Yrd. Doç. Dr. Serhat Erkmen, ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Ahi Evran Üniv. Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı
Irak siyasetinde büyük bir kargaşa ve kriz durumu hakimdir. Bir süre önce Bağdat’ta meydana gelen bir saldırının soruşturulmasıyla başlayan süreç, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi’nin korumalarının terör eylemlerine karıştığının iddia edilmesiyle krizin habercisi olmuştur. Dün ise Irak İçişleri Bakanlığı’ndan bir yetkilinin Haşimi’nin yakın korumalarından birisinin emri Haşimi’den aldığını itiraf ettiğini ilan etmesiyle Haşimi hakkında tutuklama kararı çıkartılmıştır. Öte yandan, Nuri El Maliki’nin Başbakan Yardımcısı Salih El Mutlak hakkında ABD’de yaptığı bir konuşmada “diktatör” nitelemesi yaptığı gerekçesiyle başlatmış olduğu güvensizlik oyu çağrısı Haşimi krizinin üstüne eklenmiştir. Özetle, ABD’nin Irak’tan çekilme sürecinin tamamlanmasından sadece 2 gün sonra Irak’ta Maliki ile Irakiye Listesi arasında büyük bir siyasi savaş başlamıştır.
Bu savaşın aslında 2010 yılında yapılan seçimin sonucunun ilan edilmesinden beri Maliki’nin liderliğindeki Hukuk Devleti Koalisyonu ile Eyad Allavi’nin liderliğindeki Irakiye Listesi arasında devam eden siyasi mücadelenin yeni bir aşaması olduğu söylenebilir. Ancak, krizin zamanlaması, aktörleri, tarafların tavırları bugünlerde yaşanan gelişmenin en hafif tabiriyle Irak’taki koalisyonun mevcut yapısını değiştirmek üzere bilinçli bir senaryo olduğunu düşündürmektedir. Ancak, sorunun içeriği ve aşılmaması hükümet sorununu çok aşan bir ölçüde daha büyük bir krizin tetikleyicisi olabilir. Bu nedenle, mevcut krizin perde arkası analiz edilmeye çalışılacaktır.
Krizin Zamanlaması
Krizin zamanlaması, İran’ın ABD’nin çekilmesinin ardından Irak’ı kimseye bırakma niyetinde olmadığını göstermektedir. Bir anlamda, krizin gidişatı ABD askerlerinin çekilmesinden sonra bu ülkenin Irak siyasetindeki etkinliğini büyük ölçüde yitirdiğinin sergilenmeye çalışılması anlamında önemlidir. Nitekim, ABD’nin gelişmelere tepkisi sadece itidal çağrısıyla sınırlı kalmıştır. Ayrıca Mutlak’ın hakkındaki güvensizlik oylaması girişiminin ABD’de yaptığı bir konuşmanın üzerine başlatılması “arkanıza ABD’nin desteğini almanız sizi Irak’ta kurtarmaz” mesajını yaratmaya yönelik bir adım olarak görülebilir. Krizin zamanlamasının diğer bir boyutu da Maliki’nin Türkiye hakkındaki suçlayıcı ve eleştirel açıklamalarının hemen ardından gelmesidir. Bilindiği gibi, Maliki kısa bir süre önce bir ABD gazetesine verdiği demeçte Irak’ın içişlerine İran’ın değil Türkiye’nin karışmasından çekindiklerini söyleyerek uzun süredir Türkiye ile yaşadığı soğukluğu su yüzüne çıkarmıştır. Maliki’nin bu sözlerinden kısa bir süre sonra Türkiye’ye yakınlığı ile bilinen Haşimi ve Mutlak’a yönelik başlatılan girişimler aslında ABD’nin çekilmesinden sonra Türkiye’nin etkinliğinin önünü kesilmeye çalışılacağına ilişkin bir İran mesajı olarak da algılanabilir.
Krizin zamanlaması yukarıdaki düşüncelere bir dayanak sağlasa da krizin çıkartılma amacı daha geniş bir yelpazede değerlendirilmelidir. Öncelikle, krizin bilinçli bir biçimde yaratıldığı görülmektedir. Büyük bir olasılıkla Maliki’nin krizi tetiklemek istemesinin nedeni, bir süredir Sünni Arapların yanlarına Kürtleri ve bazı Şii parti ya da oluşumları çekerek yeni bir siyasi denklem yaratmasını engellemek ve Kürtleri de bir tercih yapmak zorunda bırakarak ABD’nin çekilmesinden sonra Irak’ta Şii Koalisyonu’nun mutlak siyasi hakimiyetini sağlamaktır. Özellikle, son dönemde başta Exxon olmak üzere büyük petrol şirketlerinin Kuzey Irak’a yatırım yapma girişimlerini başlatması ve Maliki hükümeti ile Kürt Bölgesel Yönetimi (KBY) arasında bütçe, petrol çıkarma sözleşmeleri, petrol yasası ve Hanekin olmak üzere gerginliğin arttığı görülmektedir. Maliki’nin Kürtler üzerindeki etkinliğini gün geçtikçe yitirdiğini düşünmeye başladığı bir dönemde Selahaddin, Diyala ve Anbar vilayetlerindeki yeni federal bölge girişimlerinin önünü kesememesi Bağdat’ın otoritesini gün geçtikçe yitirdiği izlenimini yaratmaktadır. Bir anlamda, Maliki’nin iktidarını Bağdat’ın kuzeyine taşımak için elindeki araçların zayıf olması onu Bağdat’taki hakimiyeti daha güçlü bir şekilde ele geçirmeye itmektedir. Böylece, Maliki gün geçtikçe kaybettiği otoritesini yeniden sağlamak için merkeziyetçiliği güçlendirebileceği, iktidarın daha büyük bir kısmını kendi elinde toplayabileceği ve arkasında daha güçlü bir destek sağlamak için pasta paylaşımını yeniden yapabileceği bir çoğunluk hükümetine gidebilecek bir süreci başlatmak için krizi tetiklemiştir. Irak içindeki siyasi dinamiklerin oynadığı temel rolün yanı sıra bölgesel bazdaki gelişmeler de mevcut krizi etkilemektedir. Bugün, Irak’taki Kürtler, Sünni Araplar ve Şii Araplar Suriye’deki gelişmeler bağlamında da önemlidir. Sünni Araplar ve Kürtlerin Suriye’de değişime göreli olarak daha sıcak baktığı buna karşılık bu değişimi bir “Sünni oyunu” olarak gören Şii Arapların İran ile birlikte Beşar Esed Yönetimi’nin karşısında durduğu görülmektedir. Dolayısıyla Irak’ta merkezi hükümet ile KBY ya da oluşabilecek “Sünni” federal bölgeler arasındaki ilişki bir anlamda Suriye’de Esed Yönetimi’nin kontrolü kaybetmesiyle Şam ile Kürtlerin yaşadığı bölgeler ya da Sünni muhaliflerin kontrol ettiği cepler arasındaki ilişkiyi etkileyebilecek bir faktör olarak ortaya çıkabilir. Yani, Irak krizinin bölgesel bağlamda değerlendirilmesi sorunun Irak, İran, Suriye ile Türkiye, ABD ve Suudi Arabistan arasındaki adı konulmamış rekabete de dayandığını göstermektedir.
Mevcut Gelişmeler Bizi Nereye Götürmektedir?
Sorulacak ilk soru, Maliki’nin Haşimi ve Mutlak’a yönelik çıkışına Irakiye Listesi’nin hükümetteki bakanlıklarını askıya alarak ve hükümete verdiği desteğini çekerek yanıt vermesinin Maliki’ye geri adım mı attıracağı yoksa işine mi geleceğidir. Öncelikle, Irakiye’nin bakanlıkları askıya alma kararının, Savunma ve İçişleri gibi güvenlikten sorumlu bakanlıkları hâlâ kontrolünde tutan Maliki için Bağdat’ta yönetsel sorunlar çıkarmayacağının altı çizilmelidir. Bu anlamda Irakiye’nin çekilmesinin kısa vadede Maliki’ye mevcut hükümette küçük değişiklikler yaparak hükümetteki kontrolünü artırması için bir fırsat yaratacağı bile söylenebilir. Toz duman arasında dikkat çekmemesine rağmen Irakiye’den gelen bakanların ayrılması durumunda Maliki’nin onların yerini Beyaz Irakiye’den gelecek diğer bakanlarla dolduracağı söylentisi bu noktada önemlidir. Özetle, kısa vadede, Maliki genel siyasal denklemde bir değişiklik olmadan bazı yer değiştirmelerle süreci büyük bir hasar görmeden atlatabilir. Ancak, bugün yaşanan gelişmeler orta ve uzun vadede Irak’ın hükümetinde ve siyasal denklemlerinde çok ciddi bir değişimin tetikleyicisi olabilir. Bu değişimin olası boyutları şu şekilde olabilir:
1. Maliki’nin Irakiye’ye vurmaya çalıştığı darbeye Irakiye’nin tek başına ve sadece hükümet nezdinde yanıt vermesi Maliki’nin ekmeğine yağ sürecektir. Yani, Irakiye sadece hükümetten çekilir ve parlamentoda varlığını sürdürürse ve hükümetten başka önemli partileri çekilmeye ikna edemezse Maliki’nin istediği çoğunluk hükümeti kurma senaryosunun gerçekleşmesinin önü açılacaktır. Bu noktada en kritik aktörler hükümetin diğer ortakları olan Kürtler ve diğer Şii Partilerdir (en önemlileri Irak İslami Yüksek Konseyi, Sadrcılar, Bedr Tugayları). Eğer Irakiye bu süreçte yalnız kalırsa meclis ya da hükümet aritmetiği açısından önemli bir değişiklik olmayacaktır. Hatta, bazı bakanlıkların Kürtler ve Şiiler arasında yeniden paylaştırılmasının sözkonusu olması bu grupların işine bile gelebilir. Hatta, Irakiye’den şu ana kadar önemli bir çatlak görünmese de bu grubun içinde çıkabilecek çatlaklar da sürecin gidişatını etkileyecektir. Eğer bu blokun kilit aktörleri sayılan bazı partiler ya da kişiler (bunun gerçekleşme olasılığı düşük bile olsa) hükümete destek vermeye devam eder ve istifa etmezlerse o zaman Irakiye’nin siyasi geleceği çok büyük bir darbe alır ve Maliki’nin belki de en önemli hedefi olan Sünni bloku kendi içinde parçalanmış olur. Tabi, bunu sağlayabilmesi için Irakiye’nin içindeki bazı gruplara tavizler vermesi şarttır. Irakiye’nin devre dışı kalması ya da marjinalize olması halinde iki yeni hükümet formülü ortaya çıkabilir. Birinci formül, 2005 dönemine geri dönülmesidir. Bu formül, Şii Arap Koalisyonu ile Kürtlerin kuracağı ortaklığa sınırlı temsil yeteneğine sahip Sünni Arapların eklenmesi olarak tanımlanabilir. Bu olasılıkta, Iraklı Kürtlerin elde ettikleri tavizler karşılığında Şii Koalisyona destek vermesi ve Maliki’nin yanına Beyaz Irakiye’yi (Irakiye’den kişisel çekişme ve pasta paylaşımı nedeniyle ayrılan 9 kişilik grup) alarak yeni bir hükümet kurması sözkonusu olabilir. İkinci formül ise işgal sonrası bir ilkin yaşanması ve Maliki’nin liderliğindeki Iraklı Şii Arap Koalisyonu’nun ülkeyi hem Sünni Arapların gerçek temsilcilerini hem de Kürtleri birlikte dışlayarak tek başına yönetmeye başlamasıdır. 325 kişilik Parlamentoda 159 sandalyesi bulunan Şii Arap Koalisyonu’nun bu haliyle tek başına hükümeti kurması mümkün değildir. Ancak, Beyaz Irakiye’den alacakları 9 kişilik destek çoğunluğu sağlamaya yetecektir. Nitekim, bu hengame içinde yeterince dikkat çekmese de Maliki’nin Mutlak yerine Selahattin milletvekili olan ve seçim sırasında Allavi’nin sağ kolu olarak gösterilen ancak seçimden sonra istediğini alamaması nedeniyle Beyaz Irakiye’nin önde gelenlerinden olan Kuteybe El Cubburi’yi atayacağı söylentisinin çıkması buna işaret etmektedir. Bu tür bir hükümetin Irak için son derece gergin bir dönemi başlatabileceği doğru olsa da Maliki’nin çeşitli dönemlerindeki konuşmalarından mevcut hükümettense bu tür bir hükümeti tercih edeceğini çıkarsamak çok güç olmayacaktır.
2. Mevcut durumda en kritik rolü, son dönemdeki krizlerin çözülmesinde en kritik rolü oynayan Kürtler oynayacaktır. Krizin hemen öncesinde Salih Mutlak ve Rafi Isavi’nin Kuzey Irak’ta görüşme yapmaya gitmiş olmaları, Haşimi’nin de tutuklanmaktan kaçmak için Erbil’e gitmesi Kürtlerin artan rolüne verilebilecek ilk örneklerdir. Şu ana kadar, Mesut Barzani’nin tutumu ve KDP’nin Maliki’nin (en azından şimdilik) yanında olmadığını göstermektedir. Barzani aynen geçen yıl hükümet kurulmadan önce yaptığı gibi Sünni ve Şii Araplar arasında daha çok arabuluculuk rolüne soyunmaktadır. Ancak, verdiği demeçlerde Bağdat Havaalanı olayının kabul edilemez olduğunu ve gerilimin artmasının Maliki hükümetiyle ortaklığı tehdit edeceğini söyleyerek Maliki’ye üstü kapalı bir tehdit savurduğu da görülmektedir. Bu duruş, mevcut şartlarda Suriye’deki durum, Türkiye’nin ve ABD’nin Ortadoğu politikaları da dikkate alındığında Kürtlerin Sünni Arapların aleyhinde bir davranışa sıcak bakmadığını hatta şartların olgunlaşmasına göre Maliki’nin devrilmesine katkıda bulunabileceğini düşündürebilir. Yine de mevcut krizin Kürtlere tehdit ve fırsatları beraberinde getirdiğini söylemek gerekmektedir.
Kürtler için yeşerebilecek en önemli tehditler Maliki’nin bu süreçten aşırı güçlenerek çıkması ve KBY içindeki güç dengesinin bozulmasıdır. Yaşanan süreçten Maliki’nin güçlenerek çıkması sadece Irakiye’yi değil Şii Arap Partileri dahil olmak üzere diğerlerini hiç de memnun etmeyecektir. Çünkü, Maliki, daha da güçlenecek olursa Sünnilerden sonra parlamentoda etkisizleştirilme sırasının kime geleceği hiç belli olmayacaktır. Sıra Şiiler arasında gücün tekelleşmesi için Sadr Hareketi’ne de gelebilir, merkezi gücü artırmak için Kürtlere de gelebilir. Bu nedenle Irakiye’nin bu hamlesinden sonra Maliki’ye destek vermek Kürtler ve diğer Şii aktörler açısından büyük bir risk taşımaktadır. Ancak şu aşamada İran’ın Şii Arap partileri üzerinde çok yoğun bir baskı oluşturduğunu görmek zor değildir. Maliki’nin baskıcılığından son derece şikayetçi olsalar da İran’ın şu anda Şii Araplar arasındaki bir ayrıma neden olacak bir davranışı hoş görmesi mümkün değildir. Ayrıca, diğer Şii Arap partiler de Maliki’den hoşlanmasalar da yine de Sünni Araplarla arasında bir tercih yapmaları gerektiğinde Maliki’yi seçme olasılıkları çok daha güçlüdür. Nitekim, özellikle Sadrcıların Haşimi’yle ilgili yaşanan sürecin “hukuki” olduğunu dile getirmeleri, Irakiye’nin tehdidini ciddiye almamaları ya da bir kişinin 2’den fazla kez başbakan olamayacağı yönünde bir kural koyulamayacağını söylemeleri önemli birer göstergedir.
Ayrıca, halihazırda İran’ın Şii partilere ve Kürtlere yakın markajını sürdürdüğü görülmektedir. Bu markaj Kürt partiler arasında bir çatlak yaratabilir. Bunun sonucunda da Kürtlerin tavırları da çelişkili ve farklı olabilir. Iraklı Kürtlerin en güçlü partisi olan KDP yapısı, amaçları ve ilişkileri nedeniyle sadece kendi başına hareket etse İran’ın istekleriyle çatışan bir politika izleyebilir. Ancak KDP’nin özellikle KBY içinde ciddi sorunlarla karşılaştığı görülmektedir. bugünlerde Kuzey Irak’ta KDP ile KYB arasında 2006’da yapılan ve iki partinin bölgeyi kontrol etmesinin en önemli aracı olan “Stratejik İttifakı”n sonunun geldiği tartışılmaktadır. Kısa bir süre sonra yapılacak olan yerel seçimler öncesi KYB’de seçime ayrı gitme eğiliminin artması KDP’nin sistemdeki mevcut gücünü en azından yerel bazda sıkıntıya sokabilir. Dahası, geçen haftalarda Duhok’ta meydana gelen içki satan dükkânlara yapılan saldırılardan sonra KDP ile Kürdistan İslami Birliği (KİB) arasında yaşanan çatışmayı basit ve yerel bir gelişme olarak okumamak gerekmektedir. Öteden beri İran ile yakın ilişkileri olan KİB’in KDP’yle üstelik de Duhok’ta kapışması için güçlü bir tetikleyici gerekmektedir. Yani İran’dan gönderilen mesaj KDP’ye KBY içindeki denklemlere dikkat edilmemesi halinde oradaki hakimiyetinin çok da kolay olmayacağıdır. Ancak, bu faktör KDP’yi ancak belli bir ölçüde etkileme potansiyeline sahiptir. Oysa, Kürtlerin bu süreçte vereceği en önemli sınav çok daha geniş kapsamlıdır. Kürtler, İran’ın Irak içinde yap(tır)mış olduğu bu hamleye karşı fırsatçı bir manevra yaparak Maliki’ye olan desteğini sürdürürlerse petrol yasası, petrol anlaşmaları, yeni bakanlıklar, bütçeden daha büyük pay, büyük petrol şirketleriyle imtiyazlı anlaşmalar ve tartışmalı bölgeler konularında kısmen ya da büyük ölçüde kazanım elde edebilirler. Fakat, bunun karşısında Türkiye, Suudi Arabistan ve ABD’nin tepkisini çekmeleri olasılığı yüksektir. KDP’nin önündeki ikinci seçenek ise KDP-KYB bölünmesi de yaşama riskini de göze alarak bu hamleye karşı Irakiye blokuyla hareket ederek Maliki’nin devrilmesine yol açabilecek bir sürecin bir parçası olmaktır. Bu tercih Irak’ın içindeki tüm denklemleri etkileyeceği gibi, Kürtlerin dış güçlerle ilişkilerinde de bir dönüm noktası olabilir.
Kötü Olasılık
Yukarıda sayılan olasılıklar ve aktörlerin tavırları genelde siyasal sistem içinde siyaset sınırları çerçevesinde ele alınmış düşüncelerden oluşmaktadır. Fakat, bu sürecin bir de parlamento dışı boyutu bulunmaktadır. Maalesef, Irak’ta siyaset sadece mecliste, miting meydanlarında ve kulislerde yapılan bir olgu değildir. 2003 sonrası dönemin en önemli gerçeklerinden birisi siyasetin silahlı da yapılabildiği ve şiddet eylemlerinin siyasi gelişmelere paralel bir ilerleme gösterdiğidir. Bu olgu dikkate alınarak, önümüzdeki dönemde Sünnilerin hükümetten çekilmesinin Irak’ın özellikle Bağdat, Diyala, Selahaddin, Musul ve Kerkül gibi bölgelerinde şiddet eylemlerinin artabileceği söylenebilir. Bu süreçte özellikle Maliki’yle özdeşleştirilen bazı askeri güçlere yönelik saldırıların artabileceğini öngörmek hiç de zor değildir. Ancak, bu tür bir durum Irak hükümetine ve Maliki’ye geri adım attırmaktan ziyade büyük ölçüde baskıyı artırmasına ve çatışmaları körüklemesine hatta federal bölge ilanı kabul edilmeyen Selahaddinde olduğu gibi ciddi bir ayrılığa sürüklenmesine bile neden olabilir. Bu sürecin önlenemez bir hal alması ise Irak’ta bölünmenin merkezde başlayacak bir çatışmanın büyümesi sonucunda gerçekleşebileceği bir felaket senaryosuyla sonuçlanabilir. Ancak, uzun vadede ortaya çıkabilecek bu gelişmeden önce ilk somut gelişmeler ülkedeki şiddet olaylarının ciddi ölçüde artması olacaktır. felakete doğru gidiş olarak nitelenebilecek bu gelişmenin yaşanması elbette istenmemektedir. Fakat, Irak şartlarında bu olasılık çok da uzak değildir.