Doç. Dr. Tarık Oğuzlu, ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü
Yakın zaman öncesine kadar Türkiye’nin Batılı devletlerle olan ilişkilerindeki soğuma uluslararası gündemi meşgul eden konular arasında önde gelmekteydi. Türkiye’nin Hamas’ın siyasi hamiliğini yapar görüntü vermesi, Esad rejimiyle yakınlaşması, İran’ın nükleer politikalarından kaynaklanan krizin aşılmasında arabuluculuk yapma girişimleri ve Batılı devletlerin koydukları amborgalara katılmaması, İsrail’le yaşanan gerginleşme ve Türkiye’nin Orta Doğu’daki görünürlüğünün artması Batılı başkentlerde Türkiye’nin niyetlerine ilişkin ciddi kuşkular uyandırmaktaydı. 2005 senesinde resmen başlayan üyelik müzakerelerine rağmen AB’ya katılım sürecinin yavaşlaması bu sonuca ayrıca tesir etmekteydi. Fransa ve Almanya’nın Türkiye’ye ilişkin imtiyazlı ortaklık politikasını dillendirmeye başlamaları ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye’nin AB sürecini yavaşlatmak adına uyguladığı politikalara sessiz kalmaları Türkiye tarafında AB’ye ilişkin tepkisel politikalar beimsenmesine neden olmuştu. Birçok gözlemci kendisini Batı tarafından dışlanmış hisseden Türkiye’nin Büyük Orta Doğu coğrafyasına yönelmeye başladığını ileri sürmekteydi.
Bu arka plandan bakıldığında, son bir sene içersinde Türkiye’nin Batılı devletlerle olan ilişkilerinin iyileşmeye başlaması dikkat çekici bir gelişmedir. İsrail’le yaşanmakta olan kriz hala çözülememiş olsa da, başka bazı gelişmeler Türkiye ile Batılı devletleri aynı kare içersinde buluşturmaya başlamıştır. Bu gelişmelerin ilki hiç kuşkusuz Arap Baharı çerçevesinde Orta Doğu ülkerinde yaşanan halk ayaklanmalarıdır. Türkiye ve Batılı devletler bu süreç sonucunda Orta Doğu’da temsili demokratik yönetimlerin kurulmasının uzun vadede bölgenin demokratikleşmesine ve bunun da küresel barışa daha fazla hizmet edeceğine inanmaktadırlar. Batılı devletlerin uzun yıllar bölgedeki baskıcı ve otoriter rejimleri istikrar adına desteklemeleri ne bölgeye istikrar getirmiş ne de bölge insanının Batıya ilişkin algısını olumlu yönde etkilemiştir. Tam tersine Batıya ve onun politikalarına kuşkuyla bakanların oranında ciddi artışlar yaşanmıştır. El Kaide’nin ortaya çıkmasında Batının bu yöndeki politikalarının etkili olduğunu savunan bir görüş de mevcuttur. Bütün bunlar Obama’nın ABD başkanı seçilmesi ve Amerika’nın bundan böyle Bush’un politiklarını izlemeyeceğini açıklamasına rağmen yaşanmaktadır.
Ankara ve Batılı başkentler bölgede eski düzenin geri döndürülemez bir şekilde yok olduğuna inanmakta ve bölgedeki muhalif hareketlere destek vererek kurulmakta olan yeni düzenin kendi çıkarlarına hizmet etmsini garanti altına almaya çalışmaktadırlar. Şu ana kadar Tunus, Mısır, Libya ve Suriye’de Türkiye ile Batılı ülkeler hemen hemen benzer politikalar takip etmişlerdir. Her ne kadar Libya’da krizin ilk aşamalarında Türkiye ile önemli Batılı devletler arasında ciddi görüş ayrılıkları yaşanmışsa da Türkiye ilerleyen safhalarda kendisini Batı’nın yanında konumlandırmıştır.
Batının bu bağlamda Türkiye’ye olan ilgisi hiç kuşkusuz Türkiye’nin İslamiyet ile liberal demokrasiyi başarılı bir şekilde harmanlayabilmesinden ve bu çerçevede bölge ülkelerine inandırıcı bir ilham kaynağı oluşturabilme potansiyelinden kaynaklanmaktadır. Türkiyenin son on yılda artarak demokratikleşmesi onun Batıyla olan ilişklerinde ciddi yapısal sorunlar ortaya çıkarmışsa da (örneğin seçilmis siyasetçilerin karar alma süreçlerinde atanmış bürokratlar karşısında daha hakim konuma gelmeleri ve kamuoyunun bü süreçte daha fazla dikkate alınmaya başlanması Türk yöneticilerin Batının politikalarını daha fazla eleştirmesini beraberinde getirmiştir) siyasal islamcı gelenekten gelen partilerin yönetime gelerek liberal demokratik değerlerle barışık olmaya başlamaları Türkiye’yi Batının gözünde daha anlamlı kılmaya başlamıştır.
Türkiye ile Batıyı birbirlerine yaklaştıran bir diğer faktör Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’taki askeri varlığını bu yılın sonunda tamamen geri çekecek olması ve Afganistan’dan ayrılma sürecini hızlandırmasıdır. Stratejik ufkunu ve ilgisini yavaş yavaş Orta Doğu ve Avrupa’dan güney ve uzak doğu Asya’ya çevirmeye başlayan ABD için Türkiye’nin işbirliği Orta Doğu’nun genel istikrarı için her zamankinden daha fazla önemli olmaya başlamıştır. ABD’nin bölgeden geri çekilme sürecinde Türkiye hem Irak’ta hem de bölgenin genelinde istikrarın sağlanmasında daha onemli olmaya başlayacaktır. Iraklı Kürt grupların kendilerini stratejik anlamda yalnız hissetmemeleri ve İran’ın bölgesel nüfuzunun azaltılması Türkiye’nin işbirliği sayesinde daha kolay olacaktır. Türkiye’nin Füze Savunma Sisteminin bir parçası olan radar tesislerinin kendi topraklarında kurulmasına izin vermesi ABD tarafından çok değerli bulunmaktadrır. ABD’nin Türkiye’nin PKK ile olan mücadelesine daha fazla katkı vereceği, örneğin daha fazla istihbarat paylaşımı yaparak ve Kuzey Iraklı Kürt grupları Türkiye’ye destek olmaya çağırarak, artık neredeyse malumun ilanı bir şeydir.
Türkiye’nin AB üyelik sürecinin gerek Kıbrıs, gerek Sarkozy ve gerekse de diğer nedenlerden ötürü son yıllarda iyice yavaşlaması Arap Baharı sırasında AB ülkelerinin Türkiye’yi yeniden keşfetmelerini engellememiştir. AB ülkelerinin hali hazırda yaşamakta oldukları ciddi ekonomik kriz AB’yi Arap Baharı’nın ortaya çıkardığı zorluklar karşısında etkili politikalar izlemekten alıkoymaktadır. Bu minvalde Türkiye gibi liberal demokratik değerleri Orta Doğu’ya yaymaya çalışan bir ülkenin işbirliği her zamankinden daha önemli olmaya başlamıştır. Ayrıca, Türkiye’nin devam etmekte olan ekonomik büyümesi ve Türk pazarının genişliği AB ülkelerinin yaşadıkları ekonomik krizden çıkmalarına yardımcı olabilir. Son aylarda çeşitli Avrupa ülkelerinden ve Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye yapılan üst düzey ziyaretlerin artması manidardır. Bu ziyaretlerde verilen ortak mesaj neredeyse donma noktasına gelmiş Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden canlandırılması gereğidir. Bir yandan Kıbrıs sorunun çözüm sürecinin hızlanması diğer yandan da AB ülkelerinin tam üyelik süreci işler hale gelene kadar Türkiye ile pozitif bir diyalog kurmak ve stratejik işbirliğini geliştirmek istemeleri önemlidir.
Türkiye ile Batılı ülkeleri birbirlerine yaklaştıran bir diğer faktör ise bölgesel düzeyde İran’ın küresel düzeyde de Rusya ve Çin’in uluslararası sistemin genel prensiplerinin nasıl tanımlanması gerektiği bağlamında Türkiye ve Batının karşısında yer almalarıdır. İran, Rusya ve Çin Libya’daki NATO operasyonunu desteklemedikleri gibi hali hazırda Suriye’deki Esad rejimini desteklemeye devam etmektedirler. Bu üç ülkenin devlet egemenliğine dair yaklaşımları bu hakkın kutsal olduğu ve hiç bir surette delinemeyeceği yönündedir. Onlara göre insan haklarını bahane eden Batılı devletler başka ülkelerin iç işlerine karışmaktadırlar. Türkiye ve Batılı Devletler ise ‘koruma sorumluluğu’ prensibine inanmakta ve bu amaçla yapılacak askeri müdaheleleri daha anlayışla karşılamaktadırlar. Son iki yıldır Rusya ve Çin’in dış politikalarında gözlenmekte olan şahinleşme ve milliyetçilik dolaylı da olsa Türkiye ve Batıyı birbirlerine yaklaştırmaktadır.
Tunus, Fas ve Mısır’da yapılan parlamento seçimlerini siyasi İslamcı gelenekten gelen partilerin kazanmaları Batılı devletlerin gözünde Türkiye’yi ayrıca değerli kılmaktadır. Başka bölge ülkeleri yerine, örneğin İran, Türkiye’nin bu ülkelere ilham kaynağı oluşturması tercih edilmektedir.
Yakın gelecekte Ankara ile Batılı başkentler arasındaki ilişkilerin tamamen olumlu yönde gelişeceğini iddia etmek abartlı olacaksa da, tarafların birbirlerini yeniden keşfetmeye başladıkları ileri sürülebilir. Bu yönde bir sonucun ortaya çıkmasında ise Arap Baharı çerçevesinde yaşanan gelişmeler kesinlikle katölizör işlevi görmektedir.