Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Washington Ziyareti ve Muhtemel Gündem Başlıkları

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald J. Trump ikinci kez göreve başlamasının ardından selefi Joe Biden döneminde ciddi ölçüde yıpranan ABD-Suudi Arabistan ilişkilerini onarmayı öncelikli dış politika hedeflerinden biri hâline getirmiştir. Bu bağlamda ilk resmî yurt dışı ziyaretini Mayıs 2025’te Riyad’a gerçekleştirerek ikili ilişkilerin yeniden tesisine yönelik süreci başlatmıştır. Beş aylık bir aranın ardından Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MbS), 18-19 Kasım 2025’te ABD’ye bir ziyarette bulunacaktır. Stratejik yeniden yakınlaşmanın ikinci perdesi niteliğindeki bu ziyaret, Veliaht Prens’in Ekim 2018’deki Cemal Kaşıkçı cinayetinden bu yana ilk kez ABD’ye gidecek olması sebebiyle de ayrı bir anlam taşımaktadır.

Muhammed bin Selman’ın ziyareti öncesinde Riyad ile Washington hattında ekonomi, enerji ve güvenlik alanlarında dikkat çekici bir diplomasi trafiği yaşandı. Trump’ın damadı ve Beyaz Saray’daki en yakın danışmanlarından birisi olan Jared Kushner’ın Riyad’a giderek Veliaht Prens ile görüşmesi de bu sürecin önemli bir bileşenidir. Zira Ortadoğu gündemi özellikle son iki senedir yoğun bir görünüm arz etmektedir. Gazze’deki ateşkesin kırılganlığı, Filistin’in geleceği, İsrail’in sınır tanımayan saldırganlığı, Suriye’nin yeniden inşası, İran, Lübnan ve Yemen’deki durum ve Sudan’daki -çok tehlikeli boyutlara ulaşan- çatışmaların seyri de başlıca gündem maddelerini oluşturacaktır. Bu bağlamda iki liderin üzerine konuşması gereken çok sayıda ikili ve bölgesel mesele bulunmaktadır.

Ziyaretin Riyad – Washington Düzeyi

Barack Obama döneminden bu yana yaşanan dalgalanmalara rağmen ABD ile Suudi Arabistan geleneksel olarak “stratejik ortak” ifadesinin net bir karşılığını sunmaktadır. Savunma – petrol ekseninde yükselen bu iş birliği özellikle Demokrat iktidarlarda ciddi hasar almıştı. ABD’nin Körfez’deki askerî birliklerini azaltma stratejisi ve 2015 yılında Yemen’deki Husilere yönelik başlatılan Kararlılık Fırtınası Operasyonu sonrası yalnız bırakıldığını düşünen Riyad, güvenlik iş birlikleri konusunda henüz aradığı noktaya gelebilmiş değil. Bu ziyarette ABD ile savunma konusunda güçlü bir anlaşma arayışı, Muhammed bin Selman’ın “yapılacaklar listesinin” en üst sıralarında yer almaktadır. Ziyaret kapsamında, Katar ile ABD arasında yapılan düzenlemeye benzer şekilde, ileri teknoloji ve savunma iş birliğini kapsayacak imzalar atılabilir. Riyad yönetimi bu anlaşmanın devamlılığının garanti edilmesini ve sürekliliği olan bir savunma paktı hâline gelmesini beklemektedir. Bunun temel sebebi Trump’tan sonraki yıllarda göreve gelecek başkanların -Biden ve Obama dönemlerinde olduğu gibi- Körfez’in güvenlik hassasiyetlerine sırt dönmesi ihtimalinin önüne geçmektir. İsrail ile ilişkileri ve Washington’daki siyasi engeller göz önüne alındığında, Suudilerin arzuladığı bir savunma paktı ihtimali şu an için pek mümkün gözükmemektedir.

Bu denklemde göz önünde tutulması gereken diğer bir konu da söz konusu kapsamlı bir anlaşmanın, stratejik otonomi arayan Suudi Arabistan ile Çin arasındaki genişleyen ilişkilerde kısıtlamalar doğurabilmesi ihtimalidir. Washington’un güvenlik garantileri ve istenilen silahların satışı karşılığında, Pekin ile ilişkilere müdahale talebi, Riyad adına denge arayışlarını zorlaştırabilir. Suudilerin başta F-35 olmak üzere bazı sofistike askerî teçhizatlar konusundaki yüksek hacimli alım talepleri, Körfez’deki ABD askerî varlığının sağlamlaştırılması ve nükleer enerji konusundaki iş birliği arayışları da bu ziyarette tartışılacak konular arasında yer almaktadır. Muhammed bin Selman ve ekibi bu ziyarette umdukları nihai bir savunma anlaşması hedefine giden yolda kayda değer kazanımlar elde edebilirler.

Taraflar arasındaki ilişkinin bir diğer önemli sütunu ise ekonomi ve karşılıklı yatırımlar. Ortaklığın bu boyutunun derinleştirilebilmesi arayışıyla, ziyaretin ikinci günü (19 Kasım) için geniş kapsamlı bir ABD – Suudi Yatırım Zirvesi planlanmaktadır. Taraflar, yarı iletken çiplerden savunma ürünlerinin ihracatına, yapay zekâ teknolojilerinden nükleer iş birliğine kadar uzanan geniş bir yelpazede ortalıklarını geliştirmek için bu yılın mayıs ayında 600 milyar dolarlık yatırım planı üzerinde uzlaşmıştı. Büyüyen ekonomik ortaklık aynı zamanda binlerce ABD’liye iş imkânı sağlayacak olması dolayısıyla da Washington için ayrı bir kıymete sahiptir. Lakin Veliaht Prens’in stratejik arayışlarına ilaveten son dönemdeki bazı ekonomik kaygılar, Riyad’ı “akıllı harcamalar” yapmaya mecbur bırakmaktadır. Petrolde üretimin arttırılmasına rağmen fiyatların düşmeye devam etmesi, 2025’in üçüncü çeyreğinde Suudi ekonomisindeki bütçe açığını yüzde160 artırarak 23,6 milyar dolara sürükledi. Benzer bir tablo ABD ekonomisi açısından da geçerli olup, iki yönlü yatırım akışlarının güçlendirilmesi ve bu alanda somut ilerleme sağlanmasına duyulan ihtiyaç giderek daha belirgin hâle gelmektedir. Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) “yapay zekâ ve yarı iletken üretimi merkezi olma” hedefiyle, 2025’te kurduğu teknoloji şirketi HUMAIN’i adeta “yeni ARAMCO” şeklinde modern çağdaki küresel güç sembolü hâline getirmeyi hedeflemektedir. Ayrıca spor temalı dijital eğlence üretiminde dünyada ilk sıralarda yer alan oyun teknolojisi şirketi EA Sports’un da yine 2025 yılı içerisinde PIF tarafından satın alınması, Riyad’ın yatırımlarında sadece “yüksek getiri” aramadığını göstermektedir. Buradan hareketle Suudi Arabistan’ın ABD ile stratejik ortaklığının, enerji ve savunmanın ötesine geçerek yapay zekâ, veri altyapısı ve ileri teknoloji üretimi gibi alanlara yoğunlaşması ihtimali bir hayli yüksektir.

Veliaht Prens, Suudilerin onlarca senedir Lübnan, Ürdün, Mısır, Suriye ve Filistin gibi bölgesel aktörlere yönelik ekonomik yardımlarını da yatırım fırsatlarına çevirmek istemektedir. Dolayısıyla bölgesel istikrar ve güvenlik artık Riyad için daha derin anlamlar taşıyor ve bu fırsatların değerlendirilebilmesi için İsrail saldırganlığının durdurulması ve bölgesel tansiyonun düşürülmesi gerekmektedir.

Ziyaretin Bölgesel Siyasetteki Yansımaları

7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu, Ortadoğu’da çok geniş etkiler yarattı. İsrail’in 2 yılı aşkın süredir devam eden eylemleri, soykırım noktasına ulaştı. Şarm el-Şeyh’te imzalanan “kırılgan ve belirsiz” ateşkesin ne yöne evirileceği, Gazze’nin yönetiminin güçlendirilmiş bir Ramallah yönetimine devri, yeniden inşa süreci ve iki devletli çözüme dair yol haritası, Ortadoğu’nun diğer denklemleri için de belirleyici olacaktır.

Trump-Muhammed bin Selman buluşmasına dair -mutlaka üzerinde durulması gereken- bir başka konu ise Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki normalleşme çabalarıdır. “İki Kutsal Mescidin Koruyucusu” unvanıyla İslam dünyasında sahip oldukları kritik statü, Suudilerin elindeki en güçlü diplomatik kozlardan birisidir. “Suudi Arabistan, İbrahim anlaşmalarına katılırsa herkes katılır” ifadelerini kullanan Trump’ın bu isteğine karşılık Riyad yönetimi diplomatik bir “oldubitti” yaşamamak konusunda dikkatli davranmaktadır. 2002 tarihli Arap Barış Girişimi doğrultusunda, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasına yönelik “açık, bağlayıcı ve geri dönülemez bir takvim” ortaya konulmadıkça normalleşme sürecinde ilerleme kaydedilemeyeceği, Riyad tarafından defalarca ve son derece açık bir biçimde ifade edilmiştir.

Ziyarette görüşülecek bölgesel gelişmeler sadece Filistin’deki işgal ve soykırım ile sınırlı değildir. Sudan’da yaşanan çatışmalar, insani krizin geldiği nokta ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) pozisyonu da Suudi yönetimini rahatsız eden konular arasındadır. Muhammed bin Selman’ın, Trump’tan “Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) desteği kesmesi konusunda BAE’ye baskı yapması” talebi gündeme gelebilir. Geçtiğimiz hafta Sudan Silahlı Kuvvetleri (SSK) Komutanı Abdulfettah el-Burhan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştiren Veliaht Prens’in, Burhan’a “konuyu Trump ile görüşme” sözü verdiği aktarılmaktadır. ABD baskısı olmadığı müddetçe BAE’nin yıkıcı eylemlerinden geri durmayacağı kanaati güçlü durumdadır. Aslında Sudan’da gelinen nokta, Muhammed bin Selman açısından Trump ile bölgesel rakibi Muhammed bin Zayed arasındaki mesafeyi artırmaya yönelik  bir fırsat da sunmaktadır.

Dolayısıyla Muhammed bin Selman’ın Washington’a gerçekleştirmesi beklenen ziyaret, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinin yanında bölgesel siyasetin kritik bir dönemeçten geçtiği mevcut konjonktür açısından da büyük önem taşımaktadır.

ORSAM  asdasd

Yusuf Bahadır Keskin

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar