Dr. İlyas Kamalov, ORSAM Avrasya Danışmanı
4 Aralık tarihinde Rusya Federasyonu’nda yapılan parlamento seçim sonuçları ve sonuçların açıklanmasından sonra yaşanan gelişmeleri, birçok açıdan şaşırtıcı olarak nitelendirmek mümkündür. 2007 parlamento seçimleriyle kıyasla Vladimir Putin’in başkanlığındaki Birleşik Rusya Partisi yaklaşık yüzde 15 oranında (yüzde 64’ten 49’a) oy kaybetmiştir. Komünist Partisi (yüzde 12’den 19.7’ye), Adil Rusya (yüzde 7’den 13.2’ye) ve aşırı milliyetçi Vladimir Jirinovskiy başkanlığındaki Liberal Demokrat Partisi (yüzde 8’den 11.7’ye) oylarını arttıran partilerin başında gelmektedirler. Jirinovskiy’in partisi ile Adil Rusya’nın da Kremlin yanlısı partiler olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda muhalefeti parlamentoda yine sadece Komünistlerin temsil edeceğini söylemek mümkündür. Asıl muhalif partiler ise parlamentonun dışında kalmıştır. Vladimir Putin’in ülke içerisinde hâlâ popüleritesi devam etmesine rağmen partisinin oy kaybetmesinin nedeni ise hiç şüphesiz yapılan iyileştirme ve düzenlemelere rağmen maaşların hâlâ düşük olması, yer altı kaynaklarından elde edilen gelirlerin halka yansıtılmaması, rüşvetin yaygın olması, devlet memurlarının görevlerini kötüye kullanmaları, bir takım antidemokratik uygulamalardır.
Bununla birlikte seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra yapılan gösterilerin nedeni daha farklıdır. Seçimlerden bir hafta sonra Moskova’nın Bolotnaya (Bataklık) Meydanı’nda son yılların en büyük gösterisi yapılmıştır. On binlerce kişinin katıldığı gösteri sırasında muhalif parti liderleri, hükümetten bir takım taleplerde bulunmuşlardır. Bu taleplerin başında seçim sonuçlarının iptal edilmesi ve seçimlerin yenilenmesi, Seçim Kurulu Başkanı Vladimir Çurov’un istifası, Mihail Hodorkovskiy de dâhil olmak üzere siyasi tutukluların salıverilmesi, parti ve seçimlerle ilgili demokratik kanunların kabulü gibi talepler gelmektedir. Bu taleplerin çoğunun Kremlin tarafından kabul edilmeyeceğini şimdiden söylemek mümkündür. Dmitriy Medvedev, ihlal iddialarının soruşturulacağına dair sözünü tutabilir, ancak seçim iptali ve yenisinin yapılması mümkün görülmemektedir. Zira bu husus, Mart ayında gerçekleşecek Devlet Başkanlığı seçimleri öncesinde Medvedev-Putin iktidar ve prestijinin sarsılmasına neden olacaktır.
Vladimir Putin’in devamlı dile getirdiği “Yönetilebilir Demokrasi”nin uygulandığı Rusya’da kalabalık kitlelerin sokağa çıkması, yukarıda da belirttiğimiz gibi, şaşırtıcı bir olaydır. Ancak gösteri sırasında yetkililerin açıklamaları ve uygulamaları, aslında bu gösterinin de “yönetilebilir” olduğuna işaret etmektedir. En başta bu gösteri, muhaliflerin istedikleri yerde değil de, iktidarın kendilerine işaret ettiği Bolotnaya Meydanı’nda gerçekleşmektedir. Diğer taraftan Rus yetkililer, internet üzerinden yapılan örgütlenmeye, internet üzerinden cevap vermektedirler. Dmitriy Medvedev, twitterden yaptığı açıklamada halkın gösteri yapma hakkının olduğunu ileri sürmekte ve bütün dünyaya Rusya’da demokratik değerlere önem verildiğini göstermektedir. Ancak Medvedev’in istediği gibi masa etrafında uzlaşmaya varılmadığı takdirde iktidarın göstericilere karşı tutumu sertleşebilir.
Her ne kadar on binlerce kişi, Bolotnaya Meydanı’na çıksa da muhalif liderlerin daha fazla halkı sokağa çıkaramayacağını tahmin etmek mümkündür. Bunun en önemli nedeni ise muhalif liderlerin çoğunun Rusya Federasyonu’nun ilk devlet başkanı olan Boris Yeltsin döneminde başbakan veya başkan yardımcıları olmaları ve halk nezdinde de sevilmemeleridir. Nitekim halk kitleleri, bu şahısları Rusya’nın Yeltsin döneminde ekonomik sorunların yaşanmasında ve Rusya’nın uluslar arası arenada konumunun zayıflamasında sorumlu tutmaktadırlar. Bundan dolayı muhaliflerin 24 Aralık’ta planladıkları ikinci önemli gösteride daha fazla taraftar toplamaları gerçekçi görülmemektedir.
Bu gösterinin en önemli neticesi ise hiç şüphesiz, Vladimir Putin’in “dokunulmaz” olmadığının anlaşılmış olmasıdır. Dolayısıyla bugüne kadar muhalefetin sesine pek kulak asmayan Vladimir Putin bundan sonra, özellikle de yeniden cumhurbaşkanı seçildikten sonra, muhalefeti görmemezlikten gelmeye devam edemeyecektir. Mart ayındaki devlet başkanlığı seçimlerini kazanacağından ise kimse şüphe duymamaktadır. Dolayısıyla “Arap Baharı”nın, Rusya’ya erken geldiğini ve bundan dolayı da şimdilik başarısız olacağını söyleyebiliriz.