Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

İki Ateş Arasındaki Sığınmacılar

Gül Atmaca, Ortadoğu Araştırmacısı
Ortadoğu’nun bir türlü sona ermeyen şiddet ortamında, insanlar sürekli kaç-göç halindeler. Şiddetin en acı faturası can kayıpları elbette. Hayatta kalmayı başaranlar ise malını-mülkünü yitiriyor, yerinden-yurdundan oluyor. Ülke içinde yer değiştiren ya da sınır ötesine geçmek zorunda kalanlar arasında öyle bir grup var ki, sığındıkları yerde de huzur bulamadıkları için çifte “mülteci” oluyorlar.

Irak’ın 2003 yılında işgalinden sonra tırmanan şiddet nedeniyle 4 milyondan fazla insan yer değiştirmek zorunda kalmıştı. En büyük grup ki sayısının 1.5 milyonu bulduğu tahmin ediliyor, komşu Suriye’ye sığınmıştı. Iraklı sığınmacıların Suriye’yi tercih etmesinde, yakınlığı, ülkeye girişin zor olmaması, ekonomisinin nispeten iyi olması ve de en önemlisi farklı din ve mezheplere nispeten daha toleranslı bakması rol oynuyordu. Irak’tan kaçıp Suriye’ye gelenler daha çok başkent Şam’ı tercih ettiler. Hristiyanların çoğunlukta olduğu Jarmana, Şiilerin çoğunlukta olduğu Seyyide Zeynep, Filistinlilerin çoğunlukta olduğu Yarmuk Iraklıların yoğunlaştığı yerler oldu. Daha küçük gruplar, Halep, Humus, Hama, Tartus, Lazkiye, Deyr ez-Zor, Ebu Kemal, Haseki, Kamışlı gibi yerlere yerleşti.

Suriye’deki Iraklı sığınmacılar mülteci kamplarında ya da toplama merkezlerinde değil yüksek kiralar ödemek zorunda kaldıkları ama son derece kötü koşulları olan evlerde yaşıyorlar. Suriye’nin “misafir” statüsü verdiği Iraklı sığınmacıların çalışma izni yok.  Bazıları tarafından “Şam’ın nüfusunu arttırdılar, zaten kısıtlı olan iş ve barınma olanaklarını ellerimizden aldılar” diye suçlandılar. Durum böyleyken, Suriye’de bir yıl önce başlayan ve bugüne kadar binlerce insanına yaşamına mal olan şiddet, Iraklı sığınmacıların hayatını daha da zorlaştırdı. Suriyeli muhalifler, “Bağdat Yönetimi Esad’ı destekliyor “diye, Esad yanlıları ise Irak’tan gelip muhaliflere destek olan El Kaide gibi radikal Sünni grupları gerekçe gösterip Iraklı sığınmacıları sıkıştırmaya başladı. Kendi ülkelerindeki mezhep savaşından kaçıp Suriye’ye gelenler bir başka mezhep savaşının ortasında buldular kendilerini. Yaralanan ve kaçırılan Iraklı sığınmacıların sayısı artınca da bazıları için yeniden yola koyulmaktan başka çare kalmadı. Irak Hükümeti, yurtdışındaki vatandaşlarının dönüşü için bir program hazırladı ama iş dönmekle bitmiyor. Irak’ta şiddet sürüyor. Üstelik, dönenler eski mahallelerini, eski evlerini, işlerini bulamıyorlar. Bir başka önemli ayrıntı ise Suriye’ye sığınan Iraklıların 100 binden fazlası Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (BMMYK) kayıtlı. Bir başka deyişle, ABD, Kanada, Avustralya başta olmak üzere bir üçüncü ülkeye yerleştirilmeyi bekliyorlar. Mültecilik başvurusunun yanıtını beklemeden Irak’a geri dönmek zorunda kalanlar ise bu haklarını kaybediyorlar.   
 
Suriye’deki bazı Iraklılar sığınmacılar ülkelerine dönmekten başka çare bulamazken, Bağdat ve Musul’daki şiddetten kaçıp kuzeydeki Ninova’ya ya da Kürt bölgesine yerleşen Hristiyanlar burada da huzuru bulamadı. Dağ köylerine sığınan Hristiyanlar bu seferde yoksulluk, boşluk, işsizlik ve soğukla mücadele etmek zorundalar. Arapça konuşan Kürtçe bilmeyen Iraklı Hristiyanlar barınacak yer ve çocuklarına okul bulmakta zorlanıyor.  Iraklı Hristiyanlar, 2003’ten sonra tırmanan şiddet olaylarından payını fazlasıyla alan bir grup. Fidye karşılığı adam kaçırma, ölüm tehditleri, mülke saldırı en çok rastladıkları olaylar. Bağdat’ta 2010 yılının ekim ayında Katolik kilisesinde meydana gelen olaylarda ikisi rahip 58 kişi yaşamını yitirmişti. Bu saldırı bardağı taşıran damlalardan birisi oldu, o güne kadar Bağdat’ı terk etmemiş olan Hristiyanların çoğu şehri terk etti. Ve Birleşmiş Milletler verilerine göre Irak’ın, 2003’ten önce 1.4 milyon olan Hristiyan nüfusu bugün 500 bini bile bulmuyor. 

Filistinlilerin Bitmeyen Çilesi

Irak’ın 2003’te ABD ve müttefiklerince işgali ve Saddam’ın devrilmesi buradaki Filistinliler için pek “hayırlı” olmamıştı. Irak’a değişik tarihlerde sığınmış Filistinlilerin 2003’ten önceki nüfusu çoğu Bağdat’ta yaşayanlar olmak üzere tahminen 30,000 kişiydi. Bu sayının 2010 sonu itibarıyle 10,000’e düştüğü ifade ediliyor. Irak, 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne imza atmamıştı yani sığınmacılara mültecilik statüsü veremiyordu ancak Saddam döneminde, Filistinlilere  ikametgâh ve çalışma hakkı veriliyor, devletin sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlandırılıyorlardı. Ellerindeki seyahat belgeleriyle ülke içinde serbestçe dolaşıyorlardı ancak yurt dışına çıkmaları yasaktı. Askerlikten muaftılar, üniversite öğrencisi ise burs alıyorlardı. Ancak, Saddam devrildikten sonra Filistinliler için her şey tesine döndü. İkametgâh hakları ellerinden alındı, her gün İçişler Bakanlığı’na gidip imza vermeleri gerekiyordu ki bu da onları saldırganlar açısından açık hedef haline getiriyordu.

 2006’dan itibaren Irak’ta mezhep çatışmasının doruğa çıktığı günlerde, Filistinli mülteciler fidye karşılığı adam kaçırma başta olmak üzere şiddetin her türüyle tanıştılar. 2006’da Samarra’da Ali Askeri Türbesi’nin bombalanmasından sonra Şii örgütlerce suçlananlar arasındaydılar. Okların kendilerine döndüğünü gören Filistinliler tek çareyi Irak’ı terk etmekte buldular. Binlerce Iraklı sığınmacıyı konuk eden Suriye ve Ürdün, bir de Filistinlileri kabul etmek istemedi. Durum böyle olunce yüzlerce Filistinli sınıra yakın El-Velid, El-Tenef ve El-Karama kamplara yerleştirildi.

Irak’ın Suriye sınırındaki kampa gelen Filistinlilerin sayısı her geçen gün artıyordu. Ancak, çölün ortasında yerel politikacıların sürekli değişen tutumu ve güvenlik sorunu  yüzünden mültecilere yardımlar düzenli ve sağlıklı bir şekilde ulaştırılamıyordu. Mültecilere, başkalarını da buraya gelmeye özendirir diye diye sağlam ve kalıcı barınma olanakları yaratılmamıştı. Çadırda yaşam, çöl gündüz çok sıcak gece çok soğuk olduğu için zordu. Akrep, yılan sokması, aşırı sıcaklardan çadırların tutuşması vb. tehlikeler söz konusuydu. Mültecilerin kendi imkanlarıyla yaptıkları tuvaletler ise çöl toprağının suyu çekmemesi yüzünden işlevsiz kalmıştı. Bu da kanalizasyonun açıktan akması demekti, salgın hastalıklar kaçınılmazdı.

  Filistinli mülteciler, çöldeki kamplarda yaşadıkları fiziksel sıkıntıların yanı kampta kendilerini meşgul edecek bir şey olmaması, geleceğinin belirsizliği vb. eklenince psikolojik sorunlarla da boğuşuyorlardı. Bugüne bakınca sınırdaki kampların bazılarının kalktığını görüyoruz ancak yüzlerce Filistinli bu koşullarda yıllarca yaşamak zorunda kaldı. Bileşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA) yetkilisine “bundan sonra gönderileceğimiz yer Arap ülkesi” olmasın, artık kalıcı bir yurt istiyoruz” diyenlerin sayısı hiç te az değildi.
 
*”Filistinli Mültecilerin Çilesi Bitmiyor”, Umuda Doğru, 03.09.2011

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar