Vietnam Savaşı’nın en akılda kalan harekâtlardan birisi 1968 yılındaki Tet Harekâtı olmuştu. Kuzeydeki komünist güçlerin bu harekâtı gerek Amerikalı karar alıcılarda gerek de Amerikan toplumunda bir kırılmaya neden olmuş, savaşın kazanılamayacağı algısını yerleştirmişti. Amerikan toplumu ve siyasetinde şiddetlenen tartışma birkaç yıl sonra ABD’nin kuvvetlerini çekerek Güney’i Kuzey güçlerine terk etmesine yol açacaktı. Ancak Tet Harekâtı operasyonel bir değerlendirmeye tabi tutulursa askeri açıdan başarılı olamamıştı. Başkent Saygon ele geçirilememiş, Kuzey güçleri 110 binin üzerinde kayıp vererek (45 bin ölü, 5 bin kayıp, 60 bin yaralı) geri çekilmek zorunda kalmıştı. Peki ABD neden püskürtülen bu saldırıdan bir zafer çıkaramadı? Bu taktik yenilgi Kuzey için nasıl stratejik bir zafere dönüştü? İşte burada devreye beklentiler ve algılar giriyor. Savaşı ABD için zihinlerde kaybettiren gelişme, yıllar süren muharebeler sonrasında Kuzey’in bırakın teslim olmayı, başkent Saygon’u ele geçirmek için saldırı düzenlemeye cüret etmesiydi. ABD’yi sahada yaşadığı kayıplar değil, asıl bu cüret yendi.
Vietnam’ı, Irak, Afganistan ve daha pek çok yerde kısa vadede askeri açıdan başarılı ancak uzun vadede stratejik ve siyasi hedeflere ulaşma bakımından başarısız Amerikan operasyonları izledi. Şu sıralar herkesin zihninde bu zincirin son halkası İran mı olacak sorusu dolaşıyor. Amerikan Başkanı Trump, İsrail ile birlikte 28 Şubat günü başlattığı İran saldırısını Destansı Öfke (Epic Fury) adıyla dünyaya duyurdu. Trump’a göre bu, “kimsenin bugüne kadar bir benzerini görmediği, […] dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük, en karmaşık, en ezici askeri operasyonlardan biri” idi. Trump dakikalar içinde Devrim Muhafızları tesisleri, İran hava savunma sistemleri dahil yüzlerce hedefin vurulduğunu, dokuz gemi ve deniz üslerinin devre dışı bırakıldığını ve tüm bunların dakikalar içinde gerçekleştiğini duyurdu. Aynı konuşmasında İran’ın “yüce lideri” Ayetullah Hamaney ve tüm askeri komuta kademesinin de öldürüldüğünü duyuran Trump, ordusunun gücünden ve elde edeceği zaferden emindi: “sahip olduğumuz ordu gibi bir ordu dünyada hiç görülmedi; açıkçası, yanına yaklaşabilen başka bir ordu yok.” Konuşmasında harekâtın amaçları arasında İran’ın tüm askeri altyapısını ortadan kaldırmayı ve bunun ötesinde mevcut İran rejimini de çökertmeyi sayan Trump, İran halkına çökertilecek rejimin yerine yeni bir rejim kurmalarını salık veriyordu. Görüleceği üzere harekâtın hedefleri son derece maksimalist, Trump net bir takvim belirtmese de çizdiği çerçevenin zaman projeksiyonu ise bir o kadar kısaydı. Hâl böyle olunca harekâtın başarısını da ABD’nin kısa bir süre içinde bu kesin hedeflere ulaşma yüzdesi belirleyecek.
Harekâtın üçüncü günü (2 Mart) itibarıyla İran aleyhine ciddi bir asimetrik kayıptan bahsedebiliriz. Trump’ın bahsettiği hedefler gerçekten de dakikalar içinde imha edildi. Savaşın üçüncü gününde ABD Savaş Bakanlığı basın toplantısında, ABD’nin İran üzerinde hava üstünlüğü sağladığı açıklandı. Ancak seçilen hava üstünlüğü (air superiority) kavramı, hava hâkimiyetine (air supremacy/air dominance) göre daha az iddialı. ABD ve NATO askeri doktrin ve eğitim belgeleri hava üstünlüğünü “hava harekâtlarını karşı tarafın engelleyici müdahalesi olmadan yürütebilme durumu” olarak tanımlıyor. ABD ve İsrail bunu büyük oranda başardı. Geçtiğimiz üç günde İran hava savunma sistemleri, Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı’nda olduğu gibi, büyük oranda devre dışı bırakıldı. Bu hava üstünlüğü sayesinde Amerikan ve İsrail hava kuvvetleri savaşın üçüncü günü itibarıyla İran üzerinde günlük 1000 sorti gerçekleştirebiliyor.
Ancak büyük oranda zayıflatılan İran hava savunmasına karşın ABD ve İsrail’e ait silahlı insansız hava araçları hâlâ düşürülebiliyor. Kuveyt semalarında -ABD açıklamasına göre- dost ateşi ile düşen üç savaş uçağını da eklersek hava üstünlüğünün istenilen seviyede olmadığı görülüyor. İran savaşın ilk 48 saatinde beş farklı ülkeye 1200’ün üzerinde füze ve insansız hava aracı saldırısı yaptığına göre ABD ve İsrail hâlâ İran göklerindeki üstünlüğünü hava hâkimiyeti seviyesine çıkarabilmiş değil.
Nitekim İran’ın düzenlediği misilleme saldırılarında ilk üç gün itibarıyla 4 Amerikan askeri ve 12 İsrail vatandaşı ile beraber hedef alınan Körfez ülkelerinde de can kayıpları yaşandı. Üçüncü gün itibarıyla saldırılarda 555 vatandaşının hayatını kaybettiğini açıklayan İran, bu savaşı ekonomik alana taşıyarak bir yıpratma savaşı sürdürme görüntüsü veriyor. Nitekim İran Dışişleri Bakanı Arakçi savaşın ikinci gününde yaptığı açıklamada “Doğumuzda ve batımızda ABD ordusunun uğradığı yenilgileri incelemek için yirmi yılımız oldu. […] Başkentimizdeki bombardımanlar, savaş yürütme kapasitemiz üzerinde hiçbir etki yaratmaz. Merkeziyetsiz Mozaik Savunma (Decentralized Mosaic Defense) sistemi bize savaşın ne zaman ve nasıl sona ereceğine karar verme imkânı sağlayacaktır” ifadesini kullandı.
Yaşadığı büyük kayıplara rağmen İran, bir yandan Hürmüz Boğazı’nı tanker trafiğine büyük oranda kapatırken bir yandan da günlük 550 bin varillik petrol işleme kapasitesiyle Suudi Arabistan’ın en büyük rafinerisi olan Ras Tanura’yı, Bahreyn Uluslararası Havalimanı’nı, Birleşik Arap Emirlikleri ekonomisinin sembolleri Burc Halife, Burc Al Arab ve Palm Cumeyra’yı, Katar’daki Ras Laffan ve Mesaieed enerji tesislerini hedef alabildi. İran, bu ekonomik hedeflerin yanı sıra Bahreyn’de yer alan Amerikan 5. Filo Komutanlığı ve Katar’daki El Udeyd Üssü’nü ve İsrail’deki pek çok hedefi de füze ve dronlarla hedef alabildi.
Ortaya çıkan resim, İran’ın savaşın ilk üç gününde yaşadığı çok ağır kayıplara rağmen hâlen ABD ve İsrail ile birlikte bölgede ABD üslerini barındıran ülkelere maliyet üretebildiğini göstermekte. Savaşın geleceğine dair bilinmezler çok. ABD ve İsrail, İran semalarındaki hava üstünlüklerini tam bir hava hâkimiyeti seviyesine çıkarabilecek mi? İran’ın elinde ne kadar füze ve dron stoğu kaldı? İran’ın hava saldırısı araçlarını fırlatabileceği rampa ve platformların ne kadarı hâlâ kullanılabilir durumda ve ne kadar süre daha operasyonel kalabilecek? Şayet ABD İran üzerinde hava hâkimiyetini tamamen sağlasa bile İran teslim olacak mı yoksa kontrolündeki vekil milis güçlerle asimetrik saldırılar düzenleyerek maliyet üretmeye devam edebilir mi? Bu maliyetin artarak sürdüğü bir senaryoda ABD kaç uçak, ne kadar mühimmat ve asker kaybını tolere edebilecek? 20-30 bin dolarlık dronları düşürmek için maliyeti milyon dolarları bulan hava savunma füzeleri göndermeyi ne kadar daha sürdürebilecek? Hürmüz Boğazı’nın kapalı kaldığı bir senaryoda Körfez ekonomileri ne kadar süre daha hedef alınmayı kaldırabilecek? Sorular ve senaryolar daha da çeşitlendirilebilir ancak kesin olan şey, ABD’nin uzun bir savaş istemediği ve planlarını buna göre yaptığı yönünde.
Geçtiğimiz Haziran ayındaki 12 Gün Savaşı’nda, yine orantısız biçimde kayıp veren taraf İran olsa da savaşın uzaması İsrail’i de sarsmış, ateşkes ABD’nin demir yumruğu ile gelmişti. Bu sefer ABD’nin en başından dahil olduğu bu yeni senaryoda İran kaç gün, kaç hafta daha karşı saldırı yapabilecek sorusu ABD için bir endişe kaynağı zira ABD için zaferin yolu karşı tarafa daha çok kayıp verdirmekten değil, İran’ın kesin ve çabuk bir teslimiyetinden geçiyor.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in 2 Mart’taki basın toplantısında Trump’ın önceki açıklamasından farklı olarak rejim değişikliği hedefinden uzaklaşması ve Pentagon’dan Körfez’e yeni kuvvet sevkiyatı sinyalleri gelmesi ABD’nin çabuk ve kesin bir zafer hesabının tutmadığını gösteriyor. Savaşın uzaması ve İran saldırılarının devamı ise Amerikan kamuoyunda İran’ın kayıp hanesindeki materyal bilançoyu bir yana bırakıp bir Tet Harekâtı etkisi ve yılgınlığı oluşturabilir. Görünen o ki İran’ın stratejisi, önceki misillemelerinin aksine, tırmanmayı zamana yayarak sürdürmek ve tüm Körfez’e yaymak üzerine. Bu sayede bu savaşı, kazananı olmayan bir savaşa dönüştürüp ortaya çıkan maliyetin caydırıcılığı sayesinde ileride uğrayabileceği saldırıların önünü kesmek isteyecek. Bir nevi, “ben kazanamıyorsam birlikte kaybedelim” anlamına gelen bu strateji konvansiyonel bir karşılıklı yok oluş (mutually assured destruction) tehdidi olarak yorumlanabilir. İran, ABD-İsrail kampına bu sefer ucuz bir zafer vermemeye kararlı.