Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Arap Dünyasındaki Gelişmeler

Bülent Akarcalı, Sağlık ve Turizm Eski Bakanı
Yoksa 1. Dünya Savaşı Yeni mi Bitiyor?

1930’larda uykuya dalıp 2000’lerde uyanan, ya da Einsten’ın İzafiyet Teorisine uygun olarak 1930’larda uzaya gidip 2000’lerde dönen biri, dünyadan ayrıldığı süre içerisinde Avrupa’nın 2. Dünya savaşını yaşadığını, Japonya’nın 2 atom bombasıyla yerle bir edildiğini anlayamaz.
 
Neden?
 
Çünkü ikinci Dünya savaşının yol açtığı bütün tahribat 1945 sonrası kurulan uluslararası kurumların katkılarıyla yok hale getirilmiş, fiziki-sosyal-ekonomik yıkımlar telafi edilmiştir.
 
Nasıl?
 
1945 sonrası kurulan ve Dünyanın yeni siyasi, sosyal yapısını şekillendiren Birleşmiş Milletler ve buna bağlı UNESCO, UNICEF, UNDP vs. dünyanın yeni ekonomik yapısını oluiturmayı amaçlayan Breton Woods anlaşmasıyla ortaya çıkan Dünya Bankası, IMF, OECD,  askeri yapılanma için NATO, Avrupa Ülkelerinin tekrar muhtemel bir didişmeye girmelerini ve güçlü olmalarını sağlamaya yönelik önce Avrupa konseyi daha sonra Avrupa Birliği (öncesinde Ortak Pazar, Avrupa Ekonomik Topluluğu, Avrupa Topluluğu) gibi kurum ve kuruluşlar savaşın yol açtığı bütün tahribatı, sosyal, ekonomik ve kültürel çöküntüyü tamamen ortadan kaldırdı.
 
Çizilen kesin çizgiler  ve oluşturulan siyasi ve askeri kurumlar kalıcı sınırlar dahilinde Batı Dünyasında ciddi yeni bir düzen oluşturdu.
 
Savaş öncesi otoriter-totaliter rejimlere sahip, insan haklarına saygısız, dışarıda sömürgeci, içeride faşist Avrupa ülkeleri 1945 sonrası dönemde yavaş yavaş Demokrat, İnsan Haklarına saygılı  hale geldi. Cuntaların çöküşü, Franco ve Salazar sonrası İspanya ve Portekiz'in, 1974 den sonra Yunanistan'ın  Demokratik düzene geçmelerinden ki başarı, Avrupa Birliğinin hızla gelişmesini ve Sovyetlerin çöküşünden sonra da tüm Avrupa’yı,  kapsar oldu.
 
1.Dünya savaşı ise bambaşka sonuçlandı. Taraftarlardan önce Rusya'nın, 1917 Sovyet ihtilaliyle Çarlık Yönetimine son vermesi, çöktü sanılan ve baskıyla kabul ettirilmeye çalışılan Sevres antlaşmasıyla bölüşülmeye çalışılan Anadolu'nun, Mustafa Kemal ile başlayan direnişi ve  1923 de Cumhuriyet'le taçlanan Türk Devrimi, savaş sonrası bölgeye öngörülen genel mimariyi bozdu.
 
ABD destekli İngiltere, Irak, Suriye, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve körfez ülkelerinin siyasi tasarımını yaparak yapay da olsa yeni sınırlar çizdi.  Hanedanlar, krallar, sultanlar oluşturdu. Fransa ise Lübnan’la yetindi; siyasi güdümü altına almaya çalıştığı Hatay’dan eli yanınca, çekilmek zorunda kaldı. İtalya Libya'yı gözüne kestirdi.
 
1.Dünya savaşı sonrası belirlenen  bu tasarımda yeni sınırlar ve yeni yöneticiler dışında savaşların yaralarını saracak, bölgenin ekonomik, siyasi, sosyal, huzur ve refahını sağlayacak hiçbir kurum – birlik – düzen oluşturulamadı.
 
Siyasi geçmişi/kökü olmayan yeni Devlet yapıları, deneyimsiz yöneticiler elinde gelişemedi. Hatta daha da yozlaştı.
 
Darbeler, sürekli değişen rejimler, Orta Doğu'yu  sıcak çatışmalar merkezi halinde tuttu. Oluşturulan bu suni yapı yetmezmiş gibi,  İngiltere 1950 lerden sonra çözülen İmparatorluk topraklarında, savaşı kaybedip ricat eden, kaçan orduların yaptığı gibi, arkasında (saatli mayınlar) zaman bombaları yerleştirdi.
 
Keşmir ile Hint ve Pakistan, Filistin ile  Arap ve Yahudi, Kıbrıs ile Türk-Yunan, Cebel-ü Tarık Kayası ile  İspanya ve kendi arasında çözülmemiş ihtilaflar bıraktı.
 
Bunlardan bir tek Cebel-ü Tarık Kayası ihtilafı, İspanya tarafından çözülmedi kabul edilse de, AB üyeliği içerisinde eritildi. Diğerleri, yukarda belirtilen ülkeler arasında savaşlara yol açan ihtilaflar olarak gelişti ve çözümsüz olarak devam eder oldu. ABD'nin Irakı yakıp yıkıp hiçbir kalıcı çözüm getirmeyen askeri müdahelesi de mevcut duruma tuz biber ekti.
 
Bütün bunlardan ciddi zarar gören Türkiye oldu. Avrupa ülkeleri kendileri arasında ticari,  sınai, kültirel her türlü konuda yoğun işbirliği yapabilirken Türkiye, içine düştüğü ve düşürüldüğü soğuk savaş tuzağı ile,  uzun yıllar komşuları ve bölge ülkeleriyle ciddi ilişkilerden mahrum kaldı.
 
Ancak 1983’lerden sonra, Turgut Özal'ın önce oldukça mütevazi girişimleriyle başlayan ekonomik, siyasi ve diplomatik kıpırtılarla bölgede yavaş yavaş varlığını hissettirme çabasına girebildi.
 
Önce sempati mesajları verildi. Karşılıklı ziyaretlerle dostluklar sınandı, güven tazelendi.
 
2000’li yıllardan sonra ise ilişkiler hızla gelişmeye başladı.  “Komşularla sıfır ihtilaf” doktrini ile bölgede geçmişin yaraları sarılmaya başlandı. Son dört asırdır hasım görünen  Türkiye-Rusya stratejik ortaklık kurar hale geldi. Sovyetler karşı koruduğu müttefikleri, başta Almanya olmak üzere Türk vatandaşlarına acımasızca vize uygularken, Türkiye-Rusya aralarında vizesiz, serbest seyahat analaşmaları imzaladı.
 
1. Dünya savaşını kazanan İngiltere olmuş ama savaşın Orta Doğu’daki yaralarını saracak Kurumsal Yapılaşmayı 2. Dünya savaşı sonrası ABD’nin Avrupa için yaptığı gibi yapmayı ne düşünmüş ne de  tasarlamıştı.
 
Bugün bölgede ciddi ve ağırlıklı bir aktör olarak kendini gösteren Türkiye, kendi çıkarını korumaya yönelik bir anlayışla komşu ve diğer ülkelerle olan ikili ilişkilerini geliştirmeyip,  bölge ülkelerinin huzur ve refah arayışlarında yapısal yaklaşımlar geliştirip ülkeler arası ilişkilerin daha sağlıklı zemine oturmasını sağlama çabasına girmiştir.
 
İngiltere destekli ABD’nin arkasında enkaz, acı ve yoksulluk bırakarak gittiği Irak'a,  AB ülkelerin çıban başı PKK’ya hala utanmadan verdikleri desteğe rağmen  Türkiye bulunduğu coğrafya'ya, bu coğrafya insanının uzun yıllardır hak ettiği huzur ve refahı kalıcı biçimde yerleştirip 1. Dünya Savaşı’nı bitirmeğe kararlı ve emin adımlarla gitmektedir.
 
Tunus' da başlayıp, Mısır'da sakinleşen, Libya'da kan gölüne dönüşen, Suriye'de alevlenmeye başlayan, Halk hareketlerine ve sonrasına Türkiye'nin bakış ve yaklaşımı, ABD'nin 2.Dünya Savaşının sonuçlarını ortadan kaldıran yol ve yöntemlerle olmalıdır.  
 

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar