Arap Baharı, Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya doğru yol almaya başladığında en çok merak edilen konulardan biri de bölgede modern devlet sisteminden payını alamamış, fakat talepkâr ve örgütlü olan Kürt hareketlerinin politik tercihleri olmuştu. Aslında Ortadoğu’daki bütün Kürt hareketlerinin her ne şekilde olursa olsun bir siyasal statü talepleri hep vardı ve bu bilinmekteydi. Fakat bu taleplerin hayat bulma şansı, Arap Baharı öncesinde oldukça düşüktü. Bu talepler ancak Suriye iç savaşının bölgeye yayılması ve devletlerin zayıf düşmesiyle görünür olmaya başlandı. Bu bağlamda özellikle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)’nin en üst siyasal statü olan 'bağımsızlık' talebi oldukça kritik hal almıştır. Bu yazı da Iraklı Kürtlerin mevcut Ortadoğu haritasına yaptıkları meydan okumayı konu edinmektedir.
'Bağımsız Kürdistan'ı Neden Tartışıyoruz?
Mayıs ayının başında ABD’ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında IKBY Başkanı Mesut Barzani “Ne zaman olacağını söyleyemem, ama bağımsız Kürdistan geliyor.” ifadelerini kullandı. Bu sözlerin ABD Başkanı Barack Obama ile yapılan toplantının hemen ardından gelmiş olması, ziyaretin de önemini artırdı. Acaba Kürtlerin bağımsızlık talebinin lehine bir gelişme mi söz konusu oldu sorusu haklı olarak akıllarda yerini aldı.
3 Temmuz 2014’te Mesut Barzani CNN’e verdiği röportajda ilk kez uluslararası bir platformda açık bir şekilde Irak’tan ayrılmak istediklerini söylemişti. Böylece herkesin bildiği bir sır olan Iraklı Kürtlerin bağımsızlık talebi, en üst perdeden en açık biçimde dünyaya duyuruldu. Her ne kadar bağımsızlık hedefine sahip olunsa da bu talebi açıkça dile getirmenin uygun zamanı bir diğer ifade ile uygun konjonktürü hep beklendi. 2014 yılı içerisinde Kürtler için bu uygun zamanı belirleyen üç önemli gelişme yaşandı.
Birinci gelişme, IKBY’nin henüz tam olarak çözülememiş olsa da kendi başına petrol ihraç edebilmesi olmuştur. IKBY, Irak merkezi yönetiminin bütün itirazlarına rağmen Türkiye ile anlaşarak bölgeden çıkan petrolü Akdeniz’e ulaştırmayı başardı. Böylece IKBY sürekli bir ekonomik gelir elde etmenin kapılarını aralamış ve merkezi yönetime karşı ekonomik bağımsızlık yolunda bir adım atabilmiştir. Bu sayede merkezi yönetime karşı meydan okuma kapasitesine ulaşmış ve olası bir bağımsızlık durumunda kendini idame ettirecek ekonomik kaynaklara sahip olduğu mesajını yaymıştır.
Kürtlerin bağımsızlık talebinin zamanını belirleyen ikinci gelişme ise Irak Şam İslam Devleti (IŞİD)’nin Suriye’den çıkıp Musul’u işgal etmesi oldu. IŞİD’in Musul işgali ve Irak ordusunun IŞİD karşısında geri çekilmesi, Kürtler için fiili bir durum yarattı. Çünkü Irak merkezi yönetimi ile IKBY arasındaki sınır bir anda 1,065 kilometreden 15 kilometreye kadar düşmüştü. Zaten siyasi ve ekonomik olarak çatışan taraflar arasındaki fiziki bağlantı da neredeyse yok olmak üzereydi. Oluşan bu kaos durumu, bağımsızlık taleplerini dile getirmenin uygun koşullarından birini oluşturdu.
Üçüncü gelişme ise IKBY’nin hak iddia ettiği ve tartışmalı bölgeler olarak ifade edilen topraklardan Irak ordusunun çekilmesi olmuştur. IŞİD, Musul’u ele geçirdikten sonra tartışmalı bölgelere özellikle de Kerkük’e yönelmişti. Irak ordusu da IŞİD karşısında direnmemiş, askeri karargâhları boşaltarak geri çekilmişti. Şehirde bulunan peşmerge güçleri de Irak ordusunun yerini almış ve geriye kalan askeri malzemelere el koymuştu. Tartışmalı bölgelerde IKBY gücünün artmasının yanında Kerkük petrolleri de IKBY boru hattına bağlanıp ihraç edilmeye başlandı. Böylece tartışmalı bölgeler sorununun fiili olarak IKBY lehine çözülüyor gibi görünmesi bağımsızlık konusunu açma konusunda onları cesaretlendirdi.
IKBY’nin bağımsızlık talebini dile getirmesinin zamanını belirleyen bütün bu gelişmelerin yanında IKBY vatandaşlarının da bu talebi desteklediği gerçeği unutulmamalıdır. Hem IKBY’yi Şii-Sünni kaosundan uzak ve güvende tutmak hem de zenginliği Irak’ın geriye kalanı ile paylaşmamak adına bu talebin desteklendiği gözden kaçırılmamalıdır. Nitekim Mesut Barzani de bu gerçeğin farkında olarak, bu talebin referanduma götürülmesinde ısrarcı olmaktadır. Kısacası bu konuda vatandaşlar ile yönetimin farklı görüşlere sahip olduğunu söylemek güçtür. Yine de bu talebin karşılık bulması, sadece IKBY vatandaşlarının isteği ile şekillenmemekte; küresel ve bölgesel güçler ile Kürt gruplarının tutumları belirleyici olabilmektedir.
Küresel ve Bölgesel Güçlerin Tutumu
Bağımsızlık talebi, açıklandığından beri birçok aktör tarafından tartışılmaktadır. Bu aktörlerden özellikle ABD’nin tutumu önemli olmaktadır, çünkü birçok aktör ABD’nin tutumuna bakarak pozisyon belirlemektedir. ABD, 2003 yılındaki Irak işgalinden bu yana Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasından yana tavır koymakta, sınırların değişimine kesinlikle karşı çıkmaktadır. Sınırlara karışılmadan demokratik yollarla değişim ve dönüşümü teşvik eden ABD, bütün sorunların Irak anayasasına uygun çözülmesini istemektedir. Buna rağmen ABD, Kürt bölgesinin tehlike hissettiği anlarda müdahale etmektedir. Örneğin, ABD IŞİD’in Musul’u işgal etmesine karşın pasif bir politika yürütürken Erbil’in tehdit altına girmesiyle derhal hava operasyonlarıyla IŞİD’e sınır çizmiş ve IKBY’ye silah yardımında bulunmuştur. Kısacası ABD, bir yandan Kürt yönetimin istikrar ve güvenliğini öncelerken diğer yandan da Irak’tan ayrılmalarının bölgesel kaosa neden olacağını düşünerek bağımsızlık taleplerini frenlemektedir.
Rusya ve Çin de Irak Kürt Bölgesi’nde büyükelçiliklere sahip ve bölgeyi yakından takip etmektedir. Rus ve Çin enerji şirketlerinin de Kürt bölgesinde yatırımları mevcut. Bağımsızlık taleplerinde belirleyici bir rolleri olmamakla birlikte olası bağımsızlık durumuna da hazırlıklı oldukları söylenebilir. Çünkü söz konusu aktörler, bu talebin farkında olarak yatırımlarını daha da artırmaktadırlar.
Ortadoğu’da sürekli ve hızlıca değişen ittifak ilişkileri, elbette ki Iraklı Kürtlerin bağımsızlık taleplerini de etkilemektedir. Jeo-politik konumundan dolayı bağımsızlık talebini direk olarak etkileyecek ülke olarak Türkiye karşımıza çıkmaktadır. 2012 yılında IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani verdiği bir röportajında bağımsızlık için en az bölgesel bir gücün ikna edilmesi gerektiğini dile getirmiş ve bu ülkenin Türkiye olmasını arzu ettiklerini ima etmiştir. 2014 yılında bağımsızlık talebi duyurulduğunda ise Türkiye’nin eski reflekslerini tekrar etmediği görülmüştür. Türkiye bu söyleme karşı siyasi bir tutum geliştirmemiş ve sessiz kalmayı tercih etmiştir. Türkiye’nin bu tutumu, IKBY ile artan ticari ilişki ve geliştirilen enerji ilişkisi ile açıklanabilir. Çünkü Türkiye ve IKBY 2013 yılının sonunda elli yıl geçerli olacak birçok petrol anlaşması imzalamıştı. Türkiye’nin enerji alanındaki stratejik hedeflerine önemi yadsınamaz katkılar yapacak bu anlaşmalar, Türkiye’nin siyasi pozisyonunu da etkilemektedir. Türkiye her ne kadar Irak’ın toprak bütünlüğünün birinci önceliği olduğunu vurgulasa da imzaladığı anlaşmalar ile siyasi bir tutumunda değişikliğe yol açmaktadır.
Bağımsızlık talebine en sert tepki, İran’dan gelmiş ve İran bu talebi kesinlikle reddetmiştir. İran hem barındırdığı Kürt nüfus nedeniyle hem de IKBY’nin geliştirdiği politik ittifaklar dolayısıyla bu talebe sert tepki göstermiştir. Özellikle de IKBY’nin ABD ve İsrail ile yakın ilişkileri İran’ı tedirgin etmektedir. Dolayısıyla IKBY’nin olası bağımsızlığı, İran için varoluşsal sorun yaratabilme potansiyeline sahiptir. İran’ın bu tedirginliği, Türkiye’nin IKBY ile geliştirdiğine benzer bir ekonomik ilişkiler ağı ile giderilemeyecek kadar büyük görünmektedir. Buna rağmen İran IKBY’nin bağımsızlık talebinin sürekli tekrar edeceğini hesaba katarak IKBY ile ilişkilerini kesmek yerine derinleştirmektedir. İran işbirliği geliştirerek IKBY üzerinde nüfuzunu artırmaya ve IKBY'den ekonomik olarak da yararlanmaya çalışmaktadır. Örneğin, IŞİD saldırısında IKBY’ye ilk önce silah gönderen ülke İran olmuştur. IKBY ile imzaladığı petrol anlaşmaları ile de ekonomisini canlandırmaya çalışmaktadır.
Bağımsızlık talebine en çok destek veren ve bunun için çalışan Ortadoğu ülkesi ise İsrail’dir. Bağımsızlık talebi açıklandığında İsrail hemen açıklama yapmış ve desteğini sunmuştur. İsrail, IKBY petrolünü kimse almaya yanaşmazken bu petrolün ilk alıcısı olmuş ve pozisyonunu açıkça belli etmiştir. Öte yandan İsrail, İran ile çekişmesinde IKBY’nin bağımsızlığının İran’ı istikrarsızlaştıracağını düşünmektedir. Bir yandan nükleer sorun, diğer yandan ekonomik ambargo ile uğraşan İran’ın bağımsız bir Kürdistan ile daha da zayıflayacağını hesaplanmaktadır. Yine Arap devletleri tarafından bölgede yalnızlaştırılan İsrail, Ortadoğu’da müttefik arayışındadır. Uluslararası sisteme entegre olmuş 'Bağımsız Kürdistan'ın İsrail ile iyi ilişkiler geliştirmesi onu yalnızlıktan kurtarabilir.
Bir diğer bölgesel güç olarak ortaya çıkan Suudi Arabistan da son zamanlarda IKBY’nin bağımsızlık talebini tartışmakta ve tartışmalarda bu talebin desteklenmesi görüşü ağır basmaktadır. Özellikle Suudi Arabistan-İran çekişmesinde bu talebin oldukça elverişli bir kart olacağı düşünülmektedir. Yemen’de vekâlet savaşlarıyla İran ile mücadele eden Suudi Arabistan, istikrarsızlığı İran topraklarına yakınlaştırmanın ve yaymanın IKBY’nin bu talebinin desteklenmesi ile mümkün olacağını düşünmektedir. Yani İran ile mücadelelerinde Suudi Arabistan da İsrail de 'bağımsız Kürdistan'ın desteklenmesi konusunda hemfikir.
Kürtler Arası İşbirliği ve Çekişmelerin Gölgesinde Bağımsızlık Talebi
Bölgesel güç mücadelesinin birçok denkleminde yer alan IKBY’nin bağımsızlık talebi, aynı zamanda Kürt grupları arasındaki güç mücadelesinin de bir parçası olmaktadır. IKBY içerisindeki siyasi partilerin tamamı, bağımsızlık talebini yüksek sesle dile getirmekte ve desteklemektedir. Örneğin, Başkan Barzani’nin referandum talebine hiçbir parti karşı çıkmamıştır. Yine Başkan Barzani’nin ABD ziyareti sonrası Irak merkezi yönetimi ile bağımsızlık konusunu tartışmak üzere bir komisyon kurulmuştur. Görevi, ayrılığın barışçıl yollarla gerçekleşmesine katkıda bulunmak olan komisyona bütün partiler üye vermiştir. Yine bu konudaki gelişmeler siyasi partilerle tartışılmakta ve paylaşılmaktadır. Buna rağmen yaşanan bazı gelişmeler, IKBY içi tartışmalara işaret etmektedir. Bunların en önemlisi, KDP ve KYB’nin silahlı peşmerge güçlerinin birleştirilmemiş olmasıdır. Her ne kadar partilerin peşmerge güçlerinin birleştirilmesi yasası çıkmış olsa da pratik anlamda bu güçlerin birleştiğinden söz etmek mümkün değildir. Bağımsız bir yapı içerisinde iki ayrı silahlı gücün varlığı, uluslararası güçleri ikna edemeyeceği gibi IKBY içi istikrarsızlık da yaratabilir. Ortak düşman IŞİD ile savaşan partilerin peşmerge güçlerinin barış ortamında nasıl davranacağı belirsizliğini korumakta ve bağımsızlık talebini zora sokmaktadır. Diğer yandan Başkan Barzani’nin görev süresinin bu yılın ağustos ayında sona erecek olması da bağımsızlık talebini etkileme potansiyeline sahiptir. Çünkü bütün diplomatik ve siyasi ilişkiler, Mesut Barzani dengesi ile oluşturulmuştur. Onun yokluğunun oluşturacağı boşluk ve yeni seçilecek başkanın belirsizliği uluslararası camiayı farklı bir tutuma sürükleyebilir.
Yine Suriye Kürtlerinin durumu da Irak Kürtlerinin bağımsızlık talebini etkileyecek potansiyeli barındırmaktadır. PYD kontrolündeki kantonların ikisi Tel Abyad’ın YPG güçlerinin eline geçmesiyle birleşti. Bütün kantonlar birleştiği takdirde Suriye Kürtleri için de sürekliliği olan bir toprak parçası üzerinde siyasal statü talebi ortaya çıkabilir. Dolayısıyla Suriye Kürtlerinin ne tür bir siyasal statü talebinde bulunacakları Iraklı Kürtlerin de geleceğini etkileyecektir. PYD yetkilileri ideolojik olarak bağımsızlık istemediklerini ve demokratik özerklik talep ettiklerini her defasında vurgulamaktadırlar. Mevcut sınırların korunması anlamına gelen bu talep, Iraklı Kürtlerin Ortadoğu haritasına meydan okuyan bağımsızlık talebi ile ters düşmektedir. Bundan dolayı ortak bir tutum veya siyasal talep geliştirilmediği takdirde Iraklı Kürtlerin bağımsızlık talebi de kesintiye uğrayabilir.
Ortadoğu’da oluşan konjonktürel durum, Irak Kürtlerine bağımsızlık taleplerini dile getirmek için uygun koşulları sağladı. Fakat bu talebin gerçekleşmesi sanıldığı kadar kolay olmamakta birçok faktörden etkilenmektedir. Kısacası Iraklı Kürtlerin siyasi bağımsızlık hedefi bölgesel ve Kürtler arası mücadelenin de orta yerinde durmaktadır.
Bu yazı “Irak Kürtlerinin Bağımsızlık Arayışı” başlığıyla Ortadoğu Analiz Dergisi'nde yayınlanmıştır.