Gül ATMACA, Ortadoğu Araştırmacısı
Ortadoğu’da çatışmanın ana eksenlerinden birisini hiç kuşkusuz İran ile İsrail arasındaki gerilimli ilişki oluşturuyor. Bu ikisinin, ortak bir özelliği var aslında; İran da İsrail de kuruluşunu dinsel mitlere dayandırmış ülkeler. Şah İsmail’in temelini attığı Şii İran’da, “Halifelik Hz. Ali’nin hakkıydı ve çocuklarına geçmeliydi” düşüncesinden doğan “hakkı yenmişliğe” Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesinden dolayı “matem” ve “acı çekme” kültürü eklenir. On dört yüzyıldır “egemen” e karşı verilen mücadeleye bu psikoloji eşlik eder.
İsrail ise “Kudüs’ün de içinde bulunduğu toprakların Kitabı Mukaddes’te yazdığı gibi İsrailoğullarına vaat edildiği” düşüncesiyle kurulmuştur. “Kökünden sökülme ve sürgün” olgusu Yahudi geleneğine derinden kök salmıştır; buna göre Babil’e sürgün edilen Yahudiler bir gün yurtlarına
döneceklerdi!
Yahudi kökenli akademisyen Şlomo Sand’in bu yıl Türkçeye çevrilen kitabı *“Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi? Kitabı Mukaddes’ten Siyonizme”, İsrail’de 2008’de ilk çıktığında uzun süre çok satanlar listesinde yer aldığı gibi epey de gürültü koparmıştı. Siyonizm karşıtı Sosyalist akademisyenlerden birisi olan Sand, Avusturya’da 1946’a dünyaya geldi. Ailesi Nazi kıyımından sağ çıkabilmiş Polonyalı Yahudilerden. 1948’de İsrail’in üçüncü büyük kenti Hayfa’ya göç etmişler.
Sand’in kitabının ana savları, Romalıların sürgüne gönderdiği Yahudilerin sayısının Kutsal Kitapta anlatılan kadar yüksek olmadığı; Yahudilerin tek bir soydan gelmeyip tarihin farklı zamanlarında bu dini kabul etmiş farklı halklardan oluştuğu yönünde.
Sand, “… Bir zamanlar Avrupa’da Yahudilerin kökenleri itibarıyla yabancı halk oluşturduğunu ileri sürenlerin antisemitist olarak görüldüğü bir dönem oldu. Günümüzde ise, tersine, dünyada Yahudi olarak kabul edilenlerin başlı başına ayrı bir halk ya da ulus oluşturmadığını ilan etmeye cesaret eden kişi, derhal “İsrail düşmanı” olarak damgalanıyor” diye yazıyor.
“Büyük Sürgünü Kanıtlayan Belge Yok”
İsrail 1948’de kurulduktan sonra Kitabı Mukaddes’te yazılanların doğruluğunu ispatlamak üzere arkeolojik kazılar yapılmış ancak ortaya çıkan sonuçlar kafaları epey karıştırmıştı. Sand, kitabında mantıksal çizginin yanı sıra arkeolojik bulguları savları için dayanak olarak kullanıyor.
“Kökünden sökülme ve sürgün” olgusuna geri dönersek, Sand şöyle yazıyor: “…Roma valileri isyankâr halklara uyguladıkları baskının acımasızlığıyla biliniyorlardı: Savaşçıları hiç acımasızca infaz ediyorlardı, mahkum ettiklerini köle olarak satıyorlardı, kimi zaman kralları ve prensesleri bile sürüyorlardı, fakat Doğu’da sultaları altına girmiş tebaanın bütününü kesinlikle yerinden etmemişlerdi. Bunu yapacak teknolojik imkâna da sahip değillerdi: ne kamyonları ne de trenleri vardı; teknelere gelince, bizim modern dünyamızdakiler kadar geniş değillerdi.
…Daha kesin bir ifadeyle, Yahudiye ülkesinden herhangi bir sürgünün hiçbir izi, en ufak bir işareti bile yoktur. Roma’dan bize miras kalan zengin belgelerde de yoktur. Ayrıca, eğer halk kitle halinde kaçsaydı Yahudiye hudutlarında oluşabilecek büyük mülteci merkezlerini doğrulayan hiçbir keşif de yoktur…”
Sand, Flavius Yosefus’un, “Antikçağ Yahudileri”ni MS 1.yüzyılın sonunda yazdığını hatırlatıp, 20.yy’da yapılan arkeolojik kazı sonuçlara bakınca Yosefus’un tasvir ettiği yıkımın kapsamının abartıldığını belirtiyor. Bulguların ışığında MS 1. yüzyılın sonunda bile çok sayıda şehrin gelişip geliştiği, ayrıca Yahudiye ülkesinin dışında MS 70 yılından çok önceleri çok sayıda kalabalık Yahudi toplulukları olduğu söylenebilir.
Yani Yahudilerin sadece bugünkü İsrail topraklarında yaşadıkları ve toplu sürgüne tabi tutuldukları doğru değildir. Kitapta, zaten sürgün kavramının vatanın dışında olup olmamaktan çok metafizik bir anlam edindiğine dikkat çekiliyor. Şöyle ki: “Kudüs sürgünlerinin soyundan gelmek, İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un tohumuna mensup olmak kadar yaşamsaldı, çünkü tersi durumda ‘seçilmiş halk’ın mensubu olarak inançlı Yahudi statüsü yeterince sağlam ve istikrarlı biçimde yerleşmiş olmazdı…Daha genel anlamda sürgün yeryüzünün her yerinde, hatta Kutsal Toprak’ta bile hüküm sürüyordu. Daha sonra, ‘sürgün’ Kabala’da Tanrı’nın özelliklerinden biri bile olur…”
Perslerle İsrailoğullarının Mazisi Eski
Kitapta, sürgündeki İsrailoğullarının Pers kültüründen nasıl etkilendiği dile getiriliyor. Bugünün “düşman” ülkelerinin tanışıklığı aslında çok eskilere gidiyor. Şöyle yazıyor Sand: “… İsrailoğulları Mısır’ı terk etmişlerdi, vahşi ve bilgelikten uzaktılar. Pers’te eğim gören Yahudiler Perslilerden yeni bir dini anlayış, bir yaşam tarzı, bir dil ve bilim edindiler. Bu sürgün dönemi, demek ki, geniş anlamı içinde, Yahudi tarihinin başlangıcının oluştuğu dönemdir…”
Sand’a göre Kitabı Mukaddes’in aşağı yukarı her sayfasında gördüğümüz haliyle tekelci tektanrıcılık, sürgündeki ya da sürgünden geri dönmüş Yahudiyeli entelektüel seçkinler ile soyut Pers dinleri arasındaki olağanüstü buluşmadan doğmuştur. İbranicedeki dat (din) sözcüğünün Persçeden geliyor olması bir tesadüf değildir.
Pers Kralı Büyük Kiros, M.Ö. 538 yılında Yahudilerin Kudüs'e geri dönerek şehri ve kutsal tapınağı yeniden inşa etmelerine izin verir. Sürgündeki Yahudilerin hepsinin Kenan ülkesine dönmediğini hatırlatan Sand, geride kalanların son derece hareketli Yahudi kültür merkezlerinde yerleşip yaşamayı seçtiğini yazıyor. “İlk tektanrıcılığın, bir ölçüde bu Yahudilik kurucularının daimi ikametgâhı olmuş Sürgün yerlerinde oluştuğunu ileri sürmek abartı olmaz…”diye de ekliyor.
Sand’in kitabında tartışma yaratan savlardan birisi ise Avrupalı Yahudilerin kökeninin Ortadoğu’daki kutsal topraklara değil Kafkasya’daki Hazarlara dayandığı. Sand, 19.yy tarihçilerinin, “Orta ve Doğu Avrupalı Yahudilerin ki bugün ABD’de yaşayan Yahudilerin yüzde 90’ı demek, Hazarlara dayandığı yönündeki savını bir kez daha ortaya atıyor. Yine başka ilginç bir sav, Filistinli köylülerin Yahudi çiftçilerinin soyundan geldiği. Arapların Fethi’nden sonra birçok Yahudinin Müslümanlığa geçmesi ya da geçmek zorunda kalması buna dayanak olarak gösteriyor.
Şlomo Sand’in kitabından çıkarılacak birçok sonuç var. Ancak birisi var ki “insanın en büyük düşmanı kendi içinden, kendisine benzeyenden çıkar” sözünü doğruluyor. Kitap bize bugün birbirine düşman olan tarafların tanışıklığının ne kadar eski olduğunu, birbirlerine ne kadar çok benzediklerini ve birbirlerini ne kadar çok etkilemiş olduklarını bir kez daha gösteriyor.
* “Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi, Kitabı Mukaddes’ten Siyonizme”, Şlomo Sand, Doğan Kitap, 2011