Rusya’nın Suriye’deki askerî varlığını azaltarak Libya’ya odaklanması hem Ortadoğu hem de Kuzey Afrika’da yeni bir güç mücadelesine işaret etmektedir. Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) Suriye’deki ilerleyişi ve Esad rejiminin düşmesi, Moskova’nın Suriye’deki pozisyonlarını yeniden değerlendirmesine neden olmuştur. Rusya’nın Tartus’taki askerî varlığını sonlandırarak donanma unsurlarını Libya’ya taşıması, Akdeniz ve Sahel bölgelerinde Moskova’nın stratejik çıkarlarını koruma ve genişletme çabasının bir parçası olarak okunabilir.
Rusya’nın Suriye’den Çekilme Kararı ve Jeopolitik Ajandası
Suriye’deki iç savaşın seyrinde yaşanan değişimler, Rusya’nın bu ülkedeki askerî varlığını azaltma kararında etkili olmuştur. HTŞ’nin başarılı operasyonları, Rusya’nın Tartus üssündeki donanma unsurlarını tehdit eder hâle gelmiştir. Ayrıca Beşar Esad rejiminin iç savaş sonrası kontrolünü yeniden tesis edememesi, Rusya’nın buradaki yatırımlarının karşılığını alamayacağına dair kaygıları artırmıştır. Bu bağlamda Moskova’nın, Suriye’deki varlığını sürdürmenin artan maliyetlerini dikkate alarak askerî ve lojistik unsurlarını daha güvenli ve stratejik bir noktaya taşıma kararı aldığı anlaşılmaktadır.
Rusya’nın bu süreçteki bir diğer önemli motivasyonu, uluslararası deniz taşımacılığı ve enerji güvenliği açısından kritik öneme sahip olan Akdeniz’deki etkisini sürdürmektir. Tartus Üssü, Moskova’nın bölgedeki lojistik ve askerî operasyonlarını destekleyen önemli bir merkez iken bu üssün risk altında olması, Rusya’yı alternatif arayışlarına yöneltmiştir. Ancak Ahmed Şara yönetiminin yaptığı son açıklamada Rusya’nın ikili ilişkileri olumsuz etkileyecek şekilde Suriye’den çekilmesini istemediklerini belirtmesi ve Rus heyetinin Şam’ı ziyaret etmesinin yanı sıra Sudan’ın Kızıldeniz kıyısında planlanan Rus deniz üssü kapsamında Port Sudan yönetiminin Moskova’yı ziyaret etmesi, Putin yönetiminin Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e ve buradan da Hint-Pasifik bölgesine yayılan güvenlik merkezli jeopolitik ajandasını ortaya koymaktadır.
Libya: Yeni Jeopolitik Merkez
Rusya’nın askerî varlığını Libya’ya taşıması, Moskova’nın Akdeniz’deki stratejik çıkarlarının bir uzantısıdır. Libya’nın doğusundaki Tobruk (el-Kadim ve el-Cufra – her ikisi de Wagner grubunun eski karakolları) ve güneyindeki Maaten al-Sarra Üssü, Rusya için Suriye’de kaybettiği stratejik avantajları telafi etme fırsatı sunmaktadır. Tobruk, Akdeniz’e kıyısı olan bir bölge olarak Rusya’nın enerji ve deniz taşımacılığı rotalarını kontrol etmesine olanak sağlayabilir. Maaten al-Sarra ise Libya, Sudan ve Çad sınırında yer alan stratejik bir konumda bulunmakta ve Sahel bölgesindeki operasyonlar için lojistik bir merkez işlevi görebilmektedir. Nitekim açık kaynağa yansıyan uydu görüntüleri de bu gelişmeyi kanıtlamaktadır.
Rusya’nın Wagner Grubu gibi paramiliter unsurları (yeni adıyla Afrika Kolordusu – African Corps) Libya’ya ve Sahel’e konuşlandırması, Moskova’nın buradaki askerî varlığını pekiştirme çabalarını gözler önüne sermektedir. Wagner Grubu, Halife Hafter’in Libya Ulusal Ordusu (LNA) ile iş birliği yaparak özellikle Sirenayka bölgesinde Rusya’nın çıkarlarını koruma ve genişletme görevini üstlenmektedir. Bu adımlar, Rusya’nın Libya’yı sadece askerî değil aynı zamanda enerji ve jeopolitik rekabet açısından bir üs olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.
Rusya’nın Suriye’deki Tartus Deniz Üssü’ndeki varlığını azaltarak Libya’nın doğusundaki Tobruk’ta bir deniz üssü kurma çabası, Moskova’nın Akdeniz’deki uzun vadeli stratejik çıkarlarını koruma ve pekiştirme amacını taşımaktadır. Tartus, Rusya için önemli bir lojistik ve operasyonel merkezdi. Ancak Suriye’de Moskova’nın desteklediği Beşar Esad rejiminin düşmesi, Tartus’un güvenliğini tehlikeye atmıştır. Bu nedenle Tobruk gibi daha güvenli bir lokasyonda bir üs kurmak, Rusya’ya NATO’nun güney kanadına yakın bir bölgede daha güçlü bir varlık sağlamanın kapısını güçlendirecektir. Akdeniz’in jeopolitik önemi, enerji koridorları ve uluslararası ticaret rotalarının kesişim noktası olmasıyla belirginleşmektedir. Tobruk’ta inşa edilmesi planlanan deniz üssü, Rus donanmasına Akdeniz’de operasyonel esneklik kazandırırken aynı zamanda Moskova’nın NATO ve Avrupa üzerindeki stratejik baskısını artırma imkânı verebilir. Bu hamle, Rusya’nın küresel bir deniz gücü olarak görünürlüğünü artırmaya yönelik bir adım olarak da değerlendirilebilir.
Libya, Afrika’nın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olması ve Avrupa enerji güvenliği açısından kritik bir rol oynaması nedeniyle enerji rekabetinde de stratejik bir konumda bulunmaktadır. Rusya, Libya’daki enerji kaynaklarını kontrol ederek hem ekonomik çıkarlarını genişletmeyi hem de Avrupa ülkelerine yönelik stratejik bir baskı unsuru oluşturmayı hedeflemektedir. Avrupa Birliği, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını Rusya’dan sağlarken Ukrayna Savaşı’nın ardından Rusya’ya olan bağımlılığı azaltmaya yönelik politikalar geliştirmiştir. Bu bağlamda Libya gibi alternatif enerji tedarikçilerine yönelme çabaları öne çıkmıştır. Ancak Rusya, Libya’daki enerji altyapısını kontrol ederek Avrupa’nın bu stratejik çeşitlendirme hedeflerini baltalama fırsatına sahip olabilir. Halife Hafter’in kontrolündeki Sirenayka bölgesindeki enerji sahalarına yönelik Rusya’nın artan ilgisi, bu stratejinin bir parçasıdır. Moskova’nın Wagner Grubu gibi paramiliter güçleri enerji altyapılarının güvenliğini sağlamak için kullanması, Libya’daki varlığını pekiştirirken Avrupa’nın enerji tedarik zincirini kontrol altına alma amacını da desteklemektedir.
Diğer taraftan Rusya’nın Libya’daki askerî varlığını Sahel bölgesine genişletme hedefi, Moskova’nın Afrika kıtasındaki nüfuzunu artırmaya yönelik uzun vadeli bir stratejinin parçasıdır. Libya’nın güneyinde yer alan Maaten al-Sarra Hava Üssü, bu bağlamda kilit bir rol oynamaktadır. Üs; Libya, Çad ve Sudan sınırında stratejik bir noktada yer almakta ve Sahel bölgesine lojistik destek sağlamak için ideal bir merkez olarak değerlendirilmektedir. Wagner Grubu’nun Mali, Burkina Faso ve Sudan gibi ülkelerdeki faaliyetleri göz önüne alındığında, bu üssün, Rusya’nın bölgedeki askerî operasyonlarına önemli katkılar sağlayabileceği açıktır. Nitekim Fransa’nın Sahel’deki askerî varlığını azaltmasıyla oluşan güç boşluğu, Rusya için yeni fırsatlar oluşturmaktadır. Bölgedeki cunta yönetimleriyle geliştirilen ilişkiler ve sağlanan güvenlik desteği, Moskova’nın Sahel’de artan etkisinin önemli göstergeleridir.
Maaten al-Sarra Üssü, Rusya’nın Sahel’deki operasyonlarını desteklemenin yanı sıra buradan Mali, Burkina Faso ve Sudan gibi bölge ülkelerine doğrudan askerî ve lojistik tedarik sağlama imkânı sunabilir. Ayrıca üssün yeniden inşa edilmesi için Suriyeli askerlerin ve Rus teknisyenlerin görevlendirilmesi, Moskova’nın bu projeye ne denli önem verdiğini ortaya koymaktadır. Bu üs, Rusya’nın Afrika’daki varlığını genişletmek ve Fransa’nın gerilemesiyle oluşan boşluğu doldurmak için kritik bir merkez hâline gelmektedir.
Rusya’nın Libya’daki Varlığına Karşı İtalya ve Avrupa’nın Kaygıları
Rusya’nın Suriye’den çekilerek Libya’ya odaklanması, özellikle İtalya’nın jeopolitik çıkarlarını tehdit eden bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Libya, İtalya’nın enerji güvenliği, göç yönetimi ve bölgesel istikrar açısından öncelikli bir ülke konumundadır. Rusya’nın Tobruk ve Maaten al-Sarra gibi stratejik üslere yerleşerek Libya’daki etkisini artırması, İtalya’nın enerji altyapıları üzerindeki kontrolünü zayıflatabileceği gibi Libya’daki istikrarsızlığı derinleştirerek Avrupa’ya yönelik göç akışlarını da artırabilir. Nitekim İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Rusya’nın bu hamlelerini bir tehdit olarak değerlendirerek Avrupa Birliği ve NATO’yu bu konuda daha aktif olmaya çağırmıştır.
Rusya’nın Libya’daki faaliyetleri, yalnızca İtalya’yı değil Avrupa Birliği’nin enerji güvenliği ve göç politikalarını da doğrudan etkilemektedir. Avrupa ülkeleri, Ukrayna Savaşı sonrası Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak için alternatif enerji tedarikçilerine yönelmeye çalışırken Rusya’nın Libya’daki enerji altyapılarına erişimi bu çabaları tehlikeye atmaktadır. Avrupa Birliği, Libya’daki istikrarı sağlamak için diplomatik ve ekonomik girişimlerde bulunmuş olsa da üye devletlerarasında bu konuda tam bir koordinasyon sağlanamamıştır. Fransa, Sahel bölgesindeki etkisinin azalmasıyla Libya’ya daha fazla odaklanırken Almanya ise daha temkinli bir politika benimseyerek ekonomik yardımları ön planda tutmaktadır. Ancak Rusya’nın artan etkisi, Avrupa’nın daha kapsamlı bir strateji geliştirmesini zorunlu kılmaktadır.
İtalya, Libya’daki gelişmeleri en yakından takip eden Avrupa ülkelerinden biridir ve bu ülkeye olan coğrafi yakınlığı, İtalya’nın Libya üzerindeki hassasiyetini artırmaktadır. ENI gibi büyük İtalyan enerji şirketlerinin Libya’daki varlığı, Roma yönetiminin bölgedeki istikrarı koruma çabalarını şekillendiren önemli bir faktördür. Bununla birlikte, Rusya’nın askerî ve paramiliter güçleri aracılığıyla Libya’daki etkisini artırması, İtalya’nın bölgedeki çıkarlarını tehdit etmektedir. Avrupa Birliği içinde daha etkin bir Libya politikası oluşturulması ve NATO’nun güney kanadında güvenliğin güçlendirilmesi yönünde İtalya çok çaba göstermektedir. Ancak bu çabaların başarısı, Avrupa’nın ortak bir strateji geliştirme kapasitesine bağlıdır. Rusya’nın Libya’daki varlığına karşı etkin bir cevap verilmediği takdirde, yalnızca İtalya değil tüm Avrupa bu jeopolitik rekabetin olumsuz sonuçlarını hissedecektir.
Sonuç olarak Rusya’nın Suriye’den çekilerek Libya’ya yönelmesi hem Akdeniz hem de Sahel bölgelerinde yeni bir güç dengesi oluşturmaktadır. Moskova’nın Tobruk ve Maaten al-Sarra gibi stratejik üslere odaklanması, Akdeniz’deki askerî varlığını pekiştirmek ve Afrika’nın derinliklerinde yeni etki alanları oluşturmak için atılmış dikkat çekici adımlardır. Bu durum, özellikle İtalya ve diğer Avrupa ülkeleri için enerji güvenliği, göç yönetimi ve bölgesel istikrar konularında ciddi riskler oluşturmaktadır. Avrupa Birliği ve NATO’nun Libya’daki bu gelişmelere karşı ortak bir strateji geliştirme konusundaki eksiklikleri, Rusya’nın etkisini daha da artırmasına zemin hazırlayabilir. Bu bağlamda İtalya’nın liderlik rolü üstlenerek Avrupa’nın Libya’daki çıkarlarını koruma çabalarını güçlendirmesi kritik öneme sahiptir. Ancak bu çabaların başarıya ulaşması, Avrupa ülkelerinin ortak hareket edebilme kapasitesine ve Libya’daki barış ve istikrarı destekleyen kapsamlı bir politik vizyon geliştirebilmesine bağlıdır. Aksi takdirde Libya’daki mevcut güç mücadelesi, Avrupa’nın güvenlik ve ekonomik çıkarları için daha büyük sorunlar doğurabilir.
Bu görüş yazısı Şubat 2025 tarihinde Türk Yurdu Dergisi’nde “Rusya’nın Suriye’den Libya’ya Kayması: Jeopolitik Etkiler ve Bölgesel Rekabetin Yeni Safhası” başlığıyla yayımlanmıştır.