Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Tantavi’nin Tahrir Sınavı

Nebahat Tanrıverdi O, ORSAM Ortadoğu Uzman Yardımcısı
 Mısır’da devrim sonrası sürecin sancıları Sufiler ve Kıptilere karşı artarak devam eden şiddet olayları ile kendini göstermeye başlamış ve demokrasi yanlısı kitlelerin Tahrir Meydanı’nı yeniden doldurmaları ile doruğa ulaşmıştır. Şubat ayında Mübarek rejimini sonlandırmak için Tahrir Meydanı’na akın eden Mısırlı değişim yanlısı kitlelerin yanında yer alan Mısır Askeri Kuvvetleri, geçen süre içerisinde üzerinde toplanan kuşkuları bertaraf edememiş ve kitlelerin odağı haline gelmiştir. Ancak mevcut gerginlik, Mübarek iktidarının sona ermesinin ardından Mısır Yüksek Askeri Konseyi Başkanı Mareşal Hüseyin Tantavi başkanlığında geçici bir askeri yönetimin idareyi devralmasından bu yana Mısır gündemini meşgul etmekteydi.
 
Nisan ayı itibari ile Mısır’da yeni bir protesto dalgasının yükseldiği ve gösterilerin genel olarak geçici Askeri Yönetime yöneldiği görülmektedir. 8 Nisan günü Mübarek sonrası dönemin en büyük katılımlı gösterisi Tahrir Meydanı’nda gerçekleştirilmiş ve protestolarda 1 kişi ölmüş, 70’e yakın kişi yaralanmıştır. Tahrir Meydanı’nın güvenlik güçlerince boşaltılmaya çalışılması ve göstericilerin üzerine ateş açılması, geçici Askeri Yönetime karşı eleştirilerin yoğunlaşmasına neden olmuştur. 8 Nisan gelişmelerinin ardından sokağa çıkma yasağı koyan Askeri Yönetim, göstericilerin Tahrir Meydanı’nda toplanmasına engel olamamıştır. Hüsnü Mübarek’in koltuğunu terk ederken görevini askeri yönetime devretmiş olması, yeni dönemde pek çok muhalifin geçici Askeri Yönetime kuşkuyla bakmasına neden olmuştur. Öte yandan 8 Nisan tarihine kadar süre içerisinde Hüsnü Mübarek’in yargılanmasına dair taleplere Askeri Yönetim tarafından müspet bir cevap da verilememişti. Ancak artan muhalefet ardından 14 Nisan’da bu talepler karşılanmış ve Hüsnü Mübarek ve iki oğlu Ala ve Cemal’in tutuklanmıştır. Bu gelişmenin ardından Devrimci Mısır Gençliği Koalisyonu 15 Nisan Cuma günü yapmayı planladıkları gösterileri iptal ettiğini duyurmuştur. Ancak 22 Nisan sonraki haftalarda eylemlerine devam edeceklerini açıklamışlardır. Eylemlere devam edilmesinde, Askeri Yönetimin ülkenin idaresini sivil görevlilere devretmesi talebi büyük rol oynamaktadır. Bu noktada en çok dile getirilen rahatsızlık ise Hüsnü Mübarek sonrası kazanımlarını ortadan kaldırabilecek olan “karşı devrim” planlarının varlığına dair inançtır. Bu noktada Askeri Yönetim ile muhalifler arasında tırmanan bir gerginliğin bahsetmek mümkündür. Özellikle Mübarek sonrası dönemde Askeri Yönetim yanlılarının “güvenlik” ve istikrarsızlık” üzerine aşırı vurgu yapması problemli bir siyasi duruşu da beraberinde getirmektedir. Muhalif gruplar açısından bu tarz söylemler Mübarek rejimi siyasi duruşu temsil ettiği için var olan karşıtlığı ve şüpheyi ortadan kaldıramadığı gibi sorunların derinleşmesine de katkıda bulunmuştur.
 
Tüm bu süreçte muhalif grupların eleştirilerinde ise ön plana çıkan olgu genel itibari ile “güvensizliktir”. Yüksek Askeri Konsey, bu kuşkuları ortadan kaldırmak adına sürecin başladığı Şubat ayından bu yana geçen süre içerisinde yavaş hareket etmiş bu durumda eleştirilerin ve kuşkuların artarak devam etmesine neden olmuştur. Mübarek rejimi ile bağlarını tam koparamadığı ve eski rejimin bir devamı olduğu yönündeki algı bu süreçte güçlenmiştir. Geçici Askeri Yönetimin yetkilerini ve görevlerini “sivil bir konseye” devretmesi ve demokratikleşme sürecinin Parlamento Seçimlerine kadar bu sivil konsey tarafından yürütülmesi talepleri Tahrir Meydanı’nda, basın ve sanal ortamda dile getirilmekteydi. Bu nedenle Kahire merkezli eylemlere devam kararı alınmıştır. Bugüne kadar bu yöndeki eylemler küçük katılımlı olmakla birlikte devam etmekteydi. Ancak ordunun yeni anayasa ve sivil yönetimin iktidarı devralması sonrası süreçte daha etkin olmasını sağlayacak düzenlemeler yapması bu gerilimi iyice tırmandırmıştır. Geçici askeri yönetim kontrolü altında oluşturulan bu düzenlemelerde askerin bu güne kadar ki siyasal ve ekonomik kazanımları garanti altına alınırken, Mısır Askeri Kuvvetleri "anayasal meşruiyetin bekçisi" olarak kabul edilmekte ve askerler için askeri mahkemeler kurularak sivil mahkemelerde yargılanmalarının önüne geçilmesi planlanmaktaydı.
 
Bu gelişmeler üzerine Müslüman Kardeşler liberaller ile sol eğilimli grupların Tahrir Meydanı'nda aylardır sürdürdüğü ufak çaplı gösterilere, geçen Cuma günü taraftarları ile katılmıştır. Ancak polisin müdahalesinin ardından Tahrir Meydanı’ndaki kitlelerin sayısı artmış ve olaylar ölü sayısının 30’un üstüne çıkması ile sonuçlanmıştır.
 
Bugün gelinen noktada geçici askeri yönetimin Mısır’daki süreci iyi kontrol edemediği görülmektedir. Kitlesel anlamda mobilize olmuş Mısırlıların demokrasi yanlısı taleplerinin yanı sıra eski rejimin yargılanması ve mevcut bürokrasiden temizlenmesi, ülke geleceğinde temiz bir sayfa açılması ve yolsuzluktan eylemlerde gerçekleşen ölümlerin ve şiddet olaylarının araştırılmasına kadar taleplerinin karşılanmasında geçici yönetim tatmin edici adımları atmamıştır. Tahrir Meydanı’nda küçük çapta da olsa eylem yapmaya devam eden grupların arasında Ocak-Şubat protesto gösterilerinde hayatını kaybedenlerin ailelerinin olması bu bağlamda önem taşımaktadır. Mübarek rejiminin bürokratik-otoriter bir rejim olmasından ötürü, sadece Mübarek’in iktidarına son verilmesi hâlihazırda çoğu siyasi grup için tatmin edici olmaktan uzaktır. Öte yandan Askeri Yönetimin bu güne kadar ortaya koyduğu politikalar bürokratik-otoriter eğilimin devam edeceği ve askerin demokratikleşme sürecinde pek de “istekli” davranmadığı yönündeki iddiaları beslemesi Mısır’ı bugünkü sürece getirmiştir. Mısır’da ordunun halkı ikna etmesi zor görünmektedir.
 

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar