Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Savaş Lobisi ve Diplomasinin Şansı

Gül ATMACA, Ortadoğu Araştırmacısı
Irak’ın işgali üzerinden daha on yıl geçmedi, gözümüzün önünde kanamaya devam eden bir yara olarak duruyor.  Afganistan keza öyle!  ABD ve İngiltere, 2003’teki işgalden önce dünyayı Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğuna inandırmaya çalıştı. Bunun yalan olduğu sonradan ortaya çıktı. Şimdi ise İran’ın nükleer silah geliştirmekte olduğunu işleyip duruyorlar.  Obama, İsrail’in bütün baskılarına rağmen ve de Bush’tan farklı olarak daha soğukkanlı davranmaya, diplomasiye biraz daha şans vermeye çalışıyor gibi. Ne var ki, ABD’de şimdiden hararetlenen seçim yarışı diplomasinin lehine işleyebilir. Bağışçıların ve seçmenin beklentisiyle taraflar daha da şahinleşebilir.  
 
Farkında mısınız? Savaş kelimesini ne kadar sık duyar olduk. “ABD İran’a saldıracak mı?” “İsrail İran’a saldıracak mı?” sorusunu da öyle.  Bu soruya “hayır” diyenler, “ABD’nin hem Irak hem Afganistan’daki kaybı büyük, binlerce askerini yitirdi, üstelik geleceğin ne olacağı da belirsiz” diyeceklerdir. Hal böyleyken üçüncü bir ülkeye üstelik bölgenin “en ağır taşı” olan İran’a bulaşması “delilik” olacaktır. Ancak, İsrail Hükümeti’nin de içinde olduğu savaş lobisinin böyle düşünmediği açık!  İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, mart ayı başında ABD’yi ziyaretinde, Obama’yı İran’a askeri müdahale konusunda ikna etmeye çalıştı. ABD Başkanı’na, Yahudilerin Perslerin soykırımından kurtuluşunu anlatan bir kitap bile hediye etti.
 
ABD'deki en etkili İsrail lobi grubu AIPAC konuşan Netanyahu,  Perslere kadar olmasa da yine geçmişe gitti ve 1944 tarihli bir mektuptan parçalar okudu. ABD Savaş Bakanlığı, o yıl Dünya Yahudi Kongresi’nin Auschwitz ölüm kampının bombalanması yönündeki taleplerini, “işe yaramayacağı” ve “Almanları daha da kışkırtacağı” gerekçesiyle reddetmişti.  İsrail Başbakanı “Bugün artık 1944 değil, 2012. Bugün Amerikan yönetimi de farklı, Yahudi halkı da. Bugün kendi devletimize sahibiz. Ve Yahudi devletinin amacı, Yahudilerin yaşamlarını savunmak ve geleceklerini güvenceye almak. Yahudi halkı bir daha asla, kendi kaderimiz ve ayakta kalmamız için güçsüz ve yalvaran konumda olmayacak” dedi. Netanyahu, AIPAC kongresine katılan Yahudilerden destek istemeyi de ihmal etmedi.
 
Netanyahu ile yıldızı pek te barışık olmayan Obama, “İsrail’in güvenliği, ABD’nin güvenliği, dünyanın barış ve güvenliği için kabadayılık yapmanın zamanı değil” dedi.  Avrupa ve ABD istihbaratının İran’ın henüz nükleer silah sahibi olmadığı sonucuna vardığını hatırlatan Obama, “Başkan ve başkomutan olarak barışı savaşa yeğlerim” dedi. Obama, 20 Mart’ta da kendi internet sitesinde İranlıların Nevruz Bayramını kutladı ve diyalog çağrısında bulundu.  
 
Seçimler ve Sertleşen Politikalar
 
ABD Genelkurmayı da İstihbaratı da en azından bugün için “İran’a olası bir saldırının” zararlarına dikkat çeken açıklamalar yapıyor. Fakat bir yandan da kasım ayındaki başkanlık seçimleri yüzünden şimdiden kızışan bir rekabet söz konusu.  ABD’li siyasetçiler kampanya ve reklam giderler için “büyük bağışlar”  toplamak zorundalar. Bağışçılar arasında en güçlülerinden olan Savunma lobisi, doğaldır ki kendi çıkarlarına uygun politikalar yürütenlere destek veriyor.
 
ABD’nin Cumhuriyetçi Parti adayları hem kendilerine destek veren lobiler hem de seçmenin beklentisine yanıt olarak İran’a saldırı seçeneğini dillendiriyorlar. Üstelik Obama’yı “vuracakları” en sıkı konulardan birisi İran politikası. Cumhuriyetçiler birkaç istisna hariç seçim kampanyasında İran’ı hedef göstermek ve kendilerini İsrail’in koruyucusu ilan etmekte adeta yarışıyorlar. Örneğin, Obama’ya yazdıkları mektupta, diplomasi seçeneğinin “İran’a nükleer silah geliştirmek için daha fazla zaman kazandırdığı”nı iddia edip karşı çıktılar. Bu arada, Cumhuriyetçi adaylardan Newt Gingrich’in, Sheldon Adelson adlı kumarhane sahibi bir milyonerden en az 10 milyon dolar bağış aldığı konuşuluyor. Filistin’in varlığına karşı olmasıyla tanınan Adelson, AIPAC’a da büyük bağışlarda bulunmuştu. İran’a yönelik askeri müdahaleye karşı çıkan Yahudi lobileri da var ama şahinlerin eli daha güçlü; hem daha fazla hem de daha büyük oranlarda bağış yapıyorlar!  
 
Bu arada,  Washington merkezli Pew Araştırma Merkezi’nin düzenlediği ankette katılımcıların yüzde 58’i, İran’ı nükleer silah geliştirmekten vazgeçirmek için askeri güce başvurmaya  “evet” diyor. Bu seçeneğe “hayır” diyenlerin oranı ise sadece yüzde 30.  (Okyanus aşırı bir yerde yaşayıp, haritada dahi İran’ın yerini gösteremeyecek olanlar için “ABD İran’a saldırsın” demek kolay!) Merkezi New York’ta bulunan Dış ilişkiler Konseyi’nden Micah Zenko ise, “Tarihe bakınca her savaşın eskisinden daha iyi geçeceği gibi inanış olduğunu” hatırlatıyor.  Kumar gibi, kaybettikçe bir sonraki elde kazanıp, kaybı çıkaracaklarını düşünüyorlar.
 
Batı medyasının bazı temsilcileri Irak işgali öncesi yaptıkları gibi Suriye konusunda da İran konusunda da ateşe körükle gidiyorlar. New York Times ve Washington Post’un ombudsmanları, Aralık ayından bu yana İran’a karşı abartılı yayın yaptıkları için gazetelerini eleştirdiler. Kiminiz hatırlar, New York Times gazetesi, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu yönündeki manşetleri için daha sonra okuyucularından özür dilemek zorunda kalmıştı.
Yazıyı Harvard Üniversitesi’nden nükleer strateji uzmanı Graham Allison’ın yorumuyla bitirelim. Allison, İran’ın nükleer programıyla ilgili tartışmayı Soğuk Savaş döneminde ağır ağır gelişen “Küba Füze Krizi” ile kıyaslıyor. SSCB’nin Ekim 1962’de Küba’ya, ABD’nin ise Türkiye’ye nükleer başlıklı füze yerleştirmesiyle başlayan krizde de istihbarat net değildi, sinirler gergindi ve sonu felaketle sonuçlanabilirdi. Yani, savaştan bu kadar çok bahsedilen bir ortamda blöf yapmış olsanız bile bakmışsınız her şey kontrolden çıkmış ve savaşın ortasındasınız.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar