Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Aklın Yolu Bir: Barış

Gül Atmaca, Araştırmacı, [email protected]
Frankfurt Kitap Fuar’ının kapanışında verilen Alman Yayıncılar Birliği Barış Ödülü bu sene İsrailli bir yazara, David Grossman’a gitti. Yıllardır İsrail-Filistin barışı için çaba harcayan ve iki devletli çözümü destekleyen Grossman, bir oğlunu 2006’daki Lübnan Savaşı’nda kaybetmesine rağmen bu yoldan vazgeçmedi.  Aslında Grossman yalnız değil, İsrail’in 2009’da Gazze’ye saldırısı sırasında üç kızını kaybeden Filistinli doktor İzzeldin Ebul Eyş de onca acıya rağmen hâlâ “barış” çığlığı atanlardan.   Grossman’ın son kitabı “ToThe End Of The Land/VatanınSonuna” ya da İbranice’deki adıyla “Isha Borachat Me’besurah/Haberlerden Kaçan Kadın” ile  Ebul Eyş’in “I Shall Not Hate-A Gaza Doctor’s Journey/ Nefret Etmeyeceğim-Gazzeli bir Doktorun Yolculuğu” kitapları bu yıl İngilizce yayınlandı.  Batı dünyasında yankı bulan bu kitapların bir önce Türkiye’de kitapçı raflarında yerini alması dileğinde bulunarak başlayalım.       David Grossman’ın 2003 yılında yazmaya başladığı ve finalini asker oğlunun Hizbullah füzeleriyle can vermesinden sonra değiştirdiği kitap, 2008’de İsrail’de, İngilizce olarak ise bu yıl yayınlandı. Kitabın kahramanı Ora, oğlu Ofer’in askerliğini yapıp dönmesini beklerken, onun gönüllü olarak tekrar cepheye gitmesiyle mutluluktan sonra yeniden korkulara sürüklenen bir anne.  Aklını kaçıracak gibi olan Ora, çareyi Kudüs’teki evini terk edip kendisini yollara vurmakta buluyor. Arka planda yatan düşünce ise olası bir ölümü haber vermeye gelenler onu evde bulamazlarsa, oğlu da ölmeyecektir! Öyle ya, evde ölüm haberi verilecek bir anne olmazsa, o genç nasıl ölmüş sayılabilir ki?
Ora, Filistin’in kuzeyindeki Celile’ye doğru yola çıkarken yanına eski aşkı ve Uri’nin gerçek babası (oğlunu hiç görmemiştir) Avram’ı da alır. Kendisi Yom Kippur Savaşı (1973) gazisi ve eski bir savaş esiridir. Ora, yol boyunca Avram’a oğlu Ofer’i anlatır. Sürekli yürüyen ve anlatan Ora, bu şekilde oğlunu hep yaşatacağını düşünür.
“En Çok İsrailliler mi Acı Çekiyor?”
Kitabın gövdesini Ora’nın anlattığı anılar oluşturuyor ve bunlar üzerinden İsrail’in kuruluşundan bu yana yaşadığı savaşların kronolojisi de ortaya çıkıyor. Kitabın en sert yerlerinden birisi Avram’ın 1973’te esir alındığında Mısırlılardan gördüğü işkencelerin anlatıldığı bölüm: Özetle, Avram’a kendi mezarı kazdırılıp içine diri diri gömülüyor. Mısırlı askerler bir yandan alay ederken bir yandan da fotoğraf çekiyorlar. Bu kitaptan, herkesin bir canavara dönüşme potansiyeli taşıdığı okunabilir ama en çok ta İsraillilerin acı çektiği işleniyor!    
Grossman kitabı, 2003 yılının mayıs ayında, büyük oğlu Yonatan’ın askerliğinin bitmesine 6 ay kala, küçük oğlu Uri’nin de askere gitmesine 18 ay kala yazmaya başlamış.  (İsrail’de erkeklerin 3, kadınların 2 yıl askerlik yapması zorunlu) Uri baştan beri kitapla çok ilgileniyormuş. Askerliğinin büyük kısmını işgal altındaki bölgede, devriye veya gözcü olarak yapan; pusuda ve kontrol noktaların da görev alan Uri, buralarda yaşadıklarını babasıyla da paylaşıyormuş. 
İsrailli solcu bir aydın olan Grossman, Filistin topraklarının işgaline karşı ancak ana hedefi İsrail’i ortadan kaldırmak olan Hizbullah’a karşı mücadeleyi destekliyor. Fakat, aynı Grossman, İsrail’in 2006’da Lübnan’a düzenlediği saldırıların süresi ve dozu artınca İsrailli diğer iki büyük yazar Amos Oz ve AB Yehoşua ile birlikte Tel Aviv’de bir basın toplantısı düzenliyor. İsrail Hükümeti’ne ateşkes için görüşmelere başlaması çağrısının yapıldığı toplantıda, kendi oğlunun askerde olduğundan hiç bahsetmiyor bile. İsrail Hükümeti 14 Ağustos’ta ateşkesi ilan ediyor etmesine ama Grossman ailesi için artık çok geç! Uri ateşkesten sadece iki gün önce yaşamını kaybediyor. Grossman, yazmakta olduğu kitabın askerdeki oğlunu koruyacağına dair bir mucizeye inanmak istemiş. Ne yazık ki bu mucize gerçekleşmiyor…  
İsrailli yazar bu olaydan sonra bile  “Kişi ilkel öç alma duygularına kapılmamalı. İki devletli çözümden daha iyisini düşünemiyorum…” diyebiliyor. Sadece o değil, ailenin diğer üyeleri de her hafta Doğu Kudüs’teki Şeyh Cerrah’ta İsrail’in yeni yerleşim yerleri açmasına karşı yapılan gösterilere katılıyorlar. Gösterilere bazen şiddet bulaşığını söyleyen Grossman, bir keresinde polisten dayak bile yemiş.
Baba tarafı Polonya göçmeni olan Grossman, üniversiteyi bitirdikten sonra radyoda çalışmaya başlamış. Ne var ki, 1988’de Bağımsız Filistin Devleti’nin ilan edilmesi haberini hasıraltı etmeyi reddettiği için işten atılmış. Ondan sonra başına gelenleri “korkunç” diye tanımlayan Grossman, basın ve siyasilerden oluşan koca bir lobinin kendisine karşı hemen harekete geçtiğini söylüyor. Kendisine bir çok kapı kapanınca Grossman kendisini tamamen yazmaya veriyor.
Grossman, The Guardian gazetesinde 29 Ağustos 2010 tarihli röportajında Rachel Cooke’a, “Burada insanlar savaşın ortasına doğuyorlar, savaşa programlanıyorlar, sözlüğün tümü savaş üzerine kurulmuş. Diğer tarafın attığı her adım hile, tuzak ya da manipülasyon olarak görülüyor…” diyor. Filistinli arkadaşlarını bırakın ziyaret etmeyi onlarla bağını korumakta bile zorlandığını itiraf eden yazar,  “Üç hafta önce değerli bir arkadaşım yazar Ahmed Harb ile konuştum. İkimize de, ortak bir rüyası olan ve onun kaybolmakta olduğunu gören insanların karşılıklı yaşadığı hayalkırıklığı hakim. Fakat, O da benim gibi kendi toplumunda mücadele etmeye devam ediyor. Bir dağın iki tarafından tünel kazan iki grup gibiyiz. Sonunda buluşacağımız biliyoruz.”
Grossman, İsrail’in halkı için sadece bir korunak değil vatan olmasının özlemi içinde olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Komşularınızla barış sağlamadan vatan olmaz burası. Vatanınızda rahatsınızdır, iki çiğerinizle havayı teneffüs edersiniz. Burada sadece bir tanesiyle nefes alıyoruz ve  boğuluyoruz.  İnanın bu, şu vadiye ya da tepeye hükmetmekten çok daha önemli. ”    Gazzeli Doktor: Nefret Etmeyeceğim!
Hatırlar mısınız, iki yıl geçmedi üstünden, Gazze’de yaşanan dramı bütün dünya üstelik günlerce canlı yayında izlemişti. İsrail, çoluk-çocuk yaşlı-genç demeden insanların üzerine bombalar, füzeler yağdırıyordu; Hamas’ın füze saldırılarına misilleme olarak 27 Aralık 2008’de saldırıyı başlatmış, 23 gün boyunca da sürdürmüştü. Doğu Akdeniz kıyısında 7 kilometrelik bir şeridi kaplayan ve yaklaşık 1.5 milyon nüfusun sığmaya çalıştığı Gazze’de, günlerce süren saldırılar sonucunda 1,400’ten fazla insan yaşamını kaybetmişti. İşte bunlar arasında, Gazzeli doktor İzzeldin Ebul Eyş’in üç kızı ve bir yeğeni vardı.
Gazze’ye saldırılar olan günlerde, Ebul Eyş İbraniceyi iyi konuştuğundan aralarında gazetecilerin de olduğu İsrailli arkadaşları ondan haber alıyorlardı. Ayrıca, Gazze'ye yabancı gazetecilerin girişi yasak olduğundan çoğu yabancı TV kanalı onun verdiği bilgilerden yararlanıyor, bazen canlı yayına çıkarıyorlardı. Ne yazık ki  16 Ocak 2009 günü doktorun akrabalarıyla yaşadığı apartmana da iki ayrı füze isabet etti. Çocuklarını ve yeğenlerini kanlar içinde bulan Ebul Eyş, o çaresizlik içinde İsrail'den yayın yapan Kanal 10'unun sunucusu, arkadaşı Şolomi Eldar'ı aradı. Ağlayarak yarı İbranice yarı Arapça yaptığı yardım çağrısını canlı yayında milyonlarca insan duymuştu. Üç kızı ve bir yeğeni ölmüş, diğer bir kızı ve yeğeni yaralanmıştı. Ebul Eyş’in bağlandığı sunucu ise bu naklen acı karşısında, kulaklığını çıkarıp, “ben daha fazla dayanamayacağım” diyerek yayını bırakmıştı.   
Doktorun İsrailli arkadaşlarının da yardımlarıyla ambulans gelmiş ne var ki İsrailli askerler ambulansı 25O metre uzaklıkta durdurmuştu! Gecikmeli de olsa, belki de olay canlı yayında duyulduğu için yaralılar en sonundaTel Aviv’deki hastaneye kaldırılmıştı.
Gazze’deki Cebeliye Mülteci Kampı’nda doğup (1955)  büyümüş, çoğu Filistinlinin sahip olamadığı şans ve olanaklarla iyi bir tıp eğitimi almış olan Ebul Eyş, İsrail tarafında da görev yapmış. Uzmanlık alanı kısırlık olan kadın-doğum doktoru Ebul Eyş’in Yahudi ailelerin bebeklerini doğurttuğunu gören bazı hastalar şaşkınlıklarını gizleyemiyorlarmış. Barış ve uzlaşma taraftarı olan doktorun yaşamı ne yazık ki öyle olmamış. Yaşadığı dramın ardından Kanada’ya göç eden ve halen Toronto Üniversitesi’nde görev yapan Ebul Eyş, yaşadıklarını “I Shall Not Hate- A Gaza Doctor’s Journey /Nefret Etmeyeceğim-Gazzeli Bir doktorunYolculuğu” adlı kitapta satırlara döktü.  
Kanada’da nisan ayında piyasaya çıkan kitap, Ebul Eyş’in yaşamını, yaşadıklarını içeren bir derleme. Gazzeli doktor, dramının canlı yayında duyulmasının Gazze’de neler olup bittiği konusunda bazı İsraillilerin gözünü açtığını söylüyor ve  “Gazze Savaşı'nın sırrı ortaya çıktı” diye yazıyor. Hamas'ın “Kasım” roketlerinin isabet ettiği yerlerden birisi olan Sderot'tan Nomika Zion adlı bir kadının: “Filistinlilerin İsrail'de çoğunluğun görmek istemediği acısı bir sese ve yüze kavuştu. Görünmeyen görünür hale geldi. Bu sefer, karşımızda devasa gizli bir şeytan-düşman değil, bir adam, bir hikâye bir trajedi ve bol acı vardı” şeklindeki sözleri de kitapta yerini bulmuş.
Kitabın “Sand and Sky/Kum ve Gökyüzü” başlıklı bölümünden okuduğumuz kadarıyla Ebul Eyş’in karısı Nadiye Eylül 2008'de kan kanserinden ölmüş, ardında en küçüğü 6 yaşında 8 çocuk bırakmıştı. Acılı baba, İki ay sonra çocuklarına sahile götürmüş ve biraz olsun mutlu olmalarını istemişti. Kızları Bessan (21), Maya (15) ve Aya (13) o gün sahilde kuma isimlerini yazmışlardı. Ne yazık ki baba bir süre sonra bu isimleri mezar taşlarının üzerinde görecekti.
Ebul Eyş, acısını içine gömerek “Daughters for Life (Kızlar Yaşasın)” isimli bir dernek kurmuş. Dernek, Ortadoğu'daki kadın ve kızların sağlık ve eğitim durumunu iyileştirmeyi hedefliyor. “Hayatımı anneme, karıma, kızlarıma borçluyum. eğer bir şeyleri değişireceksek buna kadınlarla başlamalıyız” diyen Ebul Eyş, “inşallah kızlarımın kanı boşuna akmış olmayacak” diye de devam ediyor.   
Kitabın kapağına, “Eğer kızlarımın barış yolunda verilen son kurbanlar olduğunu bilsem, onların ölümünü kabul edeceğim” diye yazan Ebul Eyş, kitabın başlığını ise şöyle açıklıyor: “Ben şiddete karşıyım. Şiddet ve askeri bakış açısının işe yaramadığını yıllardır görüyoruz ve bu değişmeyecek. Kimse bunu görmüyor, sadece gözlerimiz bağlı devam ediyoruz. İsrailli ve Filistinliler olarak gidişatı değiştirmeyi başaramadık. Sadece nefret ve dökülen kanı besleyen aynı davranışı sergilemeye devam ettik. Hayatı yok etmek kolay ama kurmak çok zor…Kızgınlıkla nefret arasında fark var. Kızgınlık keskin ama geçici, nefret ise bir zehir, sizi içinizden yakan bir ateş. Kızmak ta hakkımız ancak onu olumlu bir tarafa yönlendirmek gerekiyor”
Ebul Eyş, artık sadece yaz tatillerinde geldiği Gazze'de ise her şeyin kötüye gittiğini söylüyor: “İnsanlar hayalkırıklığa uğramış ve umutsuzlar. Refah sadece karnını doyurmak değildir. Özgürlüğün, daha iyi bir geleceğin, daha güvenli bir yaşamın, kendini insan gibi hissetmenin açlığını çekiyoruz.”
Ebul Eyş'in kızlarının o “güzel” günde kuma yazdıkları isimlerinin bugün mezar taşında olsa da , bir gün okulların ya da sağlık kurumlarının girişindeki metal ya da taş plakalara yazılacağına inanıyor. “Kelimeler kurşunlardan daha güçlüdür. Nefret ve öç almaya inananlara umut içeren mesajlar sunmak zorundayız…”diye de devam ediyor Gazzeli doktor.    

Etiketler

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar