Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

ABD/İsrail İran Savaşı’nın Afrika Boynuzu’na Yansımaları: Somaliland Üzerinden Yeni Cephe mi Açılıyor?

28 Şubat 2026 tarihinde patlak veren ABD/İsrail-İran savaşı, Ortadoğu’daki geleneksel çatışma sahalarının sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu’nun hassas jeopolitik dengelerini doğrudan sarsmaya başlamıştır. Son haftalarda İsrail’in Somaliland’da radar sistemleri ve olası bir askeri üs tesis etme arayışına dair tartışmalar, bölgesel güç rekabetinin artık Kızıldeniz havzası ve Doğu Afrika eksenine kalıcı olarak kaydığını göstermektedir. Somaliland yönetimi, resmi düzeyde bir “askeri üs pazarlığını” reddetse de uluslararası basına yansıyan üst düzey açıklamalar, stratejik bir güvenlik ortaklığının “analiz edilmek üzere” masada olduğunu doğrulamaktadır.

İsrail zaten 26 Aralık 2025 tarihinde Somaliland’ı tanıma kararı ile bölge siyasetinin ilk önemli adımını atmıştı. Bu karar, ilk bakışta diplomatik bir açılım gibi görünse de zamanlaması itibarıyla bölgesel savaş dinamiklerinin bir parçası olan stratejik bir “ön hazırlık” niteliği taşımaktadır.

Gazze saldırıları sonrasında artan diplomatik izolasyonunu dengelemeye çalışan Tel Aviv yönetimi için Somaliland, yalnızca yeni bir diplomatik ortak değil, Kızıldeniz ve Aden Körfezi hattına erişim sağlayan hassas bir jeostratejik alan olarak da öne çıkmaktadır. Ancak İsrail’in “güvenlik arayışı”, Somali’nin toprak bütünlüğünü zayıflatma ve bölgeyi yeni bir güç rekabeti sahasına dönüştürerek istikrarsızlaştırma riskini de beraberinde getirmektedir.

Jeostratejik Arka Plan: Babülmendep Hattının Önemi

Afrika Boynuzu, Babülmendep Boğazı’na yakınlığı nedeniyle küresel ticaret açısından büyük güçlerin rekabet alanı olmuştur. Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin kayda değer kısmı bu hat üzerinden gerçekleşirken, enerji taşımacılığı açısından da bölge hayati bir rol oynamaktadır.

Son gelişmelerle birlikte Somaliland’ın Berbera Limanı, ticari işlevinin ötesinde askeri ve istihbarat açısından da belirleyici bir merkez hâline gelmiştir. Limana erişim, Kızıldeniz-Aden hattındaki deniz trafiğini izleme ve gerektiğinde müdahale etme imkânı sunmaktadır.

BAE’nin “Ticari” Stratejisi ve İsrail’in Güvenlik Mimarisine Entegrasyonu

İsrail’in Somaliland açılımını, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) bölgedeki uzun vadeli ekonomik ve lojistik yatırımlarından bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. DP World aracılığıyla Berbera Limanı’na yapılan yatırımlar, bölgenin küresel ticaret ağlarına entegrasyonunu hızlandırmakla beraber, yeni güvenlik mimarilerinin kurulmasına da zemin hazırlamaktadır.

İsrail’in bölgedeki varlığı doğrudan askeri üs formunda değil, teknik destek, liman güvenliği veya altyapı iş birliği altında ilerlemektedir. Radar sistemleri ve gözetleme kapasitesine ilişkin iddialar ticari altyapı ile entegre edilmiş hibrit bir güvenlik yapılanmasına işaret etmektedir. BAE ve İsrail’in Berbera Limanı’ndaki iş birliği, birbirini tamamlayan iki stratejinin buluşmasıdır. BAE’nin sadece Berbera’da değil, Puntland (Bossaso) ve Yemen (Sokotra) gibi noktalardaki liman yatırımları, İsrail için hazır bir lojistik zemin oluşturmaktadır. BAE kontrolündeki her ticari limanın İsrail’in sinyal istihbarat (ELINT) sistemleri için potansiyel birer istasyon hâline gelmesi olasıdır.

Somaliland’da “İstihbarat Üssü” Olasılığı

Berbera’da kurulması muhtemel radar sistemleri ve teknik gözetleme altyapısı, İsrail’in savunma hattını doğrudan Afrika Boynuzu’na doğru genişletme stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bu durum, özellikle Yemen’de etkin olan Ensarullah Hareketi (Husiler) ve İran bağlantılı ağlara karşı erken uyarı ve izleme kapasitesi oluşturmayı hedeflemektedir.

Öte yandan böylesi bir konumlanma, ciddi güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir. Açık bir askeri üs yerine daha örtülü bir istihbarat varlığı tercih edilse dahi, bölgenin çatışmalara sahne olması kaçınılmaz hâle gelebilir. Somaliland’ın coğrafi konumu, onu potansiyel olarak doğrudan hedef hâline getirebilecek bir kırılganlık oluşturmaktadır.

İsrail’in “savunma” ve “güvenlik” söylemi altında geliştirdiği varlığın, fiilen bir istihbarat üssü işlevi görebileceği yönündeki değerlendirmeler giderek güç kazanmaktadır.

Tanınma Arayışı ve Güvenlik Paradoksu

Yaklaşık otuz yıldır uluslararası tanınma çabası içinde olan Somaliland için İsrail’in tanıma kararı, kısa vadede önemli bir diplomatik kazanım olarak algılandı. Ancak bu gelişmenin uzun vadeli sonuçları, çok daha karmaşık ve bölgesel istikrarı tehdit eden bir tablo ortaya koymaktadır.

850 kilometrelik kıyı şeridiyle doğrudan Yemen’e bakan Somaliland, coğrafi olarak çatışma sahalarına son derece yakın bir konumdadır. BAE’nin Nisan 2025’te Puntland’daki Bossaso Havalimanı’na konuşlandırılan İsrail yapımı radar sistemi, bölgeyi hedef konumuna getirme riski taşıdığı gerekçesiyle tartışılmıştı. Medyanın farklı organları tarafından ortaya konan bilgilere göre söz konusu anlaşma, Puntland yönetiminin kendi kabinesinden dahi gizli tutulmuş, tek taraflı bir kararla hayata geçirilmişti.

Bu durum, Somaliland yönetimi için önemli bir uyarı niteliğindedir. Zira benzer bir yapılanmaya izin vermek, hem iç siyasette meşruiyet kaybına yol açabilir hem de bölgesel aktörler nezdinde ciddi bir diplomatik bedel doğurabilir. Dolayısıyla Puntland örneği, İsrail teknolojisinin BAE aracılığıyla Somali topraklarına nasıl girdiğini gösterirken, Somaliland’ın bu tür bir güvenlik angajmanına daha temkinli yaklaşacağına işaret etmektedir.

Ayrıca bölgenin sosyo-kültürel yapısı da süreci daha hassas hâle getirmektedir. Müslüman nüfusun yoğun olduğu Somaliland’da, Filistin meselesine yönelik tarihsel duyarlılık, İsrail ile geliştirilen ilişkilerin iç politikada gerilim yaratma potansiyelini artırmaktadır.

Etiyopya-İsrail Yakınlaşması ve Bölgesel Eksenler

Denize çıkış arayışındaki Etiyopya’nın Somaliland ile geliştirdiği ilişkiler, İsrail’in bölgedeki varlığıyla birleştiğinde yeni bir jeopolitik eksenin oluştuğuna işaret etmektedir. Addis Ababa’nın liman erişimi arayışı, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. 2025 yılının ilk günlerinde Etiyopya’nın Somaliland yönetimi ile imzaladığı Mutabakat Zaptı (MoU), bölgede büyük bir gerilim dalgası yaratmıştır. Söz konusu mutabakatın içeriğinde yer aldığı iddia edilen “askeri üs tesisi”, krizin temelini oluşturmaktadır.

Mogadişu yönetimi, bu gelişmeyi ülkenin egemenliğine yönelik doğrudan bir tehdit ve varoluşsal bir güvenlik meselesi olarak tanımlamıştır. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un açıklamalarında vurguladığı üzere, Mogadişu Etiyopya’nın Somali limanlarını ticari amaçlarla kullanmasına karşı değildir. Ancak egemenlik haklarını ihlal eden tek taraflı bir askeri üs yapılanmasına kesin bir dille karşı çıkmaktadır. Nitekim bu tıkanıklık, Somali’nin toprak bütünlüğünden yana olan Türkiye’nin arabuluculuğunda yürütülen Ankara Süreci ile taraflar arasında doğrudan çatışmayı önleyen bir diyalog mekanizmasına evrilmiştir.

Bu noktada Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan gibi aktörlerin Somali’nin egemenliğini destekleyen pozisyonları, bölgede alternatif bir denge unsuru oluşturmaktadır. Özellikle Türkiye’nin Somali’de yürüttüğü askeri eğitim, insani yardım ve altyapı projeleri, farklı bir angajman modeline işaret etmektedir.

Türkiye’nin Somali’deki varlığı yalnızca insani yardım ve altyapı projeleriyle sınırlı kalmayıp, kapsamlı bir güvenlik ve ekonomik ortaklık modeline dönüşmüştür. Türkiye’nin Somali’deki varlığı, 2024 yılında imzalanan Savunma ve Ekonomik İş Birliği Çerçeve Anlaşması ile stratejik bir derinlik kazanmıştır. Bu çerçevede, Oruç Reis araştırma gemisinin Somali deniz yetki alanlarındaki üç farklı sahada tamamladığı sismik araştırmalar, somut bir ekonomik ortaklığın zeminini hazırlamıştır. Oruç Reis’in elde ettiği bulgular doğrultusunda Çağrı Bey sondaj gemisinin bölgeye gelişi, iki ülke arasındaki ilişkinin doğrudan enerji üretimi ve stratejik ortaklık aşamasına geçtiğini göstermektedir.

Ayrıca, Mogadişu’da faaliyet gösteren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en büyük yurt dışı eğitim üssü, Somali ordusunun kapasite geliştirme sürecinde merkezi bir rol oynamaktadır. Bu angajman modeli, “kazan-kazan” ilkesine dayalı, egemenlik hassasiyetlerini gözeten ve doğrudan askeri üsten ziyade kurumsal kapasite inşasını hedefleyen bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.

Sonuç: Güvenlik Söylemi ve İstikrarsızlık Riski

Afrika Boynuzu’nda şekillenen yeni ittifaklar ve güç projeksiyonları, ilk bakışta “güvenlik” ve “ticaret” gibi meşru zeminlere dayandırılmaktadır. Lakin sahada oluşan tablo daha karmaşık, daha kırılgandır.

Somaliland üzerinden şekillenen bu süreç, bir tanınma meselesinin ötesinde küresel güç rekabetinin bölgeye yansıyan yeni bir biçimini temsil etmektedir. İsrail’in bölgede savunma odaklı bir hamle olarak sunulan ve meşrulaştırılmaya çalışılan varlığı, fiili sonuçları itibarıyla bölgesel istikrarsızlığı derinleştirme riski taşımaktadır.

ABD/İsrail-İran hattındaki savaşın genişlemesi durumunda, Babülmendep’ten Aden Körfezi’ne uzanan hattın yeni bir cepheye dönüşmesi kaçınılmaz görünmektedir. Böyle bir senaryoda bölgesel istikrar ciddi biçimde zayıflayacaktır.

Netice itibarıyla Somali’nin toprak bütünlüğünü korumak, sadece ulusal bir mesele değil, Afrika Boynuzu’nun daha geniş çaplı bir çatışma sahasına dönüşmesini engelleyecek belirleyici bir denge unsurudur. Bu dengeyi gözeten ve bölgede istikrarı esas alan bir yaklaşımın en somut örneği, Türkiye’nin Somali’deki askeri eğitim, altyapı inşası ve diplomatik arabuluculuk faaliyetleridir. İsrail’in bölücü mikro-milliyetçilik siyasetine karşılık, Türkiye’nin devlet inşasını merkeze alan bütüncül modeli, Afrika Boynuzu’nda kalıcı istikrar arayışında kilit bir referans noktasıdır.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar