Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Savaş Gölgesinde IKBY: Riskler ve Siyasi Dönüşüm Dinamikleri

İsrail ile İran arasında 13 Haziran 2025 itibarıyla farklı bir boyuta taşınan savaşın bölgesel düzeyde yayılma riski taşıyan ülkelerin başında Irak gelmektedir. Özellikle 7 Ekim 2023 sonrasında artan gerilimlerin birçok yansıması, Irak sahasında da hissedilmiştir. Savaş öncesi dönemde İran’ın; Erbil’i “MOSSAD üssü” olarak niteleyen söylemleri ve bu çerçevede Ocak 2024’te gerçekleştirdiği balistik füze saldırıları, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni (IKBY) doğrudan hedef alan bir gerginlik hattının hâlihazırda oluştuğunu göstermektedir. Öte yandan, İsrail’in Irak’taki İran yanlısı Şii milis grupları hedef alma olasılığı hem Irak merkezî hükûmetinin hem de IKBY’nin güvenlik algılarını dönüştürecek yeni bir denge yaratma potansiyeli taşımaktadır. Bununla birlikte savaşın tırmanması, yalnızca güvenlik tehditlerini değil, IKBY içindeki siyasi aktörlerin kendi aralarındaki güç ilişkilerini, Bağdat’taki konumlarını ve bölgesel ittifaklarını da yeniden şekillendirebilecek bir kırılma zemini oluşturmaktadır.

İran-KYB İlişkisinin Geleceği

Savaşın yalnızca Irak’a fiziksel olarak sıçrama olasılığı değil, aynı zamanda ortaya çıkardığı dinamiklerin IKBY içindeki siyasi aktörlerin tutum ve stratejilerini dönüştürme potansiyeli de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu dönüşüm, IKBY iç siyasetinin yanı sıra aktörlerin, Bağdat siyasetindeki konumlanmaları ve bölgesel düzeydeki ilişkileri üzerinde de etkili olabilir. Bu bağlamda özellikle İran ile geleneksel olarak yakın ilişkilere sahip Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) pozisyonu kritik bir öneme sahiptir. Irak’ta mevcut hükûmeti oluşturan Şii Koordinasyon Çerçevesinin müttefiki olan KYB tarihsel olarak İran’la güçlü ilişkiler geliştirmiştir. Partinin 2021’den bu yana başkanlığını yürüten Bafel Talabani döneminde ise KYB’nin İran’la olan ilişkileri hem Bağdat siyaseti hem de güvenlik iş birlikleri düzeyinde daha da pekişmiştir. Talabani, KYB’yi Şii gruplarla kurulan Sudani hükûmeti koalisyonuna dâhil ederek bu ittifakı Erbil merkezli Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) karşısında bir siyasi kaldıraç olarak da kullanmıştır. Bu doğrultuda, İran’a yakın Bedir Örgütü ve Sadıkun Bloku gibi yapılar ile KDP arasındaki ilişkiler gergin bir seyir izlerken KYB’nin bu gruplarla ilişkileri daha yapıcı bir çerçevede ilerlemiştir.

İran-KYB ilişkilerindeki mevcut olumlu seyre rağmen KYB’nin KDP’den farklı olarak hem İran hem de ABD ile ilişkilerini eş zamanlı sürdürebilen aktörlerden biri olduğu unutulmamalıdır. Ancak savaşın devam ettiği bir ortamda Donald Trump yönetiminin, KYB’yi İran’ın Irak’taki başlıca siyasi müttefiklerinden biri olarak görmek istemeyeceği düşünülebilir. Bu bağlamda, KYB’nin İran’la olan yakın ilişkileri özellikle ABD’nin bölgesel politika öncelikleri açısından daha fazla sorgulanabilir hâle gelebilir. Buna ek olarak 7 Ekim sonrası süreçte İran’ın bölgedeki etkisinin zayıflamaya başlaması ve Ocak 2025’te Trump yönetiminin görevi devralması, KYB’nin İran kaldıracını kullanarak edindiği manevra alanını daha da daraltan diğer temel faktörlerdir. Bu kapsamda Trump yönetiminde Irak dosyasından sorumlu olan aktörlerin Joe Biden yönetimine kıyasla İran’ın Irak’taki varlığına karşı çok daha düşük bir toleransla hareket etmeleri beklenmektedir. Tüm bu gelişmeler ve ortaya çıkan dinamikler, KYB’yi, İran ile ilişkilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalabileceği yeni bir siyasal döneme doğru itmektedir.

Nitekim İran ve İsrail arasındaki savaşın yeni evresine dair bazı işaretler şimdiden görünür hâle gelmiştir. Bu çerçevede KYB tarafından yapılan resmî açıklamada, İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve Irak hava sahasını ihlal etmesi açık şekilde kınanırken dikkat çekici biçimde “Başkan Trump’ın liderliğinde dengeli ve güvenli bir Ortadoğu için atılan adımların sabote edildiği” ifadelerine yer verilmiştir. Trump’a yapılan bu olumlu referans mevcut ABD yönetiminin bölgesel stratejilerine tamamen entegre bir pozisyon alınmak istendiğinin dolaylı bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Söz konusu entegrasyon arayışı, özellikle İran’ın bölgesel etkisinin zayıflayacağı senaryolarda daha belirgin bir yönelim kazanabilir. Bu sinyaller yalnızca söylem düzeyinde kalmayıp yaklaşan seçimlerin ardından yeniden şekillenecek Bağdat siyasetinde de kendini somut olarak gösterebilir. Bu bağlamda KYB’nin, İran’a yakın siyasi yapılardan kademeli biçimde uzaklaşarak Sadr gibi Iraklılık kimliğini ön plana çıkaran ve ulusal birlik hükûmetini savunan Bağdat siyasetinin öne çıkabilecek başat aktörleriyle yeni ittifak arayışlarına girmesi olasıdır. Diğer bir olasılık; İran’ın bölgede güç kaybettiği bir konjonktürde, Irak’taki Şii siyasi grupların da kendi siyasi geleceğini güvence altına almak amacıyla “İran’a yakın aktör” kimliğini yumuşatmaya yönelmeleridir. Bu durumda KYB de mevcut Şii müttefikleriyle ilişkilerini sürdürürken söz konusu kimliksel dönüşüme uyum sağlayan esnek bir pozisyon geliştirebilir.

Olası Tehdit ve Fırsatların Arasında KDP

Savaşın IKBY üzerindeki etkilerinin en belirgin hissedilebileceği aktörlerden biri de KDP olabilir. ABD’nin Irak’taki en yakın müttefiklerinden biri olarak öne çıkan KDP, aynı zamanda İran’ın Irak sahasında doğrudan hedef aldığı başlıca aktör konumundadır. Bu durum, KDP’yi hem bölgesel politika tercihleri hem de karşı karşıya kaldığı güvenlik tehditlerinin yoğunluğu bağlamında KYB’den belirgin biçimde ayırmaktadır. KYB’nin aksine KDP, İran ile ABD arasında iki taraflı ilişki arayışına yönelmek yerine daha net biçimde ABD eksenli bir pozisyon benimsemiştir. Bu tercih, özellikle Erbil merkezli KDP yönetimini İran’ın doğrudan askerî tehditlerine açık hâle getirmiştir. KDP’nin bu dış politika yönelimi Bağdat siyasetindeki pozisyonunu da etkilemiş; hükûmeti kuran Şii koalisyonun dışında kalmasına ve İran’a yakın Şii gruplarla mesafeli bir ilişki sürdürmesine neden olmuştur. Bu çerçevede KDP, IKBY içindeki güç dengesinde olduğu kadar merkezî hükûmet düzeyinde ittifak mimarisinde de KYB’den ayrışmaktadır.

KDP açısından savaşın doğrudan ortaya çıkardığı en kritik riskin, İran ya da Irak’taki İran destekli siyasi ve silahlı yapılar tarafından hedef alınma olasılığı olduğu düşünülebilir. Geçmişte Erbil’in İran tarafından balistik füzelerle vurulmuş olması ve Şii milis grupların uzun süre boyunca Erbil’deki birçok noktayı “MOSSAD üssü” olarak vurgulaması bu tehdidin yalnızca söylemsel boyutta değil pratikte de son derece yakın bir tehdit olduğunu göstermektedir. Her ne kadar savaşın şu aşamasına kadar Erbil çevresine düşen birkaç insansız hava aracı dışında ciddi bir güvenlik ihlali sorunu yaşanmamış olsa da bu durum mevcut istikrarın kırılgan doğasını değiştirmemektedir. Savaşın uzaması ve özellikle ABD’nin savaşa doğrudan müdahil olması hâlinde İran’ın Irak üzerinden misilleme stratejisi geliştirmesi ve bu çerçevede Erbil başta olmak üzere IKBY’yi doğrudan hedef alması güçlü bir senaryo hâline gelebilir.

Siyasi açıdan değerlendirildiğinde KDP’nin mevcut savaş sürecini ciddi bir güvenlik durumu yaşamadan ve asgari zararla atlatması kendisine bazı stratejik avantajlar sağlayabilir. Özellikle İran’ın bölgesel güç kaybının savaş neticesinde Irak’a yansıması durumunda ABD’nin Irak’taki Kürt siyasi grupları içerisinde KDP’yi öne çıkararak hem IKBY hem de Bağdat siyasetinde daha fazla desteklemesi beklenebilir. Trump yönetiminde ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio gibi isimlerin KDP ile ilişkilerinin olumlu geçmişi ve bugüne yansıması bu süreci hızlandırabilir. Söz konusu değişim dinamiklerinin ilk yansımaları, seçimlerin ardından hükûmetin kurulması aşamasında yapılacak siyasi pazarlıklarda gözlemlenebilir. Bu dönemde KDP’nin, yeni hükûmet yapısı içinde daha belirleyici bir aktör olarak ön plana çıkması beklenebilir. Ancak bu senaryoların gerçekleşebilmesinin büyük ölçüde KDP’nin İran-İsrail savaşından asgari düzeyde zarar görerek çıkmasına bağlı olacağı unutulmamalıdır.

İsrail-İran savaşı, Ortadoğu’daki güç dengelerini sadece bölgesel düzeyde değil, Irak’ın iç siyasi yapısında ve IKBY özelinde de derinlemesine etkileme potansiyeli taşımaktadır. Savaş, IKBY’nin güvenliğini etkileyebileceği gibi iç siyasi dengeleri, Bağdat’taki konumu ve bölgesel aktörlerle olan ilişkileri açısından da ciddi etkiler yaratabilecek niteliktedir. KYB’nin İran’la olan geleneksel yakınlığı ve bu ilişkide ABD ile ilişkileri de vazgeçilmez bir ikili ilişki olarak elinde bulundurma gayreti, dönüşen bölgesel dinamikler ile daha dar bir manevra alanına sıkışmaktadır. Bu kapsamda 7 Ekim sonrası süreç, İran’ın bölgedeki etkisinin azalması, Trump yönetiminin yeniden görevi devralması ve yaşanan savaş KYB’nin ittifak mimarisini dönüştürebilecek dinamikler arasında yer almaktadır. Öte yandan, ABD ile daha doğrudan ve tek yönlü bir ittifak modeli benimseyen KDP, savaşın doğrudan güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalma ihtimalini en yüksek düzeyde barındıran aktör olarak öne çıkmaktadır. Erbil’in geçmişte İran saldırılarına hedef olması ve İran destekli yapıların söylemsel suçlamaları, savaşın IKBY’ye sıçramasını, teorik bir olasılıktan öte, pratik bir tehdit hâline getirmektedir. Diğer yandan KDP’nin savaşı görece düşük maliyetlerle atlatması durumunda ABD tarafından alabileceği destekler neticesinde Irak’taki stratejik önemini artırabilir. Bu da seçim sonrası hükûmet kurma süreçlerinde KDP’yi daha belirleyici bir aktör hâline getirebilir. Dolayısıyla İsrail-İran savaşı, IKBY içindeki siyasi rekabet ile Bağdat siyasetinde kurulacak siyasi denklemleri yeni bir evreye taşıma ve aktörlerin dış ilişkilerinde yeniden hizalanma ihtiyacını beraberinde getirme potansiyeli taşımaktadır.

 

SPOT

ORSAM  asdasd

Sercan Çalışkan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar