığını yazmıştı. Sosyal hayatın işte, okulda ya da evde geçmediği bir ülkede siyasi süreç sokaklarda geçecektir ve sokaklar bu militanların sosyal çalışmalarıyla yankılanmaktadır. Sosyal yardımlaşma, kardeşlik ruhu gibi bir ideolojiyi benimsemiş olan örgütün sokaklarda militanlarını genişletmesi kaçınılmazdır. Ayrıca politik süreçte mesele dini bir mesele olmaktan çıkacaktır. Bunun örneğini de Lübnan’daki Hizbullah’ın örgüt üyesi olsun ya da olmasın Beyrut sokaklarındaki insanların sosyal hayatını nasıl etkilediğinden görebiliriz. Bu mesele üzerine özellikle durulmasının sebebi devrimin şu anda hangi yöne doğru gittiğinin bilinmemesidir. Bugün sokaklarda ‘irhal’ (defol) diyerek Mübarek’i kovmaya çalışan Mısır halkı bu sürecin sonunda bir iktidar mutlaka yaratacaktır. Mesele bu sürecin sonucunda İhvan’ın iktidarda ne kadar rolü olacaktır ki, böyle bir durumda Batı’nın Ortadoğu’daki kadim siyaseti ile ilişkilerini sürdürmesi mümkün olmayacaktır. Sokaklarda İhvan’ın baskın olmadığını söyleyen gazeteci ve yazarlar İran devriminin başta lidersiz olduğunu ve hatta sosyalist faksiyonun baskınken İslamcıların nasıl iktidara geldiklerini göz ardı etmektedirler. İran devrimi sürecinde İran ve dünya basınında etkisinin kısıtlı olduğu düşünülen İslamcı kesim de uzlaşma yoluyla iktidara geldi. Fransa’nın –ve hatta Avrupa- İran’la bugünkü yaşadığı diplomatik sıkıntıların kaynağı bu küçümsemeden kaynaklanmaktadır. Dünyadaki daha birçok devrime baktığımızda bu devrimlerin popüler bir halk hareketinden ideolojik bir iktidar kurma sürecine gittiğini görebilmekteyiz. İhvan şimdilik Batı’yla koordinasyonunu güçlendirmeye çalışıyor. Bunu, uluslararası anlaşmaları tanıyacağını, insan haklarına ve parlementer rejime bağlı kalacağını iddia ederek sağlıyor. Yine de radikal siyasal islamın 1980’lerden beri dönüşümü göz önüne alınınca bu iddialar arka planda kalabiliyor. Öte yandan İran’dan Ayetullah Mısır halkına İslam çağrısı yapıyor ve bahsettiğimiz gibi Mısır sokaklarında kendi militanları İhvan’ın propagandalarını güçlendiriyor. Ayrıca Mübarek yeni geçici hükümetin kurulması için çalışmalara başladığını, bunun içi birçok sivil toplum örgütü ve siyasi partileri çağırdığını ilan etti. Bu topluluklar arasında İhvan’da var. Sonuç olarak her koşulda İhvan bu sürecin güçlü bir aktörü olacaktır ama eğer bu örgütün tarihsel arka planı ve yapısı gözardı edilinirse Batı, Ortadoğu’daki bir kalesini daha kaybetmiş olacaktır.