Ortadoğu ve Doğu Afrika’daki jeopolitik dengeler, büyük güçlerin çıkar çatışmaları ve bölgesel aktörlerin stratejik hamleleriyle şekillenirken son gelişmeler bölgedeki güç ilişkilerini daha da karmaşık hâle getirmiştir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Mısır, Etiyopya ve İsrail arasındaki ilişkiler, uzun süredir bir denge içinde ilerlemiş olsa da Donald Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik politikası bu dengeleri yeniden şekillendirecek dinamikleri tetiklemiştir. Trump’ın Filistinlilerin Gazze’den tahliyesini öngören planı, sadece İsrail-Filistin çatışmasını değil aynı zamanda Mısır’ın bölgesel rolünü ve ABD ile olan ilişkisini de etkilemiştir. Bu durumun yankıları Etiyopya ile yaşanan GERD (Hedasi Barajı, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı) krizine kadar uzanmıştır.
Mısır, tarihî olarak ABD’nin en önemli bölgesel müttefiklerinden biri olmasına rağmen insan hakları ihlalleri ve bölgesel politikalar nedeniyle ülkenin Washington ile ilişkileri zaman zaman gerilimli bir seyir izlemiştir. Öte yandan Etiyopya ile ABD arasındaki ilişkiler, terörle mücadele ve kalkınma projeleri çerçevesinde istikrarlı kalmış ancak Kahire-Washington eksenindeki stratejik derinlikten yoksun olmuştur. ABD-İsrail ilişkileri ise her dönemde stratejik bir uyum içinde ilerlerken Mısır-İsrail ilişkileri güvenlik ve istihbarat iş birliği temelinde işlevsel bir dengeye oturmuştur. Etiyopya ile İsrail arasındaki ilişkiler ise su yönetimi ve güvenlik alanındaki iş birlikleriyle gelişmiştir. Ancak bölgedeki diplomatik hassasiyetler, Trump yönetiminin Gazze planıyla birlikte yeni bir döneme girmiştir.
Buradan hareketle Ortadoğu siyaseti ile Nil jeopolitiğinin kesişiminde; Donald Trump’ın Filistinlileri Gazze’den tahliye etmeye yönelik tartışmalı teklifiyle bölgedeki su güvenliği, demografik dengeler ve Mısır’ın stratejik konumu üzerindeki etkileri açısından yeni bir gerilim hattı oluşmuştur. Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi ve yerinden edilmiş Filistinlileri Mısır ile Ürdün’e yerleştirmeyi öngören plan, başta Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi olmak üzere birçok aktörün sert tepkisiyle karşılaşmıştır. Sisi, Washington’a yapmayı planladığı ziyareti bu plana tepki olarak iptal etmiştir. Ayrıca Trump’ın, tırmanan bu gerilimin bir parçası olarak Etiyopya’daki GERD’i Kahire’ye baskı yapmak amacıyla bir pazarlık aracı olarak kullandığına dair haberler dikkat çekmektedir Bu kapsamda bir Amerikan elçisi; Mısır’ın Gazze nüfusunun Mısır ve Ürdün’e yerleştirilmesi yönünde yapacağı iş birliğinin, ABD’nin GERD anlaşmazlığının çözümüne dâhil olmasına etkisi olacağını ima etmiştir.
Bu iki kriz arasında oluşabilecek bağlantı, birbirinden bağımsız gibi görünen ancak stratejik olarak iç içe geçmiş üç meseleyi bir araya getirmiştir:
- ABD ile Mısır arasındaki Gazze gerilimi,
- Mısır ile Etiyopya arasındaki uzun süredir devam eden GERD anlaşmazlığı,
- Hem Gazze hem de GERD meselelerinde doğrudan çıkarları bulunan ABD’nin kilit müttefiki İsrail’in rolü.
Bu çerçevede Ürdün Kralı II. Abdullah’ın, Mısır’ın yeniden yapılanma planına Trump’ı destek vermeye ikna ettiği öne sürülmüş; Trump’ın ise hâlâ nüfusun yer değiştirmesini desteklediği ancak şimdilik “geri çekilip tavsiyede bulunacağını” ifade ettiği belirtilmektedir. ABD’nin bu konuda kesin bir tutum ortaya koymaması, ABD-Mısır ilişkilerinin seyrinin doğrudan GERD anlaşmazlığını şekillendireceğini göstermektedir. Gazze konusunda sağlanacak bir ABD-Mısır uyumu, Kahire’yi GERD müzakerelerinde daha iddialı hâle getirebilecekken uzun süren gerilimler Mısır’ı ittifaklarını yeniden gözden geçirmeye zorlayarak bölgesel güç dengesini değiştirebilecektir.
Trump’ın Filistinlilerin komşu ülkelere yerleştirilmesini öngören planı, Mısır ile ABD arasındaki diplomatik gerilimi artırırken bu gerilim GERD krizini de Ortadoğu siyasetinin bir parçası hâline getirmiştir. ABD-Mısır uyumunun bozulması hâlinde Etiyopya, bölgesel ve küresel güçlerle daha yakın ilişkiler geliştirme fırsatı yakalayacaktır. Kahire’nin Washington’la uyum sağlaması durumunda ise Mısır’ın GERD müzakerelerinde diplomatik üstünlük kurma ihtimali doğmaktadır. Bu bağlamda çalışma iki temel hipotez etrafında şekillenmektedir: İlki, ABD ve Mısır’ın Gazze konusunda anlaşması hâlinde Kahire’nin GERD üzerindeki baskıyı artırabileceği, ikincisi ise ABD-Mısır ilişkilerinde süregelen bir gerilim durumunda Etiyopya’nın baraj konusunda daha avantajlı bir konuma geçebileceğidir.
Bu çalışma, Trump yönetiminin Gazze planının ABD-Mısır ilişkilerine ve dolayısıyla Etiyopya’nın GERD politikasına etkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bölgesel dinamikler, aktörlerin diplomatik manevraları ve uluslararası güç dengeleri çerçevesinde, ABD’nin Gazze politikası ile Nil havzasındaki su güvenliği meselesi arasındaki bağlantılar incelenecek; olası senaryolar ve bunların sonuçları değerlendirilecektir.