Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Körfez İşbirliği Konsey’inden Körfez Birliğine mi?

Nebahat Tanrıverdi O, ORSAM Ortadoğu Uzman Yardımcısı, [email protected]
Körfez İşbirliği Konseyi olağan Yüksek Kurul toplantılarından sonuncusunu gerçekleştirdi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki sıcak gelişmelerin etkisi ile toplantıda görüşülenler ve etkilerinin ne olacağı ise önemli bir gündem maddesi haline geldi. Resmi açıklamaya göre Konseyin rutin konularının dışında Ürdün ve Fas ile gerçekleştirilmesi planlanan işbirliği, İran ve nükleer dosyası, Filistin meselesi ile Arap-İsrail sorunu, Suriye, Lübnan, Irak, Yemen, Libya, Tunus, Mısır ve Sudan'daki gelişmelerin ele alındı. Gündem maddelerinin çokluğu ve Suriye’ye yönelik inisiyatiflerin yoğunluk kazanması KİK’in ve dolayısıyla Körfez ülkelerinin bu meselelere yaklaşımı önem arz etmektedir.

Körfez Birliği Çağrısı

Öncelikle toplantı sonrası yapılan açıklamalar çeşitli hususlar üzerinde yoğunluk kazanmıştır. İlk husus ise Körfez İşbirliği Konseyi’nin artık daha sıkı bir birliğe dönüşmesi yönündeki vurgudur. 1981 tarihinde İran-Irak Savaşı’nın etkisiyle güvenlik kaygıları nedeniyle kurulmuş konseyin, işbirliğinin de ötesinde bir birlik yapısına sahip olması yönündeki bu çağrı, akla çeşitli sorunları da getirmektedir. Uzun yıllardır işbirliği yönünde atılan çoğu adımlar, bir şekilde üye altı devletin Suudi Arabistan etkinliği içerisinde erime kaygısı ve her bir ülkenin liderliğe oynaması nedeniyle sekteye uğramış ve yavaşlamıştır. Ortak paradan Serbest Ticaret Anlaşmalarının imzalanmasına kadar ekonomik girişimler bu gibi sorunlar ile karşılaşmıştır. Öte yandan Konsey içerisinde Birleşik Arap Emirlikleri gibi yükselen ekonomik güçlerin daha ön planda olma çabası, konsey içi dengelerin değişmesi yönündeki baskının da örneğini oluşturmaktadır. Kısacası üye altı Körfez ülkesi arasında da anlaşmazlık ve güvensizliğin olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır. Öte yandan bölgeyi sarsan son gelişmeler körfez monarşilerini bir hayli tedirgin etmiş ve 2003 sonrası giderek keskinleşen güvenlik algılarını daha da derinleştirmiştir. Arap Baharı’nın etkisiyle ortaya çıkan değişim baskıları neredeyse tüm bölgeyi içerisine almıştır. Özellikle Körfez monarşileri açısından Bahreyn’de Mart ayından itibaren gelişen olaylar ve Yemen’deki iktidar krizi bu baskıyı sınırlarında hissetmelerine neden olmuştur. Bu duruma ek olarak Suudi Arabistan’da Şii nüfusun yaşadığı bazı bölgelerde küçük ölçekli ayaklanmalar ile karşılaşması ve Kuveyt’te hükümet karşıtı protesto gösterilerinin yapılması bu tehdit algılamasını yoğunlaştırmıştır. Sonuç itibari ile toplantıdan çıkan birlik çağrısı, rekabet içerisinde olan monarşilerin ortak tehditler karşısında yakınlaşmaları olarak görülmelidir.

Suudi Arabistan, Körfez Birliği projesini en ciddi seviyede destekleyen ülkedir. Körfez İşbirliği Konseyi’nin domino gücü olarak da tanımlanan ülke için Körfez Birliği, bir niyetten öte ekonomik, siyasal ve sosyal bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir. Bir yandan Arap Baharı ile ortaya çıkan değişim yanlısı baskı diğer yandan bölgede artan İran etkisi, Suudi Arabistan’ın için Körfez Birliğini bir çözüm olarak görmesini sağlamıştır. İki önemli Arap gücün bölge güç dengesinden çekilmesi- Irak’ın neredeyse tamamen, Mısır’ın ise en kötü ihtimalle kısa vadede kısmen- ülkenin başka ittifaklara ağırlık vermesini gerektirmektedir. Bu ittifak altı Körfez ülkesini de aşmakta ve içerisine Ürdün ve Fas gibi monarşileri de dahil etme çabalarını içermektedir. Körfez İşbirliği Konseyi’nden çıkan Fas ve Ürdün’e yapılacak maddi yardım bu noktadan değerlendirilmelidir.

Kadın Hakları

Toplantıdan çıkan diğer önemli bir konu ise kadın haklarına yapılan vurgudur. Kadın haklarının genişletilmesi ve bu bağlamda hızlı kalkınma sürecinin başlatılması gibi noktaları içeren bu vurgu ise altı körfez ülkesi üzerindeki insan hakları bağlamında artan baskılara verilen tepkidir. Çeşitli siyasi grupları, siyaset mekanizması içerisine dahil etmekte isteksiz davranan monarşiler için kadın hakları üzerinden yapılan bu açılım kısa vadede baskıların bertaraf edilmesini hedeflemektedir. Değişim için atılan adımlar yönünde bir algının yaratılması, Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleri için artan iç ve dış baskıyı azaltma ümidi taşımaktadır. Ancak, bu açılım, bölgede ses bulan taleplerin oldukça gerisindedir. Arap Baharı ile hareketlenen kitlelerin sorunları en basit anlamı ile sosyo-ekonomik ve siyasidir. İşsizlik oranlarının çok yüksek olduğu Suudi Arabistan’ın iş olanakları yaratmadaki kısıtları ve petrolü tükenen Bahreyn’de yaşanan ekonomik ve sosyal dönüşüm bu sorunların en göze çarpanlarıdır. Ayrıca ülkedeki farklı toplumsal grupların da siyasi siteme entegre edilmesi bölge ülkelerin önünde duran en ciddi meselelerinden biridir. Bu sorunların çözümü, nakdi yardımlar veya kadın haklarında gerçekleştirilen sınırlı açılımlar ile kısa vadede ertelenebilir belki, ancak çözülmesi beklenmez.

İran

Kadın hakları bağlamında öne çıkan vurgunun bir diğer açılımı ise eşit vatandaşlık, birlik-beraberliğin sağlanması ve mezhepsel çatışmaları arttırmayı hedefleyen fitnelerin engellenmesi gibi başlıkları içerisine alan dış müdahale hususudur. Bu husus özellikle Körfez Kalkanı birliklerinin Bahreyn’deki olaylara müdahale etmesinin ardından İran ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleri arasında artan gerilimin bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. İran’ın bölge ülkelerdeki Şii gösterilerini ve ayaklanmalarında parmağı olduğuna dair suçlamalar bu gerginliği göstermekteydi. Ayrıca İran’ın ABD’deki Suudi Arabistan büyükelçisine suikast düzenlemeye çalıştığı yönündeki iddia da mevcut gerginliğe katkıda bulunmuştur. Körfez İşbirliği Konseyi toplantısından hemen önce İran İstihbarat Bakanı Haydar Moslehi’nin Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret esas itibari ile gerginliğin azaltılmasını amaçlamaktaydı. Ancak KİK toplantısından çıkan vurgular bu konuda başarılı olunamadığını göstermektedir. İran’ın Körfez’in iç işlerine karışmaması yönündeki çağrı bu bakımdan önem taşımaktadır.

Sonuç Yerine

Körfez İşbirliği Konseyi Kurul Toplantısına son bölgesel gelişmeler damgasını vurmuştur. Aralık 2010 tarihi itibari ile başlayan Arap Baharı ile gelen değişim dinamikleri, Yemen’de artan istikrarsızlık, ABD’nin Irak’tan çekilmesi, Suriye’deki kriz ve İran’ın mevcut durumu bu bölgesel gelişmelerin en önemli başlıklarını oluşturmaktadır. 2003 sonrası ortaya çıkan Irak’taki siyasi durum ve Mısır’da halk ayaklanmaları sonrası Mübarek iktidarının sona ermesi, bölgesel dengeleri derinden etkilemiştir. Irak ve Mısır gibi iki önemli Arap gücün iç siyasete kaymaları, Körfez ülkeleri aleyhine bir güç boşluğu yaratmış, bu da İran etkisinin artmasını sağlamıştır. Bugünkü mevcut durum Körfez ülkeleri açısından kabul edilebilir görünmemektedir. 2003 sonrası dış politikalarındaki genişleme de doğrudan bu durumun sonucudur. İran-Körfez arasındaki gerginlik yakın zamanda azalma eğilimi göstermekten oldukça uzaktır. Aksine gerginliğin artma olasılığı daha yüksektir. Tüm bunların yanı sıra, Tunus’ta başlayan halk ayaklanmaları dalgası ve değişim talepleri Körfez monarşileri açısından ciddi meşruiyet sorunu ve rejim karşıtı tehditler taşımaktadır. Körfez İşbirliği Konseyi’nde birlik ve İran bağlamında ön plana çıkan vurgular, bütün bu etkenlerin bir sonucudur.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar