Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

İran’ın Yaptırımlarla Bitmeyen Sınavı

Gül ATMACA, Ortadoğu Araştırmacısı
İran’a yaptırımlara yabancı bir ülke değil. Önceki yıllarda, yöneticiler genel olarak “beni öldürmeyen şey beni güçlendirir” türünden açıklamalar yapıyorlardı. Fakat yeni yıldan bu yana ABD’nin ardından da Avrupa Birliği’nin (AB) aldığı yeni kararlar karşısında artık İranlı yöneticiler de farklı konuşuyor. İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, İran Merkez Bankası’nı dünya finans sisteminden adeta koparıp atan yaptırımlarla ilgili sert konuştu. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, yaptırımları “bir ulusun tarihindeki en ağır ekonomik saldırı” olarak tanımladı. İran Cumhurbaşkanı, Batının “halkı hedef almıyoruz” sözlerinin yalan olduğunu belirterek, “siz gerçek halk düşmanısınız ve halka baskı uyguluyorsunuz” dedi.

İran’ın temel geliri kaynağı olan ham petrol satışına yönelik yaptırımlar tam olarak hayata geçmedi ama halkın üzerindeki ve gündelik yaşamdaki etkileri fazlasıyla görülmeye başladı. Örneğin, İran Riyalı dolar karşısında rekor bir düşüş gösterdi. Halk elindeki parayı dolara ya da altına çevirme gayreti içinde. Ülkede büyük döviz sıkıntısı yaşanıyor. Yurtdışına çıkmak isteyen İranlıların döviz bulmakta sıkıntı çektiğini, havalimanındaki döviz bürosu önünde uzun kuyruklar oluştuğunu duyuyoruz. Kurlar sürekli değiştiğinden bazı döviz bürolarının kapandığı ya da resmi rakamlardan döviz satmadığı gelen haberler arasında. Sürekli değişen kurlar ve fiyatlar ticaret hayatını da olumsuz etkiliyor. AB’nin yaptırımlarının temmuzdan sonra yürürlüğe gireceğine düşününce İranlıları hayli sıcak bir yazın beklediğini söyleyebiliriz.  İranlıların “böyle giderse ilaç ve gıda sıkıntısı çekeriz” endişesi ise ne yazık ki yersiz değil.

Londra Üniversitesi- Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndaki (SOAS) Ortadoğu Enstitüsü Müdürü Hassan Hakimian, yaptırımların  “İran halkı kemer sıkmak zorunda kalır ve sıkıntılar yaşarsa hükümete Batının isteklerini kabul etmesi için baskı yapar” diye uygulandığını söylüyor. Ancak, Hakimian’nın da vurguladığı gibi genelde tersi oluyor;  hükümetler “olan biten dış mihrakların tezgâhı”  bahanesiyle içeride artan huzursuzluğu dizginlemek için halka daha fazla baskı uyguluyor.
 
Bu arada, İranlıların önemli bir bölümü nükleer programı destekliyor. Bunlardan birisi olan ve ismini vermek istemeyen Tahranlı bir avukat, çıkarları söz konusu olunca diplomasiye bile şans vermeyen Batının İran’daki insan hakları ihlâllerine karşı bugüne kadar sessiz kalmasını eleştiriyor. Avukat, kendileri nükleer teknolojiye sahip olan hatta nükleer silah geliştiren ülkelerin İran’ı bu konuda sıkıştırmalarını ise “ikiyüzlülük” olarak tanımlıyor.
 
Yaptırımlarla Baş Etme Stratejileri

İran daha önceki yaptırımlara karşı çeşitli stratejiler yaratmış bir ülke. Bunlardan birisi, Körfez Ülkelerine ticaret kapısını açmaktı.*  Örneğin, 2000’den 2010’a kadar Körfez Ülkeleri’nden ithalat gözle görülür bir oranda artmıştı. Öyle ki, 2008 ila 2009 arasında iki taraf arasındaki ihracat hacmi 13.4 milyar doları bulmuş. Körfez ülkeleri arasında özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ticaret fazlası oluşmuş.  Bir başka deyişle, İran söz konusu ülkelerin Suudi Arabistan önderliğinde kendisine karşı ittifak kurmasını engellemek için ticareti kullandı. Örneğin, Kuveyt ve Katar ile paylaştığı doğal gaz kaynaklarını daha da geliştirme çağrısında bulundu; BAE ile ilişkileri iyi tutmak için Körfez’deki ticareti BAE Dirhemi ile yapmayı tercih etti. Hatta nüfusunun çoğunluğu Vahabi olan Umman ile dostane ilişkileri yürüttü, iç hat seferlerini Katar’a yaptırdı.
 
İran’ın ticaret kapısını neredeyse sonuna kadar açtığı BAE, yaptırımlar ve İran’ın nükleer tesislerine yönelik askeri harekat konusunda önceleri gevşek bir tutum sergiliyordu. Dubai ile Abu Dabi arasındaki anlaşmazlık ta İran’ın işine yarıyordu. Ancak 2010 yılından bu yana işin rengi değişti. BAE, ABD’den gelen baskıların da rolüyle yön değiştirdi.
 
BAE’nin bugün İran’a yönelik yaptırımlar konusunda Suudi Arabistan ile tam bir  görüş birliği içinde olması Tahran’ın BAE’nin bazılarına ticari destek vererek bölme stratejisinin tutmadığını gösteriyor. BAE’nin tavrındaki değişikliğin bir başka nedeni de Dubai’nin azalan ekonomik ve mali gücü. Bir başka deyişle, İran ile arası pek iyi olmayan Abu Dabi’nin ağırlığının artması.
 
Son gelen raporlara göre BAE’deki bankalar 2010’den bu yana İran’a para transferi yapmayı durdurmuş. Körfez ülkelerine önce havuç uzatan İran, şimdi sopa gösteriyor. İran, önce BAE’den ithalatı kesmişti şimdi de karşı atakta bulunuyor. Örneğin, İran Parlamentosu Enerji Komitesi Sözcüsü Emad Huseyni, 22 Aralık’taki konuşmasında sadece Suudi Arabistan’ı değil Katar ve Kuveyt’i İran’ın petrolünü ve doğal gazını çalmakla suçladı.
 
İran’ın giderek artan ve sertleşen yaptırımlarla baş etme yöntemleri arasına, “yasaklanan ürünlerin” farklı yollardan ülkeye sokulması da var. Yukarıda belirttiğimiz gibi 2010 yılına kadar Körfez ülkeleri ile nispeten iyi ilişkiler vardı. Yasaklı ürünlerin çoğu ülkeye BAE ve Umman üzerinden kaçak sokuluyordu. Ancak ABD’nin baskısıyla ilişkiler bozulunca İran bu sefer yönünü 1458 km’lik sınırı paylaştığı Irak’a çevirdi. Irak üzerinden kaçakçılık daha çok dağlık Kürt bölgesi üzerinden yapılıyor. Örneğin, 2010 yılının Haziran ayından bu yana milyon dolarlık ham petrol ve işlenmiş ürün Kürt bölgesi üzerinden günlük olarak İran’a sokuldu. Yeni ambargolar geleceğini; Umman ve BAE ülkelerinden artık doğrudan kaçakçılık yapılamayacağını düşünürsek, İran için Irak sınırı daha da önem kazanıyor. İran’ın, Irak’ın güneyindeki Basra kentinde sınıra sadece 16 km uzaklıkta serbest ticaret bölgesi kurduğu iddia ediliyor.
 
İran’ın sadece Şii kökenli Irak Başbakanı Nuri el Maliki ile değil Bölgesel Kürt Yönetimi’ndeki aşiretlerle de iyi ilişkisi var. Doğrusu, Bölgesel Yönetim de İran’a yapılan kaçakçılıktan elde ettiği üstelik Bağdat’a hesap vermek zorunda olmadığı bu gelire hayır demiyor.
 
Irak’ın sınırdaki güvenlik güçlerinin yeterince eğitimli olmaması, ekipmanın zayıf ve rüşvetin yaygın olması yüzünden kaçakçılıkla yeterince mücadele edilmiyor. Sınırda İranlı güvenlik güçleri daha etkin, bu da yasaklı ürünlerin kolayca geçirilmesinde işe yarıyor.
 
Yazıyı bağlamak gerekirse, yaptırımlar onun bir parçası ambargolar hedef alınan rejimleri yıkmadığı gibi kendi yasal olmayan ekonomisini yaratıyor. Yani bazı çevrelere büyük kârlar sağlarken halkı inim inim inletiyor. Dolayısıyla İran ile olan anlaşmazlığın en iyi çözüm yerinin diplomasi ve görüşme masası olduğunu bir kez daha söylemek de fayda var… 
 
 
* “İran’s dangerous trade game”, Nima Khoraami Assl, The Guardian, 1 January, 2012

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar