Gül Atmaca, Ortadoğu Araştırmacısı
Lübnan’da son olarak 14 aylık hükümetin başını da yiyen krizin ortasında bir mezar duruyor: 2005’te suikasta kurban giden Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin mezarı, Beyrut’un lüks semti Solidere’deki Şehitler Meydanı’nda bulunuyor. Bölgedeki Roma kalıntıları, Osmanlı eserlerini gezenlerin bir durağı da üzerine çadır çekilmiş bu mezar. Mezarın bu halini ve yerini ilk gördüğümde yadırgamıştım. Fakat sonra anladım ki, Lübnan’daki politik tiyatronun ana dekoru haline gelen bu mezar, politikanın yönünü değiştiren suikastın anısının taze tutulması için bu kadar orta yerde duruyor. Lübnan’daki her bir iç sorun daha büyük çaptaki uluslararası sorunların göstergesi. Yani ana dekoru mezar olan politik tiyatronun asıl aktörleri ise dışarıdan! Lübnanlılara ise bu kötü senaryoların isteksiz figüranları olmak kalıyor. Beyrut’taki bir dükkân sahibi bunu çok güzel anlatıyor: “Bir film seyrediyoruz. Yönetmen çağrınca oyuncular geliyor, ‘kesin’ deyince gidiyorlar…” Sorunların çözümsüz kalması ABD, Fransa, İran, Suriye gibi dış güçlerin işine geliyor ama aynı zamanda olayların çığırından çıkmaması için uğraşıyorlar. Lübnan’da son olarak yaşanan hükümet krizinin arka planında ise *Cumhuriyet gazetesinden Bahadır Selim Dilek’in de yazdığı gibi Washington yönetiminin Hizbullah üzerinden Iran ile hesaplaşma çabası yatıyor. Hariri’nin öldürülmesi, Washington yönetimi için bölgeye hemen her anlamda müdahil olma açısından meşru bir gerekçe hazırladı. Hatırlarsanız dönemin ABD yönetiminde etkili olan “Yeni Muhafazakâr” sıfatlı bürokratların çabaları ile suikastı araştırmak için Birleşmiş Milletler (BM) Özel Mahkemesi kurulmuştu. Bush yönetimi önce söz konusu mahkemeyi Suriye’yi etkisizleştirmek için kullanma çabası içine girmişti, hatta Hariri suikastından Suriye’yi sorumlu tutarak büyükelçisini geri çekmişti. Ne var ki, Bush’un Suriye’yi yalnızlaştırma politikası pek işe yaramadı. Arkasından gelen Obama yönetimi Suriye’yi Batı’ya yakınlaştırma politikasını benimsedi. Hatta beş yılın ardından geçen şubat ayında Henry Ford’u Suriye’ye büyükelçi olarak atadı. Daha önce Cezayir ve Irak’ta görev yapmış olan Ford, yaklaşık bir yıl gecikmeyle de olsa geçen hafta Şam’daki görevine başladı. ABD’nin Suriye politikasındaki değişikliklere paralel olarak Lübnan Başbakanı *Saad Hariri, Eylül 2010’daki bir röportajda, babası Refik Hariri'ye düzenlenen suikast konusunda Suriye'yi suçlamakla hata ettiğini söylemişti. Londra’da çıkan Suudi gazetesi Sark-ül Evsat gazetesine konuşan Hariri, Suriye'yi hedef alan siyasi suçlamaların vakitsiz ve aceleci şekilde ortaya atılmış olduğunu ifade etmişti. Hariri Sark-ül Evsat gazetesine verdiği röportajda, Lübnan ve Suriye arasında tarihi ve kardeşce ilişkiler olduğunu belirtmiş, babasına yönelik suikast konusunda açılan uluslararası soruşturmanın ise yalan ifadelerle yanlış yönlendirildiğini söylemişti. Hariri, 2009’daki genel seçimlerden bu yana üç kez Şam'ı ziyaret etti. Temmuz ayındaki son ziyaretinde 17 işbirliği anlaşması imzalanmış ve daha yakın işbirliği çağrıları yapılmıştı. Suriye, 2005’teki suikastın ardından hazırlanan ilk raporlarda sorumlu tutulup ta, uluslararası kamuoyunda hakkında olumsuz bir hava esince Lübnan’daki birliklerini geri çekmişti. Ancak zaman Suriye’nin Lübnan’daki varlığının yeniden güçlendiğini gösteriyor. ABD’nin Suriye ile İran’ın arasını soğutma politikası de pek tutmadı. Obama yönetimi bir yandan Suriye ile buzları eritmeye çalışırken diğer yandan da, Hizbullah’ı desteklemeye devam etmesi ve Lübnan’ın içişlerine karışması halinde zaten pamuk ipliğine bağlı olan ilişkilerinin her an kopabileceği mesajını vermeyi de ihmal etmiyor. ABD’nin asıl derdi İran Lübnan’a dönersek ABD’nin amacı daha önce de vurguladığımız gibi İran’ın Lübnan üzerindeki etkisini kırmaktı. Bunun için, basına İran destekli Hizbullah’ın bazı üst düzey yetkililerinin Hariri suikastı ile bağlantılı olduğu iddiaları sızdırıldı. Suikastın faturasının kendilerine çıkarılacağını anlayan Hizbullah lideri Hasan Nasrallah sesini yükseltti. Hizbullah, BM Özel Mahkemesi’nin kanıtlarını çoğunlukla telefon görüşmelerine dayandırdığını belirterek, İsrail istihbaratının Lübnan’ın iletişim birimlerine sızarak kurmaca yaptığını öne sürüyor. Şii Hizbullah ve Emel ile Michel Aun liderliğindeki Hıristiyanlardan oluşan 8 Mart bloğu, hükümet çökmeden önce Başbakan Saad Hariri’den kabineyi toplayıp “BM Özel Mahkemesi’nin “Lübnan üzerinde oynadığı oyunları ele almasını” istemişti. Ancak Hariri bunu yapmadı ve tercihini hükümetin çökmesinden yana kullandı. Hükümet krizinden Hizbullah’ı sorumlu tutan ABD, bir yandan da Hariri’nin kararından memnun oldu. Hariri 12 Ocak 2011’de ABD’de Obama ile görüşürken ülkesinden 11 bakanın istifa haberini almıştı. Bu arada, Lübnan’daki politik tiyatronun önemli aktörlerinden olan Velid Canbolat yine rol değiştirdi. Dürzi topluluğun lideri ve İlerici Sosyalist Parti’nin Genel Başkanı Canbolat son krizde tarafsızlığını bozup Hizbullah ve Suriye tarafına geçmiş görünüyor. Canbolat daha da ileri giderek ABD ve diğer Batılı güçleri uluslararası mahkemeyi Suriye, İran ve diğerleri üzerinde baskı kurmak; Lübnanlı liderler arasında uzlaşmayı önlemek için kullanmakla suçluyor. Dürzi lider, “Refik Hariri teknik olarak kim öldürmüş olursa olsun asıl sorumlular O’nu 2004 yılının sonuna doğru 1559 sayılı Birleşmiş Milletler Kararını kabul etmeye zorlayan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve ABD Başkanı Gerorge W.Bush’tu” diye konuştu. Söz konusu karardaki üç madde, Suriye birliklerinin Lübnan’ı terk etmesi, Hizbullah ve Filistinlilerin silahsızlanmasını içeriyordu. Canbolat sözlerine şöyle devam ediyor: “Hariri’yi kimin öldürdüğünü bulmaktan daha önemli olan her geçen gün gerilimi artan bu kısır döngüden nasıl çıkılacağı ve Sünniler ile Şiiler arasındaki krizin nasıl çözüleceğidir.” Canbolat BBC’ye verdiği demeçte, Hizbullah’ın Hariri suikastında suçlanması durumunda Müslüman dünyasında, İsrail’e karşı direnişin kahramanı imajının zedeleneceğini belirterek “Kimse tam olarak ne olacağını bilmiyor, ancak genel olarak Şiiler, özellikle de Hizbullah suçlanma riskini göze alamaz ki bu Sünnilerle gerilim demektir. Parlamentoda partisine ait 11 sandalye olan Canbolat, bunlardan ancak dört ya da beşinin Hariri’ye karşı oy kullanacağı konusunda garanti verebileceğini söylüyor Bütün bu gelişmelerin ortasında Saad Hariri yeni hükümeti kurmak için bu hafta kolları sıvayacak. Bunun için 128 sandalyeli parlamentoda en az 67 sandalyeye sahip olması gerekiyor. Hariri geçen perşembe günü yaptığı konuşmada yeni hükümeti kurmak için gerekli sayıyı bulacağı yönünde özgüven sergiledi. Ne yazık ki herkes Hariri gibi iyimser değil. Ağırlık kazanan görüş Lübnan’da hükümet krizinin kısa sürede çözülmeyeceği ve Beyrut’un ortasındaki mezar etrafında daha nice politik oyunun kurulacağı yönünde… *“Lübnan üzerinden Hesaplaşma”, Bahadır Selim Dilek, Cumhuriyet, 15 Ocak, 2011.*
*“Lebanon PM Hariri withdraws accusation against Syria”, BBC, 6 September, 2010.