Demirhan Özdemir, TOBB-ETÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti'nin, 6 ay öncesine kadar "can ciğer, kuzu sarması" olduğu bir yönetime sahip olan geri kalmış, fakir ülke. Suriye. İnsan anlamıyor tabii. ne oldu da, altı ay öncesine kadar bu kadar yakınken, bir anda savaşın eşiğine gelindi diye. Vizeleri kaldırmalar, Fenerbahçe'ye maç yaptırmalar, Şamgen kuralım demeler… Hepsi unutuldu tabii. Artık düşman bir ülke, Suriye. Aslında sıfır sorun politikasından buraya nasıl gelindiği ilginç; bu kadar kısa süre içerisinde hem Türkiye hem de Suriye’nin politikalarını birbirine karşı bu kadar sertleştirmesi altında ne yatıyor olabilir. Ya da farklı bir açıdan ele alırsak aslında bu iki ülke hiç "can ciğer kuzu sarması " değillermiydi. Çok uzağa gitmeye gerek yok, bundan sadece 12 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından, meclis kürsüsünde hakkında şu cümle kullanılmıştır ; “Esasen Suriye, Türkiye’ye karşı husumet politikası izlemektedir, terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Mukabele hakkımızı saklı tuttuğumuzu sabrımızın taşmak üzere olduğunu dünyaya duyururuz”. Geçen 12 yıllık süreçte ne oldu da biz Suriye yönetimi ile bir anda can ciğer kuzu sarması olduk, ya da bugün ne oldu da azılı iki düşman olduk, resim çok net, şaşıracak ya da yadırganacak hiç bir husus yok ortada. Aslında dış politikada bu kadar kısa sürede böyle farklılıklar olması normaldir. Dış politika değişkendir. Bu aslında iyi bir şeydir; çünkü dış politikada aktif olmak hele Türkiye gibi bölgesel güç olmayı kafasına koymuş bir ülkede elbette orta doğu ile ilgili olan her olayda iyi yada kötü, olumlu yada olumsuz hareketlere bir cevap verme gereksinimi içinde bulunabiliyor.
Nato, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği Suriye'de artık Beşşar Esad döneminin kapanması gerektiğinin düşünüyor ve gerekirse bunun için operasyon yapabileceklerini sinyallerini veriyorlar; fakat bu ülkeler dışında Rusya Suriye’de ki rejimin devam etmesini istiyor; ama batı ile rejimin ayakta durması için her hangi bir çatışmaya girmek istemiyor. Aynı şekilde Çin batı ile çatışmanın şu an doğru zaman olmadığı düşüncesinde. İran ise Suriye’yi kendi yaşamsal menfaat alanı olarak görüyor. Suriye gelecek zararın kendi yaşamsal menfaatinin zarara uğrayacağını düşünüyor. Her ne kadar güçlü ülkeler tarafında desteklense de Dünyanın büyük abisi Amerika Birleşik Devleti karşı diye tam desteklerini belirtemiyorlar; fakat Birleşmiş Milletler'de güvenlik konseyinde Çin ve Rusya Suriye’ye yapılacak olan bir operasyonu kabul edilmeyeceği çok iyi biliniyor.
Birde şöyle bir konu var. Eğer Beşşar Esad iktidarı bırakıp giderse, yerine kim gelecek yada kimler? Bırakılırsa gerçekten demokrasi gelecek mi? Her şey den önce Toplumla ilgili kısa bir bilgi vermek gerekir. Suriye heterojen bir ülkedir. Siiler, Sünniler, Dürziler, Caferiler, Hristiyanlar, iktidarda olan Aleviler ve de daha çok olan farklı mezhepler ve milletler. Buraya askeri bir müdahale ile girildikten sonra Iraktan çıkmaktan çok ama çok daha zor olabilir. Bu kadar farklı kültürlere inançlara sahip olan toplulukları tekrar bir çatı altında toplamak inanılmaz zor olacaktır. Irakta majör olan Şiiler Sünniler ve Kürtlerin tam olarak birleşememesi ve bir istikrarın olmaması Suriye gibi devlette çok daha güç çok daha zor olacaktır. Her ne kadar çok muhalif varsa da Suriye'de bir o kadarda Esad rejimini destekleyen bir kitle var; çünkü buraya yapılacak bir operasyonun ya da Esad'ın gitmesinden sonra Suriye’de bir belirsizliğin olacağı ve de bir mezhepler savaşının çıkabileceği gerçeğini de görmezlikten gelemeyiz. İnsanların Esad'a desteğinin en önemli sebeplerinden biri bu olarak görülüyor. Aynı zamanda Beşar Esad kendini Suriye’de ki azınlıkların biricik güvenilir muhteşem koruyucusu olarak lanse ediyor kendisini.
Muhalefeti Şeriatçı ve terörist olarak vurguluyor ve dış destekçiler tarafından gaza getirildiği savunuyor. ; fakat Amerika birleşik devletlerinin Nato’nun buraya bir operasyon yapması büyük çapta çok zor gözüküyor; çünkü buraya yapılacak operasyon maliyeti çok fazla olacaktır ve Amerika birleşik devletinin ve Avrupa’nın ekonomik durumu düşünüldükçe bu işin olmasının zor olduğu gözüküyor. Ayrıca ikinci bir durum eğer Avrupa birliği ülkeleri Nato ve Amerika Birleşik Devletinin İran'a girme bir fikirleri varsa hem silah hem de ekonomik açıdan Suriye yüzünden yıpranmak istemeyeceklerdir. Bu sebepten dolayı eğer askeri bir operasyon yapılacaksa Türkiye nin üzerine atmak isteyeceklerini düşünüyorum. Türkiye'nin yöneticilerinin mantıklı ve akılcı davranmaları lazım işe duygusal açıdan bakmamaları lazım. Dolduruşa gelmemesi gerekiyor ve kesinlikle her ne kadar konsolosluğa saldırı olsa da dolduruşa gelmemesi gerekiyor. Son günlerde Suriyeliler tarafından söylenen Türk ordusu Suriye’ye girsin lafının gazına gelmemesi gerekiyor. Her ne kadar Osmanlı topraklarında etkili olmak istese de Türkiye yanlış yapacağı bir hareket bir müdahale siyasi açıdan ülkemize büyük zararlar verebilir. Beşşar Esad’ın Muhaliflere işkenceler yapmasının tartışılacak bir yanı yok. İnsanlar ölüyor. Bunun tartışılacak hiçbir yanı yok. Türkiye Amerika Birleşik Devletleri gibi Suriye’ye demokrasi pazarlamak istiyorsa bütün bölgesel dengeleri gözden geçirmek zorunda. Türkiye bölgesinde elbette olana bitene kayıtsız kalamaz. Elbette Demokrasinin gelmesi gelmesini herkes ister; fakat Türkiye'yi bölgede bir savaşa itmek bölgenin geleceği açısından büyük bir sorundur. Eğerde bir savaş olacaksa bu savaşı başlatacak ülke Türkiye olmamalıdır.