Yrd.Doç.Dr. Serhat Erkmen, ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Ahi Evran Üniversitesi U.İ. Bölüm Bşk.
9 Nisan 2003 günü Bağdat’ın ABD askerleri tarafından işgal edilmesi ve Firdevs Meydanı’ndaki Saddam Hüseyin heykelinin devrilmesi Irak’ın resmen işgalinin sona ermesinin sembolüdür. ABD’nin 14 Nisan’da zafer ilanı ve 1 Mayıs’ta ise dönemin ABD Başkanı George Bush’un savaşın bittiğini açıklaması Irak’ta kolay ve sorunsuz bir zafer kazanıldığı izlenimini yaratıyordu. Fakat, sonrasında yaşananlar Irak’ın ne ABD ne komşu ülkeler ne de Ortadoğu için kolay bir lokma olmadığını gösterdi. Haziran 2003’ten itibaren başlayan ve başlangıçta çok daha yerel ve küçük çaplı olan direniş, sadece Irak halkını değil, ABD’yi, bölgesel güç denklemlerini, diğer ülke halklarını ve Ortadoğu devletleri arasındaki ilişkileri bile etkileyen bir boyuta ulaşmıştır.
ABD Başkanı Barack Obama, kendisinin başlatmadığı bir savaşı bitirirken “operasyonun” başarıyla sonuçlandığını söylerken ABD’de dahi pek çok kişi savaşın ve işgalin tüm yaşananlara değip değmediği sorusunu yüksek sesle dillendirmeye başlamıştır. İşgal başladıktan sonra yaşanan gelişmelere ilişkin rakamlar aslında pek çok şeyi anlatmaktadır. ABD’nin resmi rakamlarına göre 4487 ABD askeri ölmüş, 31921’i çatışmalarda olmak üzere 40350 ABD askeri ise yaralanmıştır. Bunlara ek olarak ABD hükümetine bağlı olarak çalışan güvenlik şirketi çalışanlarından 2097’i ölmüştür. Iraklıların cephesinde ise tablo çok daha ağırdır. Verilen rakamlara göre şiddet olayları sonucunda Irak’ta ölenlerin sayısı 103775’tir. Bu rakamların gerçekte çok daha fazla olduğu söylenebilir. Irak’ın işgalinin ABD’ye maliyeti 805 milyar dolar olarak açıklanırken, ekonomi üzerindeki etkisinin çoktan 1 trilyon doları geçtiği ileri sürülmektedir. Son olarak verebileceğimiz rakam ise gerek savaşın gerekse iç çatışmaların sonucunda ortaya çıkan göçlerin sonucunda gerek ülke içinde gerekse ülke dışına yaklaşık 5 milyon kişinin göç ettiğidir.
İşgalin ilk günlerinde Irak’ın demokratik ve istikrarlı bir ülke olacağı, bölgeye örnek teşkil edeceği, dünyanın en önemli petrol üreticilerinden birisi olacağı ileri sürülürken işgalin sona erdiği şu günlerde tablo neredeyse tam tersidir. Irak’ta seçimler yapılmasına rağmen başbakanın otoriterliğinden dert yanılmaktadır. Dahası, ülkede demokratik olarak inşa edildiği ileri sürülen yapı etnik ve mezhepsel ayrımlara dayanmaktadır. İstikrar ise Irak için kullanılabilecek en son kelimelerden birisidir. Ülkenin büyük bir kısmında irili ufaklı silahlı çatışmalar, bombalamalar ya da adam kaçırmalar halen devam etmektedir. Ayrıca, son dönemde her geçen gün yeni vilayetler federal bölgeler ilan etmekte ve ülkenin idari ve siyasi geleceği belirsizliğe sürüklenmektedir. Petrol üretimi ise halan Saddam Hüseyin devrilmeden önceki seviyeye ulaşmamıştır.
Devlet otoritesinin çökmesinden sonra kamu güvenliğinin sağlanmasının hala mümkün olmadığı Irak’ta güvenlik teşkilatları siyasi olarak yeniden yapılandırılmaktadır. Ordunun darbe tehdidi nedeniyle güçlü olarak inşa edilmediği ülkede siyasi gruplar kendi tekellerinde silahlı güçler barındırmakta ve bunları siyasi amaçları uğruna kullanmaktadır. Ülkenin savunmasının öz güvenlik güçleri tarafından sağlanamayacağını Irak’ın genelkurmay başkanı bile kabul etmektedir. Her ne kadar, işgalin sona ermesi bazı Iraklılar tarafından sevinçle karşılansa da pek çok Iraklının gelecekten bir umudur yoktur. Önümüzdeki dönemde ise bazı konular ülkenin siyasi geleceğini belirleyecektir. Bu konular, Irak merkezi hükümeti ile Kürt Bölgesel Yönetimi arasındaki petrol yasası anlaşmazlığı, Kerkük’ün geleceği, tartışmalı bölgeler sorununun çözülmesi, yeni federal bölgelerin kurulması ve bölge ülkelerinin Irak’taki etkinliği olacaktır. Bu noktaların her birinin ağırlığı Irak’ın geleceği konusunda iyimser olunmasını engellemektedir.