Nazlı AYHAN ALGAN, ORSAM Ortadoğu Uzman Yardımcısı, A.İ.B.Ü. U. İlişkiler Böl.
İnişli çıkışlı bir seyir izleyen Türkiye-İsrail ilişkileri son dönemde Suriye krizi ile birlikte bir kez daha gündeme gelmiştir. 2000’li yılların başlarından itibaren Suriye ile ilişkilerini geliştiren Türkiye’nin, Golan ve diğer konularda, İsrail ile Suriye arasında arabulucu rolü oynaması Ortadoğu Barışı açısından oldukça önemli girişimler arasında yer almıştır. Ancak, Suriye’de yaşanan 2011 isyanı ile birlikte iki ülke arasından ilişkiler derinden sarsılmaya başlarken, İsrail’in pozisyonu da ciddi şekilde tartışma konusu olmaktadır. Türkiye’nin Suriye krizinde aktif rol oynamasındaki en önemli etken yalnızca 910 kilometrelik bir ortak sınıra sahip olmaktan öteye, hem kendi ulusal güvenliği hem bölgedeki hem de uluslararası konumu açısından sorunun taşıdığı önemden kaynaklanmaktadır. Öte yandan, Esad rejiminin sağladığı sınır güvenliğinden memnun olan İsrail ise, Mısır’da, İhvancı (Müslüman Kardeşler) kesimlerin iktidara ortak olmasından dolayı Suriye’deki yaşanan krizi yakından takip etmekte ve endişe duymaktadır. Türkiye’nin sahip olduğu sınırın aksine, işgal altındaki Golan’a sahip İsrail için de, Suriye oldukça önemlidir diyebiliriz. Son dönemlerde, Türkiye ve İsrail uluslararası platformlarda, Mavi Marmara olayında karşı karşıya gelmiştir. Bu olaydan sonra ikili ilişkiler durma noktasına varmışken, Suriye krizi bu gerginliği daha derinleştirmektedir. Buna karşın, ABD tarafından yapılan açıklamalarda, iki ülkenin bu bağlamda işbirliği içine girebileceği ve ilişkileri düzeltmesi için bu fırsattan yararlanmaları gerektiğini belirtmiştir. İşbirliği içine girmeleri, çıkarlarının çatışmadığı müddetçe bir olasılık olarak ortaya çıkarken, Suriye krizine baktığımızda, iki ülkenin çıkarlarının taban tabana çatıştığını görmek mümkündür.
ABD’nin bölgedeki önemli iki müttefiki olan Türkiye ve İsrail, yaşanan olaylardan ötürü, ilişkileri koparma noktasına gelmiştir. Türkiye basınında görülen anti İsrail tutuma rağmen, İsrail politikasında -Batının desteğini arkasına almak için- anti Türkiye propagandalar durdurulmuştur ve ilişkilerin bozulmasında öncelikli ülke olmayacaklarını açıklamışlardır. Buna karşın, iki ülke arasında yaşanan bu gelişmeler, Suriye konusunda da çakışma göstermektedir. Türkiye, Suriye krizinde aktif rol oynayarak, krizin bir an evvel çözülmesinden yana olmakta ve gerektiğinde askeri müdahalede bulunacağını üstü örtülü dile getirmektedir. Muhalifleri desteklediğini her fırsatta dile getiren ve bu doğrultuda somut adımlar atan Türkiye, Suriye Krizinin oldukça önemli olduğunun bilincindedir.
Öte yandan, İsrail ise, açık bir şaşkınlık içerisinde olmakla beraber, bu krizin uzun sürmesinden yana bir tavır sergilediğini gösterircesine sessizliğini korumaktadır. İsrail, Suriye ile ilgili açıklamalardan kaçınarak, uzaktan izlemeyi tercih etmektedir. Fakat İsrail de, Suriye’nin kendi çıkarları açısından önemli bir yere sahip olduğunun farkındadır. Dolayısıyla, her iki ülkenin sergilediği bu tavır, Suriye krizinde, ikilinin çıkarlarının ve beklentilerinin çakıştığını gözler önüne sermektedir. Diğer yandan iki ülke arasında yaşanan çıkar çatışmasını analiz ettiğimizde, Suriye sınırları dâhil olmakla beraber, yöneten kesimin kimin olacağı, Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyup koruyamayacağı veya Suriye’nin parçalanıp parçalanmayacağı gibi bir takım sorular karşılık bulmuş değildir. Buradan hareketle, Türkiye’nin sınır komşusu olan Suriye’nin yaşadığı krizle, Türkiye için bir tehdit ve fırsat niteliği taşıdığı düşünülmektedir. Aynı zamanda İsrail ile de sınır komşuluğu bulunan Suriye, bu ülke içinde oldukça önemli bir yere sahiptir ve Suriye iki ülke içinde oksimoron bir durum teşkil etmektedir.
Türkiye, her fırsatta insani kaygıları dile getirerek, muhaliflere destek vermekte ve rejimin bir an önce değişmesini gerektiğini ve meşruiyetini yitirdiğini vurgulamaktadır. Çadır kentlerin sayısının günden güne artırılmasıyla, Türkiye, Suriye krizinde somut bir rol oynadığını göstermektedir. Öte yandan yayınladığı yaptırım kararları ve açıklamalarıyla da, bu ülkenin geleceğiyle yakından ilgilendiğini, herkese göstermektedir. Annan Planı’nın uygulanıp uygulanmayacağını beklemeyi uygun görerek, 5. Maddenin ihlali durumunda, NATO ülkeleri ile birlikte bir müdahale de bulunacağını söylemek mümkündür. Son yapılan açıklamalarda, Annan Planı’nın başarılı olacağına inanmadıklarını dile getirip zaferin yakın olacağını vurgulayarak, olası bir müdahaleye hazır olduklarının sinyallerini verdiği söylenebilir. Türkiye öncelikli olarak, bölgesel gücünün artmasından yanadır. Türkiye için Sünni bir rejimin kurulması yarar sağlayacak ve bu doğrultuda, Türkiye’nin gücü bölgede bir kez daha artacaktır. Dolayısıyla, Suriye’nin, bir devlet olarak siyasal ve teritoryal bütünlüğünü korumasından yanadır. Bu sayede, Şam ile ilişkilerini geliştirebilecek ve bölgesel yükselişe geçebilecektir. Aksi takdirde, mezhepsel ve etnik olarak bölünmüş bir Suriye, Türkiye için tehdit taşımaktadır. Özellikle, Kürtlerin özerklik kazanması veya düşük bir ihtimal de olsa iktidar üzerinde etkin bir güç olmaları, Türkiye açısından tedirginlik yaratabilir. Türkiye, Suriyeli Kürtlerin, kendi kontrolü dışında bir statü kazanmasını sıcak karşılamamaktadır. Türkiye olası bir Irak benzeri bir Kürt Özerk Bölgesiyle karşı karşıya kalmak istememektedir. Olası bir bölünme durumunda, Türkiye’nin sınırlarında güvenlik sorunu başlayabilir ve etnik çatışmaların yaşanmasına zemin hazırlanabilir. Bu yüzden, Türkiye, Suriye’nin birliğinden yana bir tavır sergilemektedir. Aynı şekilde Şii bir yönetimin devam etmesi de, Türkiye için bir tehdit oluşturmakla beraber, İran’ın bölgesel gücünü artırabilir. Dolayısıyla, Türkiye için olabilecek en iyi senaryo, Esad rejiminin devrilmesi ve Sünni bir yönetimin başa gelmesidir. Ülkenin bütünlüğünün ise asıl hedef nokta olduğu söylenebilir. Öte yandan, yaşanan mülteci akımına Türkiye’nin ne kadar dayanabileceği de muammadır.
Öte yandan, İsrail açısından bakacak olursak ise, İsrail’deki genel kanının, Esad rejiminin devam etmesi yönünde olduğunu ifade etmek mümkündür. “Bildiğim tiranla dans etmek daha iyidir” sözü İsrailliler tarafından günlük olarak kullanılagelir olmuştur. Çünkü Esad rejimi, bildikleri bir düşman olmakla beraber, ne tür bir politika izleyecekleri doğrultusunda genel bir tecrübeye sahiptirler. Diğer Sünni Araplar kadar anti İsrail öğeleri taşımamaktadırlar. Fakat buna karşın, Esad’ın gidip gitmeyeceği konusunda net bir konsensüse varabilmiş değillerdir. İsrail, yaşanan gelişmeleri, Türkiye’nin aktif politikasına karşın, uzaktan sessizce izlemeyi uygun görmüştür. İsrail, yaşanan krizin uzun sürmesinin kendi çıkarlarına yarayacağı konusunda hem fikirdir. Çünkü Arap coğrafyasının, Filistin meselesinden uzaklaşarak kendi sorunlarıyla ilgileniyor olması, İsrail açısından, bir sonraki adım için vakit sağlamış olacaktır. Onlara göre, Filistin meselesinde uzaklaşıp, Arap dünyasının, kendi baharlarına yönelmiş olması, Filistin davasının önceliğini azaltmaktadır. Dolayısıyla, İsrail, Arap Baharını durdurmayacağının farkında olduğundan sürecin daha uzun sürmesinden yanadır demek yanlış bir tespit olmayacaktır. Öte yandan, Mısır’da İhvan ve Selefilerin iktidara gelmesiyle birlikte, İsrail, bölgedeki en önemli müttefikini kaybetmiştir. Mısır ile olan ilişkilerin eskisi gibi olmayacağının bilincinde olan İsrail’in, Suriye’de yaşanan krizi yakından takip etmekle beraber, bekle ve gör politikası izlediğini belirtmek mümkündür. Suriye’deki krizin uzun sürmesinden yana olmalarındaki bir diğer husus ise Golan sorunudur. Çünkü bu sürecin uzun sürmesinin ve bölgenin istikrara kavuşmasının geç olması, gözleri Golan’dan uzaklaştıracak ve geriye dönüp Golan’ı istedikleri takdirde, İsrail bu konuda isteksiz davranacaktır. Türkiye ile İsrail’in çakıştığı bir diğer nokta ise, Suriye’deki rejimin kimin eline geçeceğidir. İsrail, Suriye’deki rejimin, Sünni bir yönetime geçmesini tedirginlikle karşılamaktadır. Olası bir Sünni rejimle, beraber, İsrail bölgede yalnızlaştırılarak, gücünü kaybetmesi ve güvenlik sorunlarının artması demektir. Bu yüzden, İsrail, Suriye’de Sünni bir yönetimi desteklememektedir. Federal bir sistemin oluşması, İsrail açısından, faydalı olmakla birlikte ikinci bir Hizbullah örneği de ortaya çıkma ihtimali de tedirginlik yaratmaktadır. Federal bölgedeki Sünni rejimlerin radikalleşmesi ve kontrolsüz saldırılarda bulunması ciddi kaygılara yol açacaktır. Diğer yandan Şii ve Kürtler, İsrail’e tam anlamıyla güvenmemekle beraber, Sünniler gibi anti İsrail bir politika yürütmemektedirler.
Fakat İsrail’i asıl tedirgin eden bir diğer husus, Arap baharı süresinde, devrilen ve devrilmek istenin tüm liderlerin İsrail ile özdeşleştirilmeleri ve bu isyanın içindeki anti semitik ve anti İsrail öğelerin fazlasıyla yer almasıdır. Muhaliflerin söylemleri ve kullandıkları araçlarda, anti semitik ve anti İsrail öğeler dikkat çekmektedir. Dolayısıyla, oluşabilecek, Sünni birliğin ve kazanılacak istikrarın sonrasında, İsrail’in ciddi bir sorunla karşı karşıya kalması an meselesidir. Çünkü Sünni birliğinin bir sonraki adımının, Filistin davası olacağını tahmin etmek zor değildir. Bu yüzden, bölge de isyanların ve iç savaşların uzun sürmesi, aynı zaman da devletlerin tekelci Sünni bir yönetimden uzak kalması, İsrail açısından, daha az tehlike demektir.
Sonuç olarak, Suriye krizi, her ne kadar, Washington’ın iddia ettiği gibi, Suriye, Türkiye ve İsrail ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir fırsat olduğu sözlerinin aksine, Suriye krizi iki ülkeyi karşı karşıya getiren bir krizdir demek yanlış olmayacaktır. Türkiye için, siyasi ve toprak birliğini sağlamış bir Suriye önem arz ederken, İsrail için, mezhepsel ve etnik bölünmüş bir Suriye daha güven vericidir. Türkiye’nin bir an önce çözüme ulaştırma çabası ve Suriye’nin birliğini sağlamasına yönelik attığı adımlar, Türkiye’nin bölünmüş bir Suriye üzerinde etkilerini yitirmeyi göze almadığını göstermektedir. Alevi, Kürt ve diğer etnik ve mezhepsel bölünmeler, Türkiye’nin bölgedeki gücünü kaybetmesine sebep olacakken, Sünni bir rejimin başa gelmesiyle beraber, Türkiye bölgedeki gücünü artırmayı hedeflemektedir. Buna karşın, Sünni bir rejimin başa gelmesiyle beraber, Mısır, Ürdün ile birleşebilme olasılığı taşıyan Suriye, İsrail’i bölgede yalnızlaştırarak, Filistin ve Golan meselesine öncelik verecektir. Fakat bölünmüş bir Suriye, İsrail’in için daha az tehditkâr olmakla beraber, Kürtler ve Alevilerin, Sünnilerin Akdeniz’deki gücünü azaltacaktır. Kısacası, Suriye’deki kriz, hem Türkiye’yi hem de İsrail’i yakından etkileyecek ve iki ülke arasında yaşanacaklar ilişkilerin seyrini belirleyecektir demek yanlış olmayacaktır.
* Çalışma, 02- 06, 05,2012 tarihleri arasında İsrail’de yapılan görüşme ve gözlemlere dayanmaktadır.
* Ayhan, Veysel, Sunuş, “The Impacts of Syria Crises on the Turkey – Israel Relation”, Moshe Dayan Center, Tel Aviv Univ, 3. 05. 2012