Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

İstihbarat Savaşının Ortasında Müzakereler

Gül ATMACA, Ortadoğu Araştırmacısı
İstanbul, 14 Nisan’da İran ile Birleşmiş Milletler (BM)  Güvenlik Konseyi’nin daimi 5 üyesi ve Almanya arasında yapılacak nükleer müzakerelere ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Feridun Abbasi, Tahran’ın zenginleştirilmiş uranyum üretimini sınırlandırabileceğini açıkladı.
 
Abbasi, İran’ın sadece tıbbi çalışmalarına yetecek miktarda yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyacı olduğunu söyledi. Bu açıklama,  müzakereler öncesinde yapılan bir “jest” olarak algılandı.
 
Aralarında ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa’nın olduğu beş ülke ile Almanya’nın iki önemli talebi vardı: Birincisi, Kum kenti yakınlarındaki Fordo nükleer tesisinde faaliyetin durdurulması. İkincisi de, İran’ın yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirmeyi askıya alması ve zenginleştirilmiş uranyumu bir başka ülkeye göndermesi.
 
Müzakereler nereye varır şimdiden söylemek güç ama istihbarat ve diplomasi alanındaki oyunların, kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıkların süreceği kesin. Medya ise bu oyunların, manipülasyonun en önemli araçlarından birisi. Örneğin, 8 Nisan tarihli Washington Post gazetesinde, ABD’nin İran’ın nükleer silah geliştirip geliştirmediğini tam olarak anlamak üzere insansız hava araçlarının İran’ın içine kadar sızdırdığı, tele-kulak faaliyetlerinin tam gaz sürdüğünü yazdı. İstihbarat yetkililerinden alınan bilgilerle yazıldığı belirtilen makalenin, 14 Nisan’da İstanbul’da yapılacak nükleer müzakereler öncesi yayınlaması da anlamlı. Bunun İran’a, “En gizli yerlerine girip her faaliyetini takip edebiliyoruz” mesajı verme amacı taşıdığı da söylenebilir.
 
Bir önceki “Savaş Lobisi ve Diplomasinin Şans” başlıklı yazıda da vurgulamaya çalıştığım gibi İran ile nükleer müzakereler, ABD’de kasım ayında yapılacak başkanlık seçimleri yüzünden hareketlenen iç politikasında da önemli bir tartışma konusu. *Washington Post’taki makalede, insansız hava araçlarının İran’ın içinde taramalar yaparken uydu kameralarını nükleer tesislere çevirip “zoom” yaptığını; Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın ise İran’da önemli telefonları dinlediğini iddia ediyor. Yani “İranlıların nefes alıp vermesini bile dinliyoruz” mesajı verilmeye çalışılıyor. İran’a, en azından seçimlere kadar askeri bir müdahale yapılmasından yana olmayan Obama Yönetimi, “kesin istihbarat bilgileri” hem rakiplerine karşı hem de “her türlü görüşme ve diplomatik yol İran’a zaman kazandırıyor” diyen İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu ikna etmek için kullanacak gibi görünüyor. 
 
“Irak ders oldu mu?”
 
ABD ve müttefiklerinin 2003’te Irak’ı işgaline zemin hazırlayan “kitle imha silahlarına sahip olduğu” yönündeki istihbarat yalan çıktı. Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA’nın,  “sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” misali İran konusunda daha “titiz” davrandığı iddia ediliyor. Kim bilir, Irak ABD için tahmin ettiğinden daha ağır ve öde öde bitmeyen bir fatura haline gelmesiydi belki bu yalandan o kadar pişmanlık duymazlardı. Konumuza dönersek CIA’nın kanıtları analiz ederken daha şüpheci ve bunlardan sonuçlar çıkarken daha dikkatli davrandığı; ayrıca yeni kurulan bir birimin yapılan analizlere ve varılan sonuçlara bir “son kontrol” yaparak açıklarını ve hatalarını belirlemeye çalıştığı belirtiliyor.
 
Merkezi ABD’de bulunan ve küresel güvenlik konularında çalışan Plougshares adlı vakfın Başkanı Joseph Cirincione, Irak meselesinde istihbaratın fazlasıyla siyasalaştığını, Bush ve adamlarının gelen bilgilerin kendi politikalarına hizmet eden kısımlarını aldığını hatırlatıyor. Örneğin, ABD istihbaratı 2007’deki raporda, İran’ın 2003 yılında durduğu nükleer silah programını yeniden başlatmak için gerekli bilgiye sahip olmadığını söylüyorlar. CIA’nın o zaman ki başkanı Michael McConnell imzalı raporda, İran’ın nükleer güç olmak için altyapı ve teknolojisini geliştirdiği ancak atom bombası yapmak gibi bir kararı olmadığı yazıyor. Kamuoyuna bir özeti açıklanan rapor muhafazakâr siyasetçilerin hoşuna gitmiyor. CIA yetkililerine ateş püsküren bazı Cumhuriyetçiler, Irak konusunda yapılan bazı hataların İran ile savaşa girilmemesi için bahane olarak kullanıldığını ileri sürüyorlar.
 
CIA’nın kamuoyuna açıklamadığı 2010 raporunda da İran’ın bazı temel çalışmaları sürdürmekle birlikte 2003’te durdurulan programa döndüğüne dair bir bulgu olmadığını inanıldığı yazıyordu. İstihbaratın siyasallaşması demişken, bugün de Obama’nın rakipleri Başkan’ın İran’a asker müdahaleyi gerektirmeyecek ya da geciktirecek şekilde istihbarat bilgilerinde manipülasyon yaptığını iddia ediyorlar. ABD’de istihbarat ile ilgili bu tartışmalar Hollywood filmlerini aratmayacak cinsten fakat bir de binlerce yıllık geleneğe sahip Acem politikası var ki, işte o hepsini geride bırakır…

*Chris Mc Greal,  “Washington says it's peering into Iran's nuclear crannies ahead of talks”, 8 April, 2012, www.guardian.co.uk

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar