Bulunduğumuz yüzyılda büyük bir güvenlik sorunu durumuna gelen su kalitesi ve miktarı, bireylerin yaşamlarını tehdit eder boyuta erişmiştir. Yeryüzünde suya erişemeyen ve yeterli hijyen koşullarından yoksun olarak yaşamlarını sürdüren insanların sayısı milyarları bulmaktadır. Bu durum karşısında, suya ve sanitasyona dair hizmetler, bireylerin yaşamlarının sürdürülebilmesi yönünden vazgeçilmez bir nitelik kazanmakta ve bir insan hakkı konumuna erişmektedir. Suya erişimi bir insan hakkı olarak düşünürsek, bu hak, su kıtlığı ya da baskısı karşısında, tüm bireylere biyolojik, doğal, sosyal ve insani gereksinmelerini asgari düzeyde karşılayabilecekleri kalitede ve miktarda suyun sağlanması olduğu ifade edilebilir. Öte yandan, sanitasyonun bir hak olduğu ve dahası, uluslararası su hukuku yönünden su ile birlikte ele alınması ise, oldukça yenidir. Her bireyin yeterli, güvenli, kabul edilebilir ve fiziksel güvenliği temin edilebilir sanitasyona erişimini ifade eden sanitasyon hakkının tanınmasıyla, özellikle suyla bulaşan kolera, sıtma, dizanteri, hepatit ve trahoma gibi bazı salgın hastalıkların önüne geçilebileceği düşünülmektedir. Bu durumda, yaşamın vazgeçilmez unsurları olan temiz, emniyetli ve yeterli düzeydeki içme suyunun ve sanitasyonun, birlikte değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Bireylere emniyetli ve satın alınabilir bir kalitede ve miktarda suyun ve sanitasyonun sağlanabilmesi olarak tanımlanabilecek içme suyu ve sanitasyon güvenliği, temel bir insan hakkı olarak bu hizmetlere erişebilmeyi olanaklı kılacaktır. Bu hak, toplumun savunmasız ve güçsüz kesimlerine, özellikle kadınlara ve çocuklara, emniyetli, kullanılabilir, erişilebilir ve satın alınabilir içme suyunun, hijyenin ve sanitasyonun sağlanabilmesini garanti altına alınacaktır. Ayrıca her birey için vazgeçilmez bir öneme sahip olan emniyetli içme suyu ve sanitasyon hakkının, yaşam, sağlık, barış, gıda ve çevre hakları gibi sayılan tüm bu diğer hakların bütünleyici bir parçası ve söz konusu haklarla özgül olarak bağlantılı olduğu söylenebilir. Dahası, su yokluğunun ya da kıtlığının olduğu herhangi bir durumda, adi geçen bu hakların gerçekleştirilmesini olanaksız hale getirebileceği gibi, ortaya çıkan hak ihlalleri de çoğunlukla emniyetli içme suyu ve sanitasyon hakkınin gerçekleştirilmesini engelleyecektir. Bu çerçevede, söz konusu çalışma, bir insan hakkı olarak su ve sanitasyonu, önce kavram ve yapısal olarak incelemekte ve sonra ise, bugün her iki hizmetin niçin birlikte düşünülmesi gerektiğini ele almaktadır. Çalışmanın devamında ise, söz konusu hakkın kronolojik olarak uluslararası ölçekteki gelişimine yer verilirken, Türkiye’yi bağlayıcı kılıp kılmaması yönünden önem kazanan 2004 yılında yapılan 1982 Anayasası’nın 90. maddesindeki değişiklik incelenmektedir.