Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Libya’daki Son Gelişmeler ve Türkiye

Prof. Dr. Türel YILMAZ ŞAHİN, Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
Libya’da Kaddafi yönetimine karşı başlatılan muhalif hareketlerde, Kaddafi yanlısı güçlerin savaş uçakları kullanarak orantısız güç oluşturmasını ve sivillerin zarar görmesini engellemek amacıyla “uçuşa yasak bölge” ilanını içeren 1973 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı, başta Fransa olmak üzere Batılı güçler tarafından amacının dışına taşırılarak “fiili bir saldırı”ya dönüşmüştür. Kaddafi’nin devrilmesini amaçlayan uluslararası operasyonda Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, başından beri öncü rol oynamaya çalışarak gerek iç politikada gerekse dış arenada kendisine büyük prestij kazandırmayı hedeflemişti. Ancak, Kaddafi’ye bağlı güçler çatışmalarda üstünlük sağlamaya başlayınca planları alt üst oldu ve paniklemeye başladı. Bu çerçeveden bakıldığında, son dönemlerde Kaddafi rejimine muhalif güçler tarafından yapılan Türkiye karşıtı propaganda faaliyetlerinin, Fransa başta olmak üzere bazı Batılı ülkeler tarafından yönlendirildiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Türkiye’ye karşı yürütülen propaganda, “Türkiye’nin, Türk şirketlerinin Kaddafi döneminde yaptığı anlaşmaları teminat altına almak için Libya konusunda ikili oynadığı, Kaddafi yanlılarına yardım ettiği, NATO’nun yürüttüğü insani görevi engellediği, isyancılara silah yardımını bloke ettiği” gibi hususları içermektedir. Ancak, yeniden vurgulamak gerekir ki bu iddiaların arkasında, operasyondaki başarısızlıkları nedeniyle Fransa ve bazı Batılı ülkeler olduğunu anlamak çok güç değildir.

Yukarıda da bahsedildiği üzere Libya’daki operasyon, amacının dışına taşırılarak fiili bir saldırıya dönüşmüştür. Bu çerçevede Türkiye’nin, kapsamı ve amacı belirlenmeden, plansız bir şekilde, aceleye getirilerek gerçekleştirilen ve birçok sivilin ölmesine neden olan müdahaleyi benimsemesi düşünülemez. Türkiye’nin önceden beri ilişkilerinin iyi olduğu, tarihi geçmişi bulunan dost ve kardeş tüm Libya halkını kucaklaması, bir tarafı diğer tarafa karşı silahlandırarak, Libya halkı içinde kardeş kavgası yaratmak istememesi son derece doğal ve insanidir. Türkiye, kendisinden beklenildiği üzere, insani yardım kapsamında yaralıların tedavisi, ilaç ve gıda yardımı gibi faaliyetlerine devam edecektir/etmelidir.

Türkiye’ye göre; Libya’daki kritik siyasi dönüşüm, uluslararası hukuk kuralları ve BM sistemi çerçevesinde, ülkenin kendi iç  dinamikleri içinde barışçıl bir şekilde olmalıdır. Diğer bir deyişle, Libya’nın geleceğini sömürge geçmişleri/deneyimleri olan işgalci güçler değil, Libya halkının kendisi belirlemelidir. Bu bağlamda, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa’nın, Batılı koalisyon güçlerinin Libya’ya yönelik füze bombardımanına itiraz etmesi ve “uçuşa yasak bölgelerin kurulmasındaki amacın sivillerin korunması olduğunu” vurgulaması Türkiye ile paralel düşünenlerin var olduğunu göstermektedir. Birçok Arap yetkili ve aydın, Afrika’da kanlı bir sömürge geçmişi ve gücü olan Fransa’nın aynı bölgede yeniden rol oynamaya çalışmasına ısrarla karşı çıkmaktadır. Buna rağmen, Arap dünyasının Libya konusunda bir bütünlük içinde olmadığını görmekteyiz. Örneğin, Arap Ligi’nin 20 üyesi NATO operasyonuna desteklerini henüz resmen açıklamazken, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Ürdün’ün “hava savunma uçaklarıyla aktif destek verdikleri” belirtilmektedir. Bölge ülkelerinin genel tutumlarına bakıldığında, Arap dünyasının Libya’nın geleceği için değil, kendi çıkar ve hesapları doğrultusunda tavır sergilediğini, net ve barışçıl yönde politika sergileyen tek bölge ülkesinin ise Türkiye olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde tarih boyunca bir sömürge gücü  olan Fransa ve İngiltere bugün iç siyasi ve ekonomik sorunlarla/sıkıntılarla uğraşmaktadırlar. Fransa, Tunus’ta kaybettiği ayrıcalıkları Libya’da muhaliflere destek vererek kazanmaya çalışmaktadır. Ayrıca, Libya’nın petrol zengini bir ülke olması, söz konusu sömürgeci zihniyeti daha da körüklemektedir. Türkiye ise, daha başından beri Libya’nın yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarının Libyalılara ait olduğunu savunmaktadır. Burada özellikle üzerinde durulması gereken bir husus da, geçmişte Kaddafi ile petrol anlaşmaları imzalayan ve Kaddafi’yi çadırıyla başkentlerinde ağırlayan Fransa, İngiltere ve İtalya’nın, tüm devletlerden daha fazla askeri müdahaleyi benimsemeleridir.

Başta Fransa olmak üzere Batılı ülkeler son zamanlarda Libya’ya ilişkin olarak, zayıf yönetimlerin yer aldığı ve Libya’yı birkaç parçaya bölme anlamına gelen “Somalileştirme” planı üzerinde durmaktadırlar. Libya’ya müdahale eden dış aktörler, muhaliflerin çabalarını kendi çıkarları için kullanmaya çalışmaktadırlar. Libya’da çatışan taraflar için gözler önünde bir de “Irak örneği” bulunmaktadır. Irak’ın işgali ile başlayan kaos/karmaşa ve fiilen bölünme çok açık ortadadır. Bu nedenle Libya’da çatışan tarafların, Batılı ülkelerin Libya üzerindeki muhtemel tasarruflarını göz önüne almaları ve Libya’nın geleceği için çatışmalara son vermeleri gerekmektedir.

Türkiye’nin izlediği ve basına yansıyan politikalarına baktığımızda; Türkiye, Libya’da gerçek anlamda barışın tesis edilmesini istemekte, söz konusu sorunun dışarıdan dayatmayla değil, bir masa etrafında toplanan Libyalılar arasında diyalog yoluyla çözülmesine destek vermektedir. Türkiye’ye göre, askeri çözüm bir seçenek değildir. Askeri seçeneğe başvurulursa, Irak örneğinde olduğu gibi çok uzun sürecek ve bundan her kesimden Libyalı büyük zarar görecektir. Bu nedenle, Kaddafi’nin temsilcisi ile yapılan görüşmede, Kaddafi’nin mutlaka çekilmesi gerektiği söylenmiştir. Çünkü Türkiye’nin Kaddafi ailesinden bir çıkarı/beklentisi yoktur. Türkiye için önemli olan ve olması gereken Libya halkının geleceği ve bölge barışıdır. Afganistan, Irak, Lübnan ve Filistin’de olanlar çok açık şekilde ortadadır. Bu senaryo, bu kez Libya’da sergilenmemelidir.

Operasyon kapsamında, yaklaşık 500 Libyalı yaralı tedavi amacıyla Türkiye’ye getirilmiştir. Ankara Feribotu ile İzmir/Çeşme Limanı’na getirilen Libyalı yaralıların tedavileri İzmir ve çevre illerdeki hastanelerde, en iyi şartlarda sürmekte, refakatçileri de çeşitli misafirhane ve otellerde ağırlanmaktadır. Yaralılar, il valileri, kaymakamlar ve il sağlık görevlilerince ziyaret edilmekte, tedavi süreçleri de Sağlık Bakanlığı ve çeşitli sivil toplum örgütlerince yakından izlenmektedir. Yaralıların her türlü ihtiyacı eksiksiz yerine getirilmektedir. Hastane çalışanları, yaşadıkları kötü olayları unutturmak istercesine yaralılara şefkatle yaklaşmaktadır. Libyalı yaralılar da “dost ve kardeş Türkiye’nin Libya halkına yönelik ilgisine minnettar olduklarını, kendilerine hastanede en iyi şekilde bakıldığını ve her türlü ihtiyaçlarının giderildiğini, Avrupa ülkelerinde tedavisi süren Libyalılara bu denli ilgi ve şefkat gösterilmediğini duyduklarını” dile getirmektedirler. Tedavileri tamamlanan Libyalılar ülkelerine gönderilmektedir. 

Türkiye ne muhalefeti ne de Albay Kaddafi’yi memnun etmek zorunda değildir. Türkiye, bu sorunun, Libya halkının çıkarına olacak şekilde, Libya’nın birliği sağlanarak en kısa sürede barışçı bir şekilde çözülmesini istemektedir. Bu çerçevede, Kaddafi ile çekilmesi yönünde görüşülmüş olup, muhalif gruplarla da irtibata devam edildiği belirtilmektedir. Türkiye’nin bölgede ekonomik çıkarlarını gözeterek politika yapmadığının en iyi göstergesi, tüm baskılara rağmen Irak’taki operasyona katılmamasıdır. Türkiye, her zaman olduğu gibi yine bölgenin istikrarını istemektedir. Bu çerçevede de; derhal ateşkes sağlanmalı, Kaddafi’nin askerleri çekilmeli, insani yardımlar için güvenli bölgeler oluşturulmalı ve demokratik değişim ile dönüşüm süreci derhal başlatılmalıdır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 3 Mayıs 2011 tarihinde yaptığı basın açıklamasında da söz konusu hususlar açık ve net bir şekilde dile getirilmiştir. Açıklamada, Trablus’ta yönetimi elinde tutan Kaddafi’nin “derhal iktidarı bırakması, üzerindeki tarihi sorumluluğu, insani ve vicdani sorumluluğu yerine getirmesi” gerektiği vurgulanmış, Libya’nın toprak bütünlüğü için yönetimin, halka iade edilmesi çağrısında bulunulmuştur.    

Türel Yılmaz Şahin  asdasd

Türel Yılmaz Şahin

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar