Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Irak’ta PKK varlığı: Sincar meselesi çözülebilir mi?

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 9 Şubat 2026 tarihinde bir televizyon programında yaptığı Irak açıklamaları kısa süre içinde hem Türkiye hem de Irak’ta gündem oldu. Bakan Fidan, açıklamasında terör örgütü PKK hakkında “Suriye ayağından sonra Irak” vurgusu yaptı ve PKK’nın Sincar, Kandil ve Mahmur’daki varlığına dikkat çekti. Ancak bu üç bölge arasından Sincar, özel bir şekilde vurgulandı ve hatta Irak’ın karadan başlatacağı bir harekâtın havadan Türkiye tarafından destekleneceği belirtildi.

Irak’taki 11 Kasım 2025 tarihli parlamento seçimlerinin ardından ortaya çıkan siyasi kriz çerçevesinde kendi çevresini konsolide etmek isteyen aktörlerce Bakan Fidan’ın açıklamaları çarpıtılarak Türkiye’nin Irak’ın içişlerine müdahale edildiği iddia edildi. Bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli ve Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Anıl Bora İnan’ın yaptığı açıklamalar çerçevesinde Türkiye’nin kaygısı, Irak’ta sağlıklı bir şekilde anlaşıldı. Zira Türkiye, içeride güvenlik riski sunma kapasitesi kalmamış terör yapılarına karşı proaktif tutum benimsedi. Terörün kaynağında bitirilmesi çerçevesinde Irak’taki Türkiye sınırına en yakın PKK varlığını barındıran Sincar, Ankara’nın güvenlik mimarisinde “Irak ayağının” somutlaştığı saha oldu.

Sincar’ın arka planı ve önemi

2014’te DAEŞ’in Sincar’ı ele geçirmesiyle Yezidilerin kitlesel yer değiştirmesi, PKK/YPG’nin Suriye hattına yönelik açtığı koridor sayesinde “kurtarıcı” algısının oluşmasına ve PKK’nın yerelde toplumsal ve siyasî zemin bulmasına yol açtı. 2015’te ABD hava desteğiyle peşmerge ve PKK’nın Yezidi uzantısı YBŞ’nin de yer aldığı operasyonla DAEŞ’in çıkarılması sonrasında ise PKK, 2016’da “öz yönetim” söylemiyle Sincar İnşa Meclisi gibi yapılar üzerinden fiili bir yerel yönetişim alanı kurdu. Bu süreç, sahada peşmerge, Haşdi Şaabi etkisi, PKK-YBŞ hattının etkisinin iç içe geçtiği, Bağdat’ın ise 2017 sonrası atamalarla idari mimariyi yeniden kurmaya çalıştığı parçalı bir düzen oluşturdu. Bu parçalanma, Bağdat ile Erbil arasındaki yetki paylaşımı krizini çözülmemiş bir güvenlik ve idare boşluğuna çevirdi. BM gözetiminde Bağdat ve Erbil arasından 2020’de imzalanan Sincar Anlaşması da Sincar’daki PKK varlığı nedeniyle uygulanamadı. Dolayısıyla Sincar’da tekil merkezli komuta oluşturulamamış ve peşmerge, Irak ordusu ve Haşdi Şaabi gibi silahlı aktörlerin rekabet ettiği bu boşluk, PKK’nın kamplar, lojistik hatlar ve yerel ağlar üzerinden tutunmasını kolaylaştırdı. Bölgedeki bazı silahlı grupların hem YBŞ’ye hem de Haşdi Şaabi’ye üye olması ise PKK’nın sahadaki varlığını güçlendirdi ve sahaya yeni bir belirsizlik katmanı ekledi.

Sincar üzerindeki bu rekabetin temelinde bölgenin fiziki coğrafyası ve sınır hattındaki koridor işlevi önemi gelmektedir. Sincar ilçe merkezinin hemen kuzeyinde yer alan Sincar dağı, çevresindeki alçak ve açık bölgeye kıyasla bölgenin en baskın yükseltisidir. Bunun oluşturduğu askerî avantaj nedeniyle PKK’nın da Sincar dağı ve etrafında geniş bir tünel ağı oluşturduğu iddia edilmektedir. Sincar dağının coğrafi avantajlarının dışında bölgenin Suriye sınırında ve Türkiye sınırına kuş uçumu yaklaşık yer 80 kilometrelik bir mesafede olması önemini artırmaktadır. Kandil-Mahmur-Sincar hattı açısından Sincar, Suriye ile geçişkenliğin sağlandığı temel noktalardan birisi oldu. Zira Suriye’den Sincar’a yaklaşık 100 PKK’lının geçtiğine yönelik iddialar da Sincar ve çevresinin lojistik açısından önemini göstermektedir. Diğer yandan daha önce PKK, Sincar’dan çekildiğini açıklamış olmasına rağmen Sincar’daki PKK’lıların YBŞ ve YBJ adı altında faaliyet gösterdiği bilinmektedir.

PKK Sincar’da tutunabilir mi?

PKK’nın Sincar’da tutunma kapasitesi, örgütün tekil bir askeri varlıktan ziyade yerel siyasi ve milis ağlarına eklemlenebilme becerisine bağlıdır. 2014 sonrası Yezidi toplumunda oluşan güvenlik ve temsil boşluğundan PKK/YBŞ yararlanmış ve sahada Haşdi Şaabi bünyesindeki Yezidi unsurlar ve farklı yerel silahlı yapılarla kurulan temaslar, örgütün görünürlüğünü azaltıp maliyetlerini dağıtmasına imkân tanıdı. Bu tabloyu kalıcı kılan asıl unsur ise Bağdat ile Erbil arasındaki yetki geriliminin ürettiği çoklu otorite düzenidir. Sincar ve etrafında güvenlikte tek komuta merkezinin oluşturulamaması, idari atamalar ve yerel güç dengelerinin parçalı kalması, Sincar’daki PKK nüfuzunu destekledi.

Bu çerçevede Türkiye’nin Sincar’a dönük olası hamleleri iki temel senaryoda şekillenebilir. Bunlardan birincisi Bağdat ve Erbil ile koordinasyonlu olarak hedef odaklı operasyon baskısının oluşturulmasıdır. Böylece olası bir harekât, Bağdat’ın da Sincar’daki egemenliğini sağlaması için bir zemin olabilir. İkinci senaryo ise gri alanlara yoğunlaşarak lojistik hatları kesilmesi ile örgütü yerel ağlardan tecrit etmeye dönük nokta hamleler olabilir. Bu bağlamda PKK’nın bölgede hareket etmesi engellenerek başka bir alana çekilmesi sağlanabilir. Bu olası senaryolar dahilinde PKK’nın Sincar’dan çıkarılması, Musul havzasında istikrarı ve sınır hattı güvenliğini güçlendirebilir. Ancak eşzamanlı bir yerel güvenlik mimarisi ve idari uzlaşı kurulmazsa Sincar diğer devlet dışı silahlı aktörlerin zemin kazanmasına yol açabilir. Bu nedenle sürdürülebilir istikrar için Türkiye-Irak iş birliği, Sincar Anlaşmasının uygulanmasında ve sosyal rehabilitasyon aşamasında da devam etmelidir. Bunlara rağmen henüz Bağdat’ta ve Erbil hükümetlerin kurulamamış olması, Sincar meselesindeki belirsizliği artırmaktadır. Ancak Sincar dosyası, “operasyon yapılır mı?” sorusundan çok operasyon yapılsın veya yapılmasın düzenin kim tarafından ve nasıl kurulacağı sorusuyla anlam kazanıyor.

 

Bu görüş yazısı 20 Şubat 2026 tarihinde Anadolu Ajansı internet sitesinde “Irak’ta PKK varlığı: Sincar meselesi çözülebilir mi?” başlığıyla yayımlanmıştır.

ORSAM  asdasd

Feyzullah Tuna Aygün

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar