Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Beşar Esad Neye Güveniyor?

Doç. Dr. Mehmet ŞAHİN, ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
2000 yılında babası Hafız Esad’ın ölümü üzerine Baas Partisi’nin girişimiyle Suriye Cumhurbaşkanı olan oğul Beşar Esad göreve başlar başlamaz kullandığı söylemle hem Suriye halkını hem de dış kamuoyunu umutlandırmıştı. Neredeyse herkes Beşar Esad ile Suriye’nin iç ve dış politikalarında ciddi değişiklikler olacağını ve hızlı bir reform sürecin başlayacağına inanmaya başlamıştı. Bu beklentinin oluşmasında Beşar Esad’ın söylemi ve duruşu etkili oldu. Fakat aradan geçen on yılda Beşar Esad her diktatörün yaptığı gibi yeşeren umutları son on ayda halkına karşı ortaya koyduğu şiddet politikasıyla söndürdü.
 
Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu’da tarihin hızla akmaya başlaması, Beşar Esad’ın gerçek durumunu gün yüzüne çıkardı. Mart 2011’den bu yana Suriye’de yaşanan olaylar, Esad Yönetimi’ni çetin bir kavşağa getirdi. Gelinen nokta itibariyle Suriye’de Esad’ın daha fazla yönetimde kalmasının neredeyse imkansız hale geldiği görülmektedir. Buna rağmen, her diktatörün yatığı gibi Esad’da yönetimini sürdürmek için her türü aracı kullanmaktan geri durmamaktadır.
 
İlk olarak, ülke içinde Esad bütün askeri, güvenlik ve istihbarat gücünün kendi tekelinde olduğuna güveniyor ve bu güce dayanarak her türlü isyanı/muhalif hareketleri rahatlıkla bastırabileceğini düşünüyor. Ayrıca, baskıcı sistemin bir sonucu olarak karşında hatırı sayılır organize ve güçlü bir muhalif hareketin oluşmaması da Esad’a cesaret veriyor. Sistem üzerindeki Baas hâkimiyetinin durumunu göz önüne alarak, kolay kolay güçlü bir muhalif hareketin kısa zamanda Suriye’de hayat bulamayacağını düşünüyor. Her diktatörde olduğu gibi, Esad’da gücü elinde bulunduran bir azınlık grubuna dayanarak yönetimini sürdüreceğine inanıyor.
 
İkinci olarak, Esad bölgesel dengeleri gözeterek kendi üzerinden Ortadoğu’da Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi kutuplaşma yaratarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Bunun içinde Sünni-Şii ekseni üzerinden bölgede bir kamplaşmaya neden olacak mezhep çatışmasından medet umduğu görülmektedir. Nitekim, bu uğurda İran, Hizbullah ve Iraklı Şiilerin pozisyonundan faydalanarak asıl sorunun Esad Yönetiminin uygulamalarından değil de, bölgede Şii-Sünni rekabetinin ve Batı’nın bölge politikalarının bir sonucu olduğunu işlemeye çalışıyor.
 
Üçüncü olarak, uluslararası konjonktürden faydalanmaktadır. Rusya ve Çin’in mevcut pozisyonunu göz önünde bulundurarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden Suriye’ye yönelik bir yaptırım kararının çıkmayacağını düşünmektedir. Bu durumu göz önünde bulundurarak, Ortadoğu’da olduğu gibi kendi üzerinden uluslararası alanda da bir kutuplaşma yaratma çabası içinde olduğu görülmektedir. Soğuk savaş döneminde baba Hafız Esad’ın yaptığı gibi güçler dengesiyle oynamaya çalışmaktadır.
 
Suriye’de ki iktidarını sürdürmek isteyen Esad’ın baş vurduğu üç araç aslında kendisinin/Baas Yönetimi’nin artık iç, bölgesel ve uluslararası meşruiyetinin kalmadığını açıkça göstermektedir. Her diktatörün yaptığı gibi Esad’da artık gerginlik yaratmak ve “şantaj siyaseti”ne dayanarak ayakta kalmaya çalışmaktadır. Suriye içinde kendi/Baas Yönetimi gidince Irak gibi kaosun hâkim olacağını, sorunun eksik olmadığı bölgenin tam bir istikrarsızlık içine düşeceğini ve uluslararası alanda ise her ülkenin zarar göreceğini dillendirerek “kıyamet senaryosu”yla iktidarını sürdürmek istemektedir.
 
Gelinen nokta itibariyle, Esad’ın yönetimde kalması ne kadar imkânsızsa, Esad’ın takındığı tavırdan dolayı gitmesi de o kadar sorunlu olacağı açıkça görülmektedir.  

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar