Irak’ta 11 Kasım 2025’te gerçekleştirilen parlamento seçimlerinin ardından hükümet kurma sürecinin üç temel aşaması da tamamlanmış oldu. İlk olarak 29 Aralık 2025’te Heybet Halbusi parlamento başkanı seçildi. Ardından 11 Nisan 2026’da Nizar Amedi Cumhurbaşkanlığı görevine gelirken, son aşamada Cumhurbaşkanı’nın hükümeti kurmakla görevlendirdiği Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026’da Irak’ın yeni başbakanı olarak parlamentodan güvenoyu aldı. Böylece aylar süren siyasi müzakerelerin ardından yeni hükümet resmen kurulmuş oldu.
Kota sistemi ve kabinenin siyasi anlamı
Zeydi, 23 kişilik kabine için parlamentoya 19 isim sundu. Bu isimlerden 14’ü güvenoyu alırken, 5 aday reddedildi. Dört bakanlık ise sonraki parlamento oturumlarına bırakıldı. Ancak Irak’ta hükümetlerin yapısını yalnızca kabinedeki isimler üzerinden okumak yeterli değil. 2003 sonrası kurulan tüm hükümetlerde olduğu gibi, mevcut tabloda da bakanlıklar ve bürokratik pozisyonlar siyasi gruplar arasında paylaşıldı. Irak siyasetinde “kota sistemi” olarak bilinen bu yapı, hükümet kurma sürecindeki pazarlıkların da temelini oluşturuyor. Bu nedenle yeni hükümetin siyasi anlamını anlayabilmek için, öncelikle hangi aktörlerin hangi bakanlıklarda konumlandığına bakmakta fayda var.
Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde güç Kaybı ve yeni konumlanmalar
Mevcut tabloda en dikkat çekici güç kaybını yaşayan aktörün eski Başbakan Nuri Maliki olduğu söylenebilir. Güvenoyu alamayan isimler arasında yer alan İçişleri Bakanlığı adayı Kasım Ata ile Yükseköğretim Bakanlığı adayı Amir Hüzai, doğrudan Maliki’nin desteklediği figürlerdi. Bu iki ismin reddedilmesi, yalnızca kabine pazarlığında yaşanmış teknik bir sorun değil; aynı zamanda Maliki’nin hükümet üzerindeki etkisinin sınırlandığını gösteren önemli gelişmelerden biri olarak öne çıkıyor. Üstelik bu tabloyu yalnızca Maliki’nin kişisel güç kaybı olarak okumak da eksik kalacaktır. Süreç, Şii Koordinasyon Çerçevesi (ŞKÇ) içerisinde Maliki ve temsil ettiği Dava Partisi çizgisine karşı gelişen ayrışmanın daha görünür hale geldiğini de gösteriyor. Nitekim 11 Kasım 2025 seçimlerinden bu yana Maliki, Humam Hammudi ve Ebu Ala Velayi gibi isimlerin; ŞKÇ içerisindeki diğer Şii aktörlerden giderek daha farklı bir hatta konumlandığı görülüyor. Bu ayrışmanın hükümet kurulduktan sonraki süreçte nasıl bir siyasi rekabete dönüşeceği ise Irak siyasetinin önümüzdeki dönemdeki en önemli başlıklarından biri olacak gibi duruyor.
Kabinenin en tartışmalı isimlerinden biri ise İletişim Bakanı olarak güvenoyu alan Mustafa Sanad oldu. Haşdi Şabi’ye yakın bir figür olarak bilinen Sanad’ın, Asaib Ehl el-Hak lideri Kays Hazali’nin desteklediği isimlerden biri olarak kabinede yer aldığı söylenebilir. Güvenoyu alan bakanlar arasında, İran destekli milis gruplarla ilişkisi ve ABD karşıtı sert söylemleriyle öne çıkan isimlerden biri olması dikkat çekiyor. Ancak bu noktada Hazali’nin hükümet kurma sürecindeki pozisyonunu ayrıca değerlendirmek gerekiyor. Hazali, Bağdat siyasetinde ve ŞKÇ içerisinde milis grupları temsil eden en sert aktörlerden biri olarak bilinmesine rağmen; hem ABD/İsrail-İran savaşı boyunca hem de hükümet kurma sürecinde oldukça düşük profilli bir siyaset izledi. Beklenmedik şekilde Maliki’nin yeniden başbakanlığına destek vermeyen isimler arasında yer alırken, diğer taraftan Muhammed Halbusi başta olmak üzere farklı siyasi çevrelerle iletişim kurabilen daha esnek bir siyasi çizgi takip etti. Bu nedenle Sanad’ın kabinedeki varlığı, aynı zamanda Hazali’nin dönüşen siyasi pozisyonunun bir yansıması olarak da okunabilir.
11 Kasım 2025 seçimlerinin ardından yeniden başbakan olması güçlü ihtimaller arasında gösterilen Muhammed Şiya Sudani ise, mevcut tabloda temel hedeflerinden birine ulaşamamış görünüyor. Her ne kadar siyasi olarak istediği sonucu tam anlamıyla elde edemese de, Sudani’nin ikinci kez başbakan olmasının önündeki en büyük engelin Maliki’nin ortaya koyduğu direnç olduğu söylenebilir. Buna rağmen Sudani, yeni kabinede Petrol Bakanlığı ve Elektrik Bakanlığı gibi kritik alanlarda desteklediği isimlerin görev almasını sağlamayı başardı. Ancak Sudani açısından tablo tamamen olumlu değil. Siyasi grubu olan İmar ve Kalkınma Koalisyonu içerisindeki Falih Feyyad ve Ahmet Esedi gibi isimlerin koalisyondan ayrılması, başbakanlık görevini kaybetmesinin ardından Bağdat’taki siyasi etkisinin zamanla zayıflaması riskini de beraberinde getiriyor. Öte yandan mevcut tabloda Sudani’nin, Muhammed Halbusi ve Ammar Hekim gibi Bağdat siyasetinin etkili aktörleriyle seçim sonrası süreçte kurduğu ittifakları başarılı şekilde yönettiği de görülüyor. Bir dönem daha başbakanlığını koruyamamış olması önemli bir gerçeklik olsa da, ŞKÇ içerisinde kendisine karşı konumlanan blokları bu ittifaklar üzerinden dengeleyebilmiş olması da dikkat çekici bir siyasi kazanım olarak değerlendirilebilir.
Sünni aktörler ve güvenlik bakanlıkları denklemi
Hükümet içerisinde oluşan mevcut tabloda Sünni siyasi gruplar dört bakanlık elde etmiş durumda. Muhammed Halbusi liderliğindeki Takaddum Partisi Sanayi ve Eğitim Bakanlıklarını alırken, Musenna Samarrai’nin liderliğindeki Azm Koalisyonu Planlama Bakanlığını, Hamis Hançer’in Egemenlik Koalisyonu ise Ticaret Bakanlığını aldı. Bu tablo, seçim sonuçları ve mevcut parlamento aritmetiği dikkate alındığında sürpriz değil. Güvenoyu alamayan Çalışma Bakanı ile henüz ismi açıklanmayan Savunma Bakanlığı da sonraki oturumlarda netleşirse, Sünni siyasi grupların toplam altı bakanlık elde etmesi bekleniyor. Ancak burada dikkat çeken asıl mesele yalnızca bakanlık sayısı değil. Seçim sonrasında Sünni siyasi grupların Ulusal Siyasi Konsey çatısı altında daha ortak hareket edebilmesi, Bağdat siyasetinde özellikle ŞKÇ içerisindeki aktörler gibi Bağdat siyasetindeki farklı aktörlerle daha güçlü siyasi ilişkiler geliştirmelerine neden oldu. Bu durum hem Parlamento Başkanlığı hem de Cumhurbaşkanlığı seçim süreçlerinde daha etkin bir siyaset üretmelerini sağladı. Özellikle Muhammed Halbusi’nin; Şiya Sudani, Hekim ve Hazali gibi Şii siyasi çevrelerden aktörlerle yürüttüğü yoğun siyasi trafik, onu hükümet kurma sürecinin öne çıkan isimlerinden biri haline getirdi.
Kurulan hükümette güvenlik bürokrasisinin temelini oluşturan Savunma Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı ise hâlâ boş durumda. Yeni isimler parlamentodan güvenoyu alana kadar bu iki bakanlık Başbakan Zeydi tarafından vekaleten yürütülecek. Önümüzdeki dönemde Irak’ın en önemli gündem başlıklarından biri olacak milis grupların devlete entegrasyonu ve bu grupların elindeki silahların kontrolü düşünüldüğünde, söz konusu iki bakanlığın önemi daha da artıyor. Dolayısıyla Savunma ve İçişleri Bakanlıkları yalnızca Irak iç siyaseti açısından değil, ABD-İran rekabetinin Irak’taki temel mücadele alanlarından biri olarak da öne çıkacaktır. Bu nedenle Zeydi’nin üzerindeki ilk ciddi siyasi baskılardan birinin, bu iki kritik bakanlığa hangi isimlerin getirileceği meselesi üzerinden şekillenmesi beklenebilir.
Sonuç olarak Irak’ta kurulan yeni hükümet, sadece bakanlıkların siyasi gruplar arasında paylaşıldığı klasik bir “kota sistemi” tablosunu yansıtmıyor. ŞKÇ içerisindeki ayrışmaların daha görünür hale geldiği, Maliki’nin etkisinin sınırlandığı, buna karşılık Muhammed Halbusi ve farklı siyasi aktörler etrafında şekillenen daha esnek ittifakların öne çıktığı yeni bir siyasi dönemden bahsedebiliriz. Bununla birlikte Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının hâlâ boş olması, milis grupların geleceği ve güvenlik bürokrasisinin nasıl şekilleneceği gibi kritik başlıkların önümüzdeki süreçte Irak siyasetinin temel tartışma alanları olmaya devam edeceğini gösteriyor. Dolayısıyla Zeydi hükümeti, yeni bir kabinenin ortaya çıkışından öte; Irak’ta değişen siyasi dengelerin, yeni ittifak arayışlarının ve ABD-İran rekabetinin Bağdat’taki güncel yansımalarının da bir sonucu olarak okunmalıdır.