Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

BAE’de Husi Saldırıları ve Bölgesel İlişkiler Üzerindeki Etkisi

17 Ocak’ta Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yönelik gerçekleştirilen ve üç kişinin ölümüyle sonuçlanan füze ve drone saldırıları, Yemen sorununun sonunda BAE’ye de ulaştığını göstermiştir. 2015 yılından bu yana Yemen’e askerî müdahalede bulunan BAE, Husi isyancıları Yemen’in başkenti Sanaa’dan çıkarmayı hedeflemiştir. BAE şimdiye kadar Husilerin misillemesinin ana hedefi olmamıştır çünkü daha çok ittifakın lideri Suudi Arabistan’a odaklanılmıştır. ABD’nin Yemen özel temsilcisine göre, yalnızca 2021 yılında Husiler tarafından Suudi Arabistan’a sınır ötesi 375 saldırı gerçekleştirilmiştir. Bu açıdan, Husilerin dikkatlerini aniden BAE’ye yöneltmeleri ilginçtir ve BAE’nin ulusal güvenliği için yeni bir meydan okuma anlamına gelmektedir.

BAE, Yemen’de fiziki operasyonlara katılımını azaltmış ve kuvvetlerinin büyük bir kısmını çekmiştir. Husilerin BAE’ye saldırması için herhangi bir gerçek siyasi veya askerî neden bulunmamaktadır. Öyle ki iki tarafın da kendi harekât alanına girmemek için sessiz bir anlaşmaya vardığı öne sürülmüştür. Bu gayriresmî anlaşma, Suudi Arabistan örneğinde alışıldık bir durum hâline gelen Husilerden füze ve drone saldırıları tehdidini BAE için önemli ölçüde azaltmıştır.

Yemen'in Marib ve Shabva vilayetlerindeki çatışmalar yoğunlaşıp Husiler her iki vilayette de hızlı kazanımlar elde edince sahadaki durum, Riyad ve Abu Dabi'yi müdahale kurallarını değiştirmek zorunda bırakmıştır. Riyad, Islah Partisi'ne bağlı yetkililerin BAE’ye yakın olanlar lehine görevden alınması yönündeki talebi kabul ettiğinde, BAE Kızıldeniz kıyılarında bulunan kendisine bağlı yerel birlikleri bu kritik savaş alanına kaydırmıştır. BAE destekli ve koalisyon tarafındaki en iyi askerî oluşumlardan biri olarak görülen Devler Tugayı (Giant Brigades) da bu yeniden konuşlandırılan birlikler arasında yer almıştır. Sahadaki güç denkleminde bu değişiklik koalisyon için zaferlerle sonuçlanmış ve 2021 sonunda Aden ile Hadramut arasındaki bağlantıyı kesmekle tehdit eden Husi saldırısı fiilen sona ermiş, BAE destekli milisler, Husi karşıtı savaş çabalarına aktif olarak katılmışlardır. Bu durum Husilerin Yemen topraklarında daha fazla ilerlemesini engellemiş ve toprak kazanma emellerine son vermiştir. Sonuçta hem Riyad ve Abu Dabi arasında Yemen üzerine kurulan siyasi ittifakın koşulları değişmiş hem de BAE sahada kritik bir askerî oyuncuya dönüşmüştür.

BAE’nin yeni müdahale tarzı Husileri Abu Dabi’ye füze ve insansız hava aracıyla saldırı başlatmaya teşvik etmiştir. Bu saldırılar BAE’nin ve karar alıcılarının gözünü korkutma ve Yemen’deki yeni BAE duruşunun sonuçları olacağına dair uyarıda bulunma amaçlıdır. Husiler, Suudi Arabistan'a karşı askerî ve sabotaj taktiklerini geliştirmişlerdir, şimdi ise onları BAE'ye karşı tekrarlamaktadır.  Bu tekrarlanan füze ve drone saldırıları, BAE’nin ulusal güvenliğine yeni ve öngörülemez bir tehdit oluşturmuştur. Muhtemelen en önemli gelişme, ABD Hava Kuvvetleri ve askerî personelinin bulunduğu ed-Dafra'ya yapılan saldırı girişimi olmuştur. Bu hem bölgesel hem de küresel düzeyde sonuçları olan çatışmanın dinamiklerini daha da karmaşık hâle getirmiştir.

BAE’ye gerçekleştirilen Husi saldırıları isyancı grup tarafından misilleme niyeti taşıyor olabilir ancak kullanılan silah türleri ve meydana gelen siyasi durum farklı aktörlerin müdahil olduğu daha karmaşık bir gerçeklik teşkil etmektedir. Husilere gelişmiş füze ve insansız hava araçlarını sağlayanın İran olduğu ve isyancı grubun kendi başlarına böyle silah sistemleri üretme kabiliyetinin kısıtlı olduğu iddia edilmektedir. Bu da BAE’ye yapılan saldırıların İran tarafından sessizce onaylandığı anlamına gelmektedir. İslamabad’da bulunan Avrupalı bir diplomat ve İran’ın bölgesel politikaları konusunda bir uzman bu satırların yazarına, yalnızca Husilerin değil İran’ın da BAE’nin Marib’deki çatışmalara müdahil olmasından endişeli olduğunu belirtmiş, bu müdahalenin Husilerin önemli ve büyük ekonomik kaynak sağlayabilecek bölgeleri ele geçirme şanslarının sona ermesine sebep olduğunu ifade etmiştir. Diplomat, Yemen konusunda Riyad ve Abu Dabi arasındaki yenilenen iş birliğine de dikkat çekmiş, İran için BAE’nin Sokotra Adası’ndaki askerî varlığının da sorun olduğunu belirtmiştir.

Bu olaylar BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnun bin Zayid’in Tahran’a ziyareti ve İran’daki karar alıcılarla görüşmesiyle başlayan İran-BAE yakınlaşmasının sorgulanmasına sebep olmuştur. Husi saldırıları uzlaşı ve yakınlaşma arayışında olan BAE liderleri için yeni bir meydan okumayı temsil etmektedir. Şu an itibarıyla saldırılar BAE’nin Yemen’e yaklaşımında, özellikle Marib’teki çatışmalar konusunda herhangi bir değişikliğe sebep olmamıştır. Ancak BAE liderliği İranlı yetkililerle etkileşime de devam etmektedir ve BAE’nin İranlı yetkililerle Husi saldırılarını gündeme getirmesi büyük ihtimal olmasına rağmen, bu saldırıların BAE-İran etkileşimini ve taraflar arası ticareti geliştirme girişimlerini ciddi şekilde etkilemesi ihtimali düşüktür.

Suudi Arabistan açısından ise Yemen’deki gelişmeler ve BAE’nin tekrar operasyon alanına dâhil olması memnuniyet verici gelişmelerdir. Krallık, yıllardır Husi füzelerinin ve İHA saldırılarının yükünü üstlendiği için savaş alanındaki bu gelişmeler doğal olarak memnuniyetle karşılanmaktadır. Bu gelişmeler, sonunda Husileri, güç kullanarak sahada gerçeklikler yaratma yaklaşımlarını yeniden değerlendirmeye ve krallıkla siyasi olarak müzakere etmeye zorlayabilir. Ayrıca, BAE’ye yönelik devam eden Husi saldırıları, militan grubun Suudi Arabistan'a ve özellikle güney eyaletlerine yönelik saldırılarında göreli bir düşüşe neden olabilir. Ancak bu gelişmeler, Husilerin İran'a bağımlılığını artırmakta ve Husilerin Suudi Arabistan karşısında İran'dan farklı bir yol izlemesi ihtimalini oldukça düşürmektedir. Böylece İran, Husilere verdiği siyasi ve askerî destek yoluyla Suudi Arabistan'a karşı koz kullanmaya devam edecektir ve şimdilik Suudi Arabistan’ın bu senaryoyu değiştirmek için çok az seçeneği mevcuttur.

BAE yeni bir füze ve insansız hava aracı saldırısı alanı hâline geldikçe, Körfez ülkelerinin güvenliği ve istikrarı için yeni zorluklar ortaya çıkmıştır. Bu saldırılar, İran ve Yemenli müttefiklerinin Suudi Arabistan ve BAE'nin ulusal güvenliğine yönelik oluşturduğu tehdidi ve bu devletler için güvenilir hava savunma sistemlerinin önemini daha da artırmıştır. Bu tür saldırılara yanıt vermek için sınırlı seçenekleri olan ve İran ile siyasi diyaloğu büyük ölçüde kesilmiş olan Suudi Arabistan'ın aksine, BAE'nin İran ile ekonomik bağlantısı ona İran karşısında daha rahat davranma imkânı verebilir ve bu da saldırıların yoğunluğunu düşürebilir. BAE, bir yandan Yemen'deki müdahalesini sürdürüp hava savunma yeteneklerini geliştirirken, diğer yandan İran ile iletişim hatlarını açık tutarak ve ikili ticari angajmanda bir artış için baskı yaparak çok yönlü bir yaklaşımı tercih edebilir.

Bu analiz 5 Şubat 2022’de MENA Affairs internet sitesinde "Houthi attacks on the UAE and the evolving nature of Saudi-Emirati relations with Iran" başlığıyla yayınlanmıştır.

Etiketler

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar