Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Tarihten Günümüze Libya

5 dakika okuma süresi | 23.03.2011

Libya, Akdenizde sahip olduğu yaklaşık 2000 kilometrelik sahiliyle, Kuzey Afrika’nın tam ortasında, Mısır ile Tunus arasındaki coğrafi konumuyla önemli bir ülke…. 1 750 000 kilometrekarelik yüzölçümüne yayılmış ama, Avrupa ülkelerine ve Amerika’nın doğu kıyılarına yakın sayılabilecek nitelikli petrol kaynaklarına sahip bir ülke…. 25 yıldır yapımı süren bir proje sonucunda nitelikli su kaynakları ile su sorununu büyük ölçüde çözmüş bir ülke… Yükselen petrol gelirleriyle, geliri çok artan 6 500 000 nüfusa sahip bir ülke…

Libya, Osmanlı Devletinden ayrıldığı 1911 yılından bu yana, önce 30 yıl kadar İtalyan işgali altında zor zamanlar yaşadı. O zamanlar nüfusu 1 250 000 kadardı. Ardından 15 yıl kadar İngiliz yönetimi sürdü. Nihayet l950’lerin başında Krallık yönetimi altında Birleşmiş Milletlerce bağımsızlığı kabul edildi. Çok geçmemişti ki, 1969 yılında Muammer el-Kaddafi, yaptığı bir askeri darbeyle Krallığa son verdi. Halkın kendi kendini yöneteceği bir sistemi vaat ediyordu. Krallık zamanında izin verilen Amerikan ve İngiliz üslerini derhal kapattı. İşgal döneminden ülkede kalan 35 000 kadar İtalyanı hemen ülkelerine gönderdi. El-Kaddafi, 1950’lerin sonunda dünya piyasalarına satılmaya başlayan ülkesinin petrolünü, kendi sesini “dünya siyaset sahasında” duyurmak için sık sık kullandı; 1970 ve 1971 petrol fiyatlarının yükselişinde rol oynadı. Onun “dünya siyaset sahasına” çıkmasının yegane amacı “Amerikan karşıtlığı” üzerine bina edilmişti. O zamanki iki kutuplu dünya siyasetinin Rusya tarafında yerini belirledi. Ordusunu Rus silahlarıyla donattı. Rusya’nın en büyük silah alıcıları arasındaydı. Petrol gelirlerinin bir kısmıyla, geniş kitlelere konutlar, okullar sosyal amaçlı yapılar ve altyapı yapılıyor, kırsal kesimdeki nüfus adeta yeniden imar edilen sahil kesimindeki yerleşim yerlerine getiriliyor, buralardaki sağlık ve eğitim hizmeti yaygınlaştırılmaya çalışılıyordu. Arap milliyetçiliğinin babası sayılan Mısır Devlet Başkanı Nasır’ı babası gibi seviyor ve onu izliyordu. Nasır ölünce, “Yeşil Kitap” ile ifade ettiği kendi sistemini, İslam ile sosyalizmin bir araya getirildiği iddia edilen bir yönetim tarzını hayata geçirdi. Halkın kendi kendini yöneteceği bir sistemi vaat ediyordu. Ama Libyalılar 1911’den günümüze kadar, seçim ve Batıda uygulandığı biçimiyle demokrasi anlamında bir uygulamayı hiç görmediler. Siyasetle ilgilenmek ve dini örgütlenme, son derece ağır cezaları olan suçlardı. Basın da devletin tekelindeydi. Söz konusu yasaklamalar zamanla bir baskı alanı oluşturdu. Bu baskıya maruz kalan bazı bölgeler ve kabileler seslerini çıkaramasa da, yönetime karşı olumsuz duygular beslemekteydi. Diğer yandan el-Kaddafi sistemini yürütmek üzere büyük oğlu Seyfülislam’ı yetiştirmekteydi; Seyfülislam ise son on yıldır, bazen babasını da karşısına almak pahasına, ülkenin iç ve dış dinamiklerini eline almaya çalışıyor, genel şartları iyileştirme ve küskün kesimleri geri kazanma yönünde resmi ve gayri resmi bazı müdahalelerde bulunuyordu.

Türkiye ise bağımsızlığını ilan edişinden bu yana, Libya ile inişli çıkışlı bir ilişkiler yumağına sahiptir. Karşılıklı üst seviyede ziyaretler çok olmuştur. Bu ziyaretler halkasının belki de tek eksiği, Muammer el-Kaddafi’nin Türkiye’ye davet edilmemesi ve dolayısıyla gelmemesidir. Yetmişli yıllarda başlayan imar hamlelerinde Türk özel sektörü ve Türk istihdam gücü Libya’da yoğun şekilde bulundu. Seksenli yıllarda Libya’daki Türk işçisi sayısı 100 000’in üzerindeydi. Günümüzde ise değişen şartlar çerçevesinde 20 000 gibi daha az sayıda ama daha nitelikli bir Türk işçi gücü Libya’da bulunmaktaydı.

Günümüzdeki olayları izlerken yukarıdaki kısa geçmişin ayrıntılarını bilmek gerekiyor. Çalışma, yukarıdaki satırların ayrıntılarına girerek okuyucuya mümkün olduğunca geniş, bilgi temelli bir bakış açısı kazandırmayı amaçlıyor.

Analiz
Nurettin Ceviz

Nurettin Ceviz

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar