Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

‘Türkiye Modeli’ fikri algıdan gerçekliğe mi dönüşüyor?

Doç.Dr. Tarık Oğuzlu, ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Bilkent Üniversite​si Uluslarara​sı İlişkiler Bölümü
Arap Baharı çerçevesinde Türkiye’nin bölge ülkelerine model oluşturabileceği fikri güçleniyor. Tunus, Mısır ve Fas’ta yapılan parlamento seçimlerini siyasi islamcı gelenekten gelenlerin kurdukları partilerin kazanmış olması Türkiye’nin modelliği üzerine yapılan tartışmaları tekrar canladırıyor. İktidara geldiğinden bu yana AK Parti’nin iç ve dış politika bağlamında benimsemiş olduğu politikalar bölgedeki potansiyel siyasi islamcı yönetimlere ilham kaynağı oluşturmaya başlıyor.   

Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki siyasi islamcı gelenekten gelen partilerin neredeyse hepsinin adında ‘adalet’ ve ‘kalkınma’ kelimelerinden en az birisinin yer alması bir tesadüf olmasa gerek. Mecvcut sistemlerin adaletsiz olduğunu çağrıştıran bu durum, bu partilerin özlerinde devrimci bir ruha sahip olduklarını gösteriyor. Toplumdaki genel adalet duygusunun ise genel ekonomik refahın artırılıp bunun adilane paylaşımı üzerine kurulabileceğini varsayıyor.  

Bu bağlamda AK Parti merkezli Türkiye modelinin ne olduğunu kısaca hatırlatmakta fayda var. İç politika çerçevesinde şu noktalar öne çıkıyor: Çoğunluğunu müslümanların oluşturduğu bir toplumda laik ve demokratik yönetim tarzının korunması; müslümanlığın bir din ve kültürel hayat tarzı olarak daha özgürce ve görünür yaşanması ama bunun devletin laik ve çoğulcu karakterini aşındırmaması; laikliğin kişilerden çok devletin genel özelliklerinden birisi olduğu vurgusunun güçlenmesi ve devletin bütün inanç sistemelerine karşı eşit mesafede durması gerektiği fikrinin zemin kazanması; seçilmiş iktidarların yönetimleri sırasında göstermiş oldukları performansa göre değerlendirilmeleri ve halkın genel refahını sağlayabildikleri oranda iktidarda kalabilmeleri; iktidara gelmenin ve orada kalabilmenin tek yolunun seçimleri kazanmaktan ve halkın gözünde meşru görülmekten geçtiği algısının güçlenmesi; iktidarda olmanın sorumluluğu altında kendilerine oy vermemiş farklı toplumsal kesimleri anlayabilme yetisinin gelişmesi ve toplumsal huzurun toplumun genelinin memnun edilmesi gerektiği fikri üzerine kurulması.

Dış politika çerçevesinde AK Parti merkezli Türk modeli algısının neler oluştuğuna dair ise şunlar söylenebilir: Dış politikada bütün aktörlerle karşılıklı işbirliğine dayanan faydacı ilişkiler kurma arzusu; dış gelişmelere tepki verirken idelojik gözlüklerin olabildiğince çıkartılması ve pragmatik ve gerçekci saiklerin ön plana çıkması; gerçekçi ve pragmatic yaklaşımların bölgesel ve uluslararası düzenin daha adilane ve meşru zeminlerde yeniden kurulması yönündeki çabalara engel olmaması; ulusal çıkarların dar bir çerçevede tanımlanmaması ve ulusal güvenlik ve refahın ancak bölgesel güvenlik ve refahın artması oranında gerçekleşebileceğinin kabul edilmesi; dış politikada devletten-devlete yürütülmekte olan ilişkilerin toplumdan-topluma ilişkiler kurularak güçlendirilmesi; dış politika kararlarının bölge ülkelerinin vatandaşlarının nezdinde de meşrulaştırılmasına çalışılması; iç ve dış kamuoylarını kazanmanın dış politik hedeflere ulaşmada herşeyden daha önemli olduğu vurgusunun güçlenmesi; kaba güce dayanan zorlayıcı araçlardan olabildiğince uzak durulması ve bunun yerine ekonomik, diplomatik ve kültürel enstrumanların öne çıkartılması; başka ülkelerin kararlarını ve çıkarlarını etkileyebilme gücünün o ülkelerin gözünde sahip olunan imaja bağlı olduğu fikrinin içselleştirilmesi; dışarıdaki meşruiyetin içerideki başarılardan kaynaklanması ve ‘evini düzene koyamayanların başkalarına akıl vermemesi gerekir fikrinin’ kabul edilmesi; dış politikada uluslararası sistemin başat aktörleriyle ortak çıkar temelli ilişkiler kurulması, bölge ülkeleri söz konusu olduğunda karşılıklı bağımlılık esaslı ilişkilerin tesis edilmesi; kategorik olarak bazı ülkelerin önceden düşman ya da dost ilan edilmemesi ve bunun yerine dost kazanmayı önceleyen politikların tatbik edilmesi; bölgesel kutuplaşmalardan olabildiğince uzak durulması ve uzun vadede ‘güçler dengesi’ prensibine dayalı dış politika pratiklerinin terk edilmesi. 

AK Parti odaklı Türk modeli çerçevesinde bütün bu saydığımız faktörlerin aynen alınıp diğer bölge ülkelerinde de uygulanmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. Neticede her ülkenin ulusal dinamikleri farklıdır ve ülkelerin kendilerine biçtikleri dış politika rolleri ve misyonları farklı olabilir. Örneğin bazı bölge ülkelerinde dinin toplumsal ve siyasi hayatta çok daha etkin bir rol oynaması yönündeki arzu güçlüyken (Mısır gibi), bazı bölge ülkerinde de dış politikaya aşrı ideolojik ve savunmacı perspektiften bakma alışkanlğı (Suudi Arabistan gibi) kökleşmiştir.

Bütün bu ulusal farklılıklara rağmen Türk modeli algısının yavaş yavaş da olsa olgusal bir gerçekliğe dönüşmeye başladığının izleri  mevcuttur. Arap komuoyu nezdinde Türk liderlerin en beğenilen liderler olması, Türk liderlerin bölge ülkerine yaptıkları ziyaretlerde verdikleri laiklik ve demokrasinin din ile çelişmemesi gerektiği yönündeki mesajlarının genel kabul görmesi, Tunus’ta iktidara gelen siyasi islamcı Ennahda Partisi’nin açık bir şekilde kendisine AK Parti’yi örnek aldığını açıklaması, Mısır gibi Arap dünyasının lekomatif ülkelerinden birisinin Mübarek rejiminin ertesinde hem İsrail hem de İran gibi birbirlerinin hasmı olan iki ülkeyle eş zamanlı pragmatik ilişkiler kurma çabası, Suriye’de yaşanmakta olan insan hakları ihlalleri karşısında Arap Birliği’ni oluşturan ülkelerin Esad rejimine karşı net bir tavır alarak bu ülkedeki mevcut iktidarı halkın taleplerini yerine getirme noktasında zorlamaya başlaması, Irak ve Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye benzer bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri ile ortak çıkar odaklı ilişkililer geliştirmeye çalısmaları son kertede AK Parti merkezli Türkiye çizgisinin ilham kaynağı oluşturabilme kapasitesini açık bir şekilde göstermektedir.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar