Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Irak’ta Milis Grupların Silahsızlanması: Etkenler, Ayrışmalar ve Hibritleşme

4 dakika okuma süresi | 24.06.2026

Asaib Ehl el-Hak, Saraya es-Selam ve Ketaib İmam Ali’nin Haşdi Şabi’den ayrılarak silahlarını devlete teslim etmeye hazır olduklarını açıklamaları, Irak güvenlik siyaseti açısından DEAŞ sonrası dönemin en dikkat çekici gelişmelerinden birisi olmuştur. DEAŞ’ın 2014’te Musul’u ele geçirmesinin ardından kurulan ve zamanla yaklaşık 200 bin silahlı elemana ve dev bir bütçeye sahip bir yapıya dönüşen Haşdi Şabi, bir güvenlik gücü olmanın ötesinde Irak’taki Şii siyasi düzenin temel unsurlarından biri hâline gelmiştir. Bu nedenle söz konusu karar, üç grubun kurumsal tercihinin ötesinde devlet ile silahlı aktörler arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasına işaret etmektedir.

Kararın açıklanış biçimi de içeriği kadar önemlidir. Grupların süreci “ülkenin çıkarları” ve “dinî mercinin yönlendirmesi” çerçevesinde gerekçelendirmesi, silahsızlanmanın dış baskılar sonucu alınmış bir karar yerine Irak’ın iç siyasi ve dinî meşruiyet mekanizmaları içinde şekillenen bir adım olarak sunulmak istendiğini göstermektedir. Özellikle Necef merkezli dinî mercinin Irak siyasetindeki etkisi düşünüldüğünde bu vurgu, sosyal desteğinin korunması açısından kritik bir işlev görmektedir.

Bununla birlikte kararın siyasi bağlamı ile güvenlik alanına yansımalarını değerlendirebilmek için Irak’taki güvenlik yapısının niteliğine bakılması gerekmektedir. Irak’ta 2003 sonrası dönemde devlet kurumları ile silahlı gruplar arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşmıştır. Haşdi Şabi, 2016 yılında çıkarılan yasa ile resmî güvenlik kurumlarının bir parçası hâline getirilmiş olsa da bünyesindeki birçok grup kendi komuta ağlarını, siyasi bağlantılarını ve ekonomik kaynaklarını korumayı sürdürmüştür. Bu nedenle bugün gündeme gelen silahların teslimi meselesi, askerî bir düzenlemenin ötesinde devlet otoritesinin kapsamına ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçasıdır.

Bu noktada temel soru, Irak gerçekten silahlı grupların tasfiyesine mi yöneliyor, yoksa bu gruplar devlet içinde yeni bir konuma mı taşınıyor şeklinde ortaya çıkmaktadır. Eğer süreç bağımsız silahlı kapasitenin sona erdirilmesi, komuta zincirinin merkezileştirilmesi ve güvenlik kararlarının tamamen devlet kurumlarına bırakılmasıyla sonuçlanırsa bu durum, Irak’ın devlet kapasitesinin güçlenmesi anlamına gelmektedir. Buna karşılık silahların hukuken devlete devredildiği ancak kendi emir-komuta zincirleri ile siyasi ve örgütsel etkilerini koruduğu bir model ortaya çıkarsa bu daha çok milis grupların farklı maskeler altında faaliyet göstermesi olarak değerlendirilecektir. Dolayısıyla söz konusu kararın önemi, açıklamanın kendisinden çok uygulamanın nasıl şekilleneceğinde yatmaktadır. Irak’ın uzun yıllardır çözmeye çalıştığı “silahların devlet tekelinde toplanması” meselesi açısından bu gelişme önemli bir eşik oluşturmakla birlikte sürecin nihai sonucunu belirleyecek unsur, silahlı grupların devletle kuracağı yeni ilişkinin niteliği olacaktır.

Bu çalışma, milis grupların silahsızlanma ve entegrasyon sürecini Irak’taki iç siyasi dengeler, ABD’nin Bağdat üzerindeki etkisi ve Şii meşruiyet alanındaki dönüşüm bağlamında değerlendirmektedir. İlk olarak silahsızlanma kararının ortaya çıkış koşulları ve Haşdi Şabi içerisindeki yansımaları ele alınmaktadır. Bunun ardından ABD’nin milis gruplara yönelik baskısı ile Ali ez-Zeydi hükûmetinin güvenlik vizyonu incelenmektedir. Bununla birlikte Necef merkezli dinî mercinin rolü ve Şii siyasi aktörler arasındaki rekabet analiz edilmektedir. Son olarak ise milis grupların silahsızlanma ve yeni kurumsal konumu itibarıyla milis grupların hibritleşmesi irdelenmektedir.

Analiz
Feyzullah Tuna Aygün

Feyzullah Tuna Aygün

Tüm Yazılarını Gör
Sercan Çalışkan

Sercan Çalışkan

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar