Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Irak’ta Sünni Siyaseti Ayrışıyor

2003 sonrası Irak’ta Sünni siyasetinin geleceği, ülkedeki yeni güç dengeleri ve dış müdahalelerle şekillenen bir parçalanmışlık süreciyle iç içe geçmiştir. ABD’nin Irak’a müdahalesi ve Saddam Hüseyin’in devrilmesiyle birlikte, daha önce devletin merkezi konumundaki Sünniler, yönetim ve siyasetteki güçlerini büyük ölçüde kaybetmiştir. 2003 sonrası Şii ve Kürt siyasi partilerin öncülüğünde kurulan hükûmet yapısında Sünniler, siyasi temsil açısından uzak kalmıştır. Ancak Sünni siyasetinin karşı karşıya olduğu daha derin bir sorun, iç bölünmelerdir. Yerel liderlikler ve aşiretlerin siyasi rekabet ekseninde şekillenen mücadelesi, ulusal düzeyde Sünni siyasi hareketin etkinliğinin zayıflamasına ve hatta dış müdahale nedeniyle parçalanmasına açık bir zemin hazırlamıştır.

Irak’taki Sünni toplumunun 2003 sonrası siyasetten dışlanma hissi direniş hareketleri ve Irak el-Kaidesi gibi grupların güçlenmesini sağlamıştır. Ancak Aralık 2005 seçimleri ile Sünniler siyasetin içine geri dönmeye başlamıştır. Bu denklem içerisinde 2005’teki anayasa referandumu ve sonraki seçim süreçlerinde farklı Sünni gruplar ortaya çıkmıştır. Bu aktörler, uzlaşmacı politikalar izleyen İyad Allavi ve Salih Mutlak gibi isimler ile daha sert, merkezi hükûmet karşıtı bir duruş sergileyen Tarık el-Haşimi, Ahmed el-Alvani ve Haris el-Dari gibi figürler olarak ikiye ayrılmıştır.

2014’e kadar Ninova (Musul) ve Bağdat merkezli Sünni gruplar (özellikle Nuceyfi ailesi öncülüğünde) tarafından yürütülen Irak’taki Sünni siyaseti, terör örgütü DEAŞ sonrası büyük ölçüde Hamis Hançer ve Muhammed el-Halbusi etrafında şekillenmiştir. Ancak her iki liderin de Anbar vilayetinde güçlü olması, Sünni siyasetinin bölgesel ve aşiretsel bir kimliğe bürünmesine neden olmuştur. Bu yerelleşmiş siyaset, ulusal çapta bir Sünni liderliği oluşturulmasını engellerken Sünni toplumunun parçalanmışlığını da pekiştirmektedir.

Anbar’a Sıkışan Sünni Siyaseti
Irak’taki Sünni siyasetin başat aktörleri hâline gelen Hançer ve Halbusi, Anbar vilayetinde güçlü bir tabana sahiptir. Hançer, Felluce’den, Halbusi ise daha önceden Felluce’ye bağlı olan Karma’dan çıkmıştır. Her iki liderin de aynı bölgeden çıkması, Anbar’ın Sünni siyaseti üzerinde merkezi bir rol oynamasına yol açmıştır.

2021 parlamento seçimlerinde Halbusi liderliğindeki Takaddum Koalisyonu, Anbar’daki 15 sandalyeden 10’unu kazanarak güçlü bir başlangıç yapmıştır. Ancak parlamento başkanlığına da ikince kez seçilen Halbusi’nin zaferi, Haziran 2024’te 11 milletvekilinin koalisyonundan ayrılmasıyla son bulmuştur. Bu kopuş Sünni siyasetindeki yerel dinamiklerin ne kadar değişken olduğunu ve liderler arasındaki rekabetin sürekli olarak dengeyi bozduğunu göstermesi açısından önem taşımaktadır. Zira seçimlerin ardından Sünni gruplar hükûmetin kurulması sürecinde ortak bir blokta toplanmış olmasına rağmen grup içi rekabet bu birlikteliğin kurumsallaşmasını engellemiştir.

Hançer ise Takaddum Koalisyonu’ndan da ayrılan milletvekillerin desteği ile güçlenen Siyade bloku ile Sünni siyasette etkili olmayı amaçlamaktadır. Siyade blokuna katılmayan diğer Sünni vekiller ise Musanna el-Samarrai tarafından kurulan Azm blokuna katılmıştır. Anbar merkezli başlayan Halbusi-Hançer rekabeti, başlangıçta Halbusi'nin üstünlüğü ile başlamış olsa da zamanla dengenin Hançer lehine kaydığı gözlemlenmektedir. Her iki liderin de Anbar'dan gelmesi, yerel dinamiklerin ulusal düzeydeki siyasi süreçler üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bu yerelleşme eğilimi, Sünni toplumunun genel çıkarlarını savunmak yerine, bölgesel çıkarların ön plana çıkmasıyla ulusal siyasetin şekillenmesine yol açmaktadır.

Parlamento Başkanlığı Krizi
2021 seçimlerinden sonra, Sünniler arasındaki liderlik mücadelesi, özellikle Irak Parlamentosu Başkanlığı pozisyonunda belirgin hâle gelmiştir. Bu pozisyon, Sünniler açısından taşıdığı siyasi önemin yanı sıra sembolik bir değer de taşımaktadır. Muhammed el-Halbusi, Takaddum Koalisyonu’nun lideri olarak parlamento başkanı seçilmesine rağmen Sünni siyasetindeki iç bölünmeler bu pozisyonu Halbusi için tehlikeye atmıştır. Halbusi’nin görevden alınmasına neden olan mahkeme kararının dayanak noktasını da Takaddum Koalisyonu’ndan ayrılarak Siyade blokuna geçen Milletvekili Leyt el-Duleymi’nin şikâyeti oluşturmaktadır. Halbusi’nin görevden azledilmesinin ardından ortaya çıkan parlamento başkanlığı krizi ise Sünni grupların kendi aralarında uzlaşamamasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Halbusi’nin görevden alınmasının ardından Haziran 2024’te yapılan parlamento başkanlığı seçimlerinde, Halbusi’nin adayı Mahmud Meşhedani ve Hançer’in adayı Salim İssavi yeterli oyu alamamıştır. Bu, Sünni liderler arasındaki uzlaşmazlığın bir sonucu olarak Irak Parlamentosundaki en yüksek Sünni pozisyonun dahi doldurulamayacağını ortaya koymuştur.  Bu tablo sadece Sünni siyasetin zayıflığını değil aynı zamanda Şii grupların bu bölünmüşlükten yararlanarak süreci kendi lehlerine nasıl kullandığını da göstermektedir. Şii partiler, Sünni grupların liderlik rekabetini körükleyerek kendi siyasi çıkarlarını güvence altına almaya çalışmaktadır. Hatta Halbusi’nin görevden alınmasının ardından Irak Parlamentosunda tartışılan genel af yasa tasarısı çalışmalarının yavaşlaması da bu duruma somut bir örnek sunmaktadır.

Sünni Siyaseti-Toplum Ayrışması
Sünni siyasetinin bölünmüşlüğü, hükûmet ve karar alma mekanizmasındaki Sünni etkinliğini zayıflatmaktadır. Halbusi ve Hançer arasındaki rekabet, ulusal düzeyde birleşik bir Sünni temsiliyetinin ortaya çıkmasını engellemektedir. Bu bölünmüşlük, Sünnilerin Irak Parlamentosundaki pozisyonlarının da istikrarsız hâle gelmesine neden olmaktadır. Üstelik Sünni liderler arasındaki bu çekişme, halkın siyasete olan güvenini de sarsmaktadır. Özellikle DEAŞ sonrası dönemde, Sünni bölgelerdeki yeniden inşa ve yatırım süreçlerinin yavaş ilerlemesi merkezi hükûmetin yanı sıra ek olarak “sonuç alamayan” Sünni siyasetinin de halk nezdindeki güvenini daha da zayıflatmaktadır.

Buna ek olarak Kerkük gibi tartışmalı bölgelerde yaşanan siyasi sorunlar, Sünniler arasındaki iç rekabetin en somut örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Kerkük’te Irak Türkmen Cephesinin (ITC) öne sürdüğü dönüşümlü valilik önerisini kabul eden Sünni vilayet meclisi temsilcilerinden Halbusi’ye yakın olanlar pozisyonunu değiştirmiştir. Bu temsilcilerin desteği ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Bağdat’ta vilayet meclisi oturumu düzenleyerek valiyi kendi partisinden seçmiştir. Dolayısıyla yerel düzeyde de Sünni siyaseti bir denge unsuru olmaktan ziyade, iç bölünmelerle zayıflayarak parti çıkarlarını maksimize etmek amacıyla hareket etmekte ve bu durum, diğer Sünnilerin ve genel Sünni siyasetinin aleyhine sonuçlar doğurmaktadır. Bunun genel siyasete yansımasında ise Sünni partiler, Kürtler ve Şiiler arasındaki denge sağlanamamaktadır. Ayrıca Sünni aktörlerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklarla meşgul olmaları, Sünni toplumu daha da güçsüzleştirmektedir.

Sünni Siyasetindeki Ayrışmanın Sonuçları
Sünni siyasetindeki bölünmüşlüğün uzun vadeli sonuçlarının Irak’taki mezhepsel dengeler üzerinde etkiye neden olması beklenmektedir. Halbusi ve Hançer arasındaki liderlik mücadelesi, Sünni toplumunun ulusal düzeyde birleşmesini engellemektedir. Bu iki liderin rekabet hâli içerisinde güç kaybetmesi, yeni liderlerin ya da dış aktörlerin Sünni siyaset üzerindeki etkisini artırmasına neden olabilir. Ancak bu bölünmüşlük, Sünni toplumun hükûmet nezdinde zayıf bir konumda kalmasına ve siyasete olan güvenin azalmasına neden olabilir.

Bu noktada Sünni siyasetindeki ayrışmaların salt Sünni siyaseti dinamikleri ile açıklanması da yeterli olmayacaktır. Çünkü Şii gruplar arasındaki bölünmelerin, Sünni gruplar üzerinde baskı oluşturması ve Sünni siyasetçilerin Şii liderlerin desteğine ihtiyaç duyması, Sünnilerin kendi içlerinde birleşik bir duruş sergilemesini zorlaştırmaktadır. Sünni siyaseti aktörlerinin bölünmüş Şii partileri arasındaki pozisyonları itibarıyla ulusal düzeyde etkili bir Sünni liderliğin ortaya çıkması oldukça düşük ihtimale sahiptir. Şii partilerin tek bir eksen etrafında birleşmesi durumunda, Sünni grupların da birleşme eğilimi göstermesi olasıdır. Ancak, bu senaryoda dahi, siyasetin toplumla olan ilişkisindeki kopukluk göz önüne alındığında, Sünni toplumunun siyasete olan güveninin artmasının beklenmediği söylenebilir.

Feyzullah Tuna Aygün  asdasd

Feyzullah Tuna Aygün

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar