Gul ATMACA, Ortadoğu Araştırmacısı
Ortadoğu, yeniden şekilleniyor. Ezilenlerin “özgürlük hareketi”nin nereye doğru evrileceğini şimdiden kestirmek zor. Bu soru pek çok insanın kafasını meşgul ederken bu yazıda, genelde gözden kaçan başka bir konuya, Ortadoğu’daki Asyalı ve Afrikalı “modern çağ köleleri”ne dikkat çekmek istiyoruz.
Güney Asya’nın, Afrika’nın yoksul ülkelerinden binlerce kişi bakıcılık, hizmetçilik, temizlik vb. işlerde çalışmak için zengin Arap ülkelerine gidiyor. Çoğunun yaşam ve çalışma koşulları eski çağlardaki kölelerden farklı değil! Ne var ki basına yansıyan bir iki haber dışında, onları gören-duyan yok….Hikâyeleri üç aşağı beş yukarı aynı: o kadar yoksul ve çaresizler ki, iş ilanlarında yazanlara ya da işçi simsarlarının vaatlerine kanıyorlar. Çoğu, acı gerçekle gittiği ülkenin havalanında tanışıyor. İşçi simsarları ellerinden belgeleri alıyorlar ve onları bu şekilde “illegal” konuma düşürüp istedikleri gibi sömürüyorlar.
Bu sömürünün örnekleri o kadar çok ki Beyrut’ta yılbaşında alışveriş için gittiğim bakkalda, Filipinli kasiyer kadınla konuşurken 15 yıldır Lübnan’da olduğunu öğrenmiştim. Bunca yıldan sonra ancak karnını doyuracak kadar kazanıyordu ve sağlığı bozulmuştu.
İstanbul’da bir restorandaki tanıklığımı da paylaşmak istiyorum. Yandaki masada İki genç Arap hanım (büyük olasılıkla kumaydılar) oturuyorlardı. Bir sürü çocukları vardı ve etrafta koşturup duruyorlardı. Masa donatılmıştı ancak yemeklerin çoğu tabaklarda duruyordu. Çocukların Filipinli bakıcısı ise hep ayaktaydı. Ne oturduğunu ne de bir lokma yemek yediğini gördük.
Ve, BBC’de geçen hafta çıkan bir haberde Madagaskarlı Abeline Baholiarisoa’nın (59) dramı işleniyordu. Abeline, 15 yıl boyunca köle gibi çalıştırıldığı Lübnan’dan küçük oğlunun sayesinde ancak geçen Mart ayında kurtulabilmişti. Lübnan’a çalışmaya giderken daha 6 yaşındayken memlekette bıraktığı oğlu büyümüş, işveren şirket ile bilgiler üzerinden annesinin izini bulmuştu. Madagaskar Hükümeti, sadece Abeline’yi değil onunla aynı kaderi paylaşan 85 kadını, özel bir uçak göndererek kurtarmıştı. Lübnan’da tam bir cehennem hayatı yaşadığını söyleyen Adeline, gece-gündüz çalıştırıldıklarını yemek yemeye ve yıkanmaya bile fırsat verilmediğini anlattı.
Adeline, 15 yıl önce bir şirketin “ayda 800 dolara hastabakıcılık” vaadine kanarak yola çıkmış. “Para biriktirip çocuklarıma gönderirim” diye hayal etmiş. Ancak bu hayali, daha Beyrut’a varır varmaz suya düşmüş: kendisini karşılayanlar elindeki belgelere hemen el koymuşlar ve Madagaskar’da imzaladığı sözleşmenin hiçbir hükmü olmadığını söylemişler. Talihsiz kadın için 15 yıl süren cehennem hayatı böyle başlamış. İlk olarak, Malezyalı bir kadınla birlikte Beyrut’ta üçüzleri olan zengin bir eve verilmişler.
Adeline, “Neredeyse 24 saat çalışıyordum ve ayda sadece 160 dolar veriyorlardı. Ve bize yemek olarak bir ekmeğin çeyreğini ve biraz meyve veriyorlardı. Diğer yiyecekler için evin hanımına para ödüyordum” diye konuşuyor. Adeline buradaki koşullara ancak 7 ay dayanabilmiş ve kaçmış. Fakat, elinde herhangi bir belge olmadığı için başka evlerde çalışmak zorunda kalmış..
“Daha çok çalışmaları için ilaçla doping”
BBC’deki haberde, Vasıflı Ev Çalışanları Sendikası’ndan (SPDTS) sosyal çalışmacı Fabienne Marie Ange’nin sözlerine de yer veriliyor:
“Lübnan’daki bazı işverenler bakıcılara, hizmetçilere daha uzun süre ayakta kalmaları için ilaç veriyorlar. Bu insanlar haftanın 7 günü 24 saat çalışıyorlar ve doğru dürüst yemek yemiyorlar. Bu da onların sağlığını, ruhsal durumunu etkiliyor”
Adeline ise ev sahibinin kendisine “strese iyi gelir” diye verdiği hapları içmemiş. Fakat, bu hapları aldıktan sonra “boş boş bakan, dolaşan” insanlar bildiğni söylüyor. “Bir canavara, iş için yaratılmış bir hayvana dönüşüyorsun” diyor.
Lübnan’a bakıcılık yapmak amacıyla giden bazı kadınların kulüplerde ya da sokakta fahişelik yapmaya zorlandığı, bazı kadınların da sırf karınlarını doyurmak için fuhuş yaptıkları da gelen bilgiler arasında. SPDTS Başkanı Noro Randimbiarison, Lübnan’da “bilinmeyen nedenlerle” ölen kadınların olduğundan bahsediyor. Bazı cenazeler Madagaskar’a vardığında organlarının eksik olduğu fark ediliyormuş.
Randimbiarison, bazı ailelerin abutu açtıklarında kızlarının gözlerinin çıkarılıp yerine oyuncak göz takıldığını, dilinin kopartıldığını, bağırsaklarının deşildiğini ya da kalbinin söküldüğünü gördüğünü aktarıyor. Kaçmasın diye sakat bırakılanlar, kayıp olanları da unutmamak lazım.
Madagaskar Toplum Bakanı Nadine Ramaroson, özellikle 90’lı yıllarda ortaya çıkan insan kaçakçılığının çok iyi organize olmuş bir ağ tarafından yürütüldüğünü belirterek, bu ağın içinde üst düzey hükümet yetkilileri ve işadamlarının olduğunu söyleme yürekliliğini gösteriyor. Bakan Ramarason, hükümetin insan kaçakçısı çeteleri dağıtmak istediğini ancak bunun hiç kolay olmadığını sözlerine ekliyor.
Sosyal çalışmacılar ise hükümet yetkililerinin sahte çalışma izni, seyahat ve kimlik belgeleri çıkarılmasında roll oynadığını ve bunun için kişi başı 5 bin dolar aldıklarını hatırlatıyorlar. Kaçakçılar, genelde kırsal kesimin yoksul, okuma-yazma bilmeyen kadınlarını ağlarına düşürüyorlar. Bazılarının yaşı büyütülüyor.
Bu arada, bazı kadınlar yıllar sonra da olsa köle tüccarlarının elinden kurtulup eve döndüklerinde, uğruna her zorluğu çektikleri çocuklarının evlatlık verildiğini ya da kocalarının yeniden evlendiğini görüyorlar.
Kredi kartı batağındaki yoksullar
New York Times’da Jason de Parle imzasıyla yer alan bir haberde ise** Birleşik Arap Emirlikleri’ne çalışmaya giden kadınların nasıl kredi kart borcu batağına saplandıkları işleniyor. Çoğu yoksul ülkelerde gelen bu kadınlar kredi kartı ellerine geçince limiti aşma eğiliminde oluyorlar. Çoğu bakıcı, hizmetçi ya da temizlikçi olarak çalıştığı için ellerinde kredi kartlarıyla tatil günlerinde alışveriş merkezlerinde alış veriş yaparak belki de aşağılanma duygusunu aşmaya çalışıyor. Kredi kartı borcu yüzünden ayağına kelepçe takılan Filipinli Evelyn Naces (48) “Kart elime ilk geçtiğimde şaşkındım. Bende çoşku, güç hatta büyüklük hissi uyandırmıştı” diyor.
Filipinliler, arkalarında bıraktıklarına destek olmak, onların ihtiyaçlarını karşılamak için kredi kartlarına yükleniyorlar. Kredi kartı almanın kolay olduğu Birleşik Arap Emirlikleri’nde faziler yüksek, ödenemeyen borçlar ise hapishane ya ayağa takılan kelepçe demek. Emirlikte ortalama faiz oranı geçen yıl yüzde 36’dı ki bu oran dünya ortalamasının iki katından fazla. Bu oran, bazı durumlarda sigorta ve cezalarla birlikte bazı kartlarda yüzde 50’ye ulaşıyor. Birleşik Arap Emirlikleri, kredi kartı borcu yüzünden kaç kişinin içeride ya da mahkemelik olduğunu açıklamadı ama bu sayının daha yıllar önce on bini bulduğu tahmin ediliyor.
Filipinler’in Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçisi Grace Princesa “Memlekettekiler genelde dışarıda çalışanların çok kazandığı gibi bir düşünceye sahip. Bu da beklentileri yükseltiyor…Gurbetçi, memlekettekilerin bu beklentilerini karşılamak için her geçen gün borç batağına biraz daha saplanıyor” diyor. Pricesa, Filipinli vatandaşlarıyla yaptığı bir toplantıda, “Ne istiyoruz: Özgürlük” diye bağırıyor. “Yoksulluktan, kredi kartı sorunlarından, banka sorunlarından kurtulmak istiyoruz…” diye devam ediyor.
*”Madagascar maids: Misery in the Middle East”, BBC, August 19, 2011
**“Migrants in United Arab Emirates Get Stuck in Web of Debt”, The New York Times, August 20, 2011