Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
Bugün Irak’ta yeni bir dönem başlıyor. ABD, bugün Irak’tan son muharip askerini çekiyor ve Irak’taki ABD askeri sayısı 50 binin altına iniyor. ABD’nin 2011’in sonunda da bütün askerlerini çekeceği söyleniyor. Zaten ABD ile Irak arasında 2008’de yapılan Irak’taki ABD güçlerinin statüsünü düzenleyen anlaşmaya göre de ABD’nin 2011’in sonunda bütün askerlerini Irak’tan çekmesi gerekiyor. Irak’taki ABD askeri sayısı en alt düzeye inerken, Irak’tan maddi-manevi birçok şeyin de beraberinde gittiğini görüyoruz. Resmi rakamlara göre 2003’ten bugüne kadar ABD yönetimi Irak’ta yaklaşık 900 milyar dolar para harcadı. 4 bin 420 ABD askeri hayatını kaybederken, 31 bin 926’sı da yaralandı. (1) Bu rakam 150 bin askerle Irak’a giren ve Ekim 2007’de 171 binle en yüksek sayıya ulaşan Irak’taki ABD askeri sayısının neredeyse beşte birine denk geliyor. Irak’ı kısa bir sürede yeniden inşa edeceğini öne sürerek bu ülkeye giren ABD için oldukça büyük bir rakam. Ancak ABD askerlerinin Irak’ta bıraktıkları izler daha da büyük. Irak’ta işgalin ardından 7 seneden daha fazla bir zaman geçmesine rağmen, bugün tek bir Irak ve Irak halkından söz etmek mümkün görünmüyor. Artık Irak’ın kuzeyiyle batısı ya da doğusu, güneyiyle orta kesimi aynı değil. Hatta aynı vilayetin sınırları içerisindeki farklı yerleşim bölgelerinde bile başka hayatlar yaşanıyor. Irak’ın DNA’sı bozulmuş durumda. Irak’taki hiçbir grup diğerine güvenmiyor. Hatta aynı gruplar içerisinde bile bir güvensizlik söz konusu. Bu da belirsizliği beraberinde getiriyor. Belirsizlik de anarşik bir ortam doğuruyor. Kısaca kısır bir döngü yaşanıyor. Kısır döngüden kurtulmak çok sancılı olabilir. Halen sıcak bir çatışma durumu söz konusu olmasa da özellikle Sünni Arap ve Kürtler arasında çatışma doğurabilecek bir direnç noktası var. Diğer taraftan Şii-Sünni çatışmasının da külleri henüz soğumamış gözüküyor. ABD’nin işgalle gelen kaostan sonra Irak içinde taraflı da olsa bir hakem rolüne sahip olduğunu düşünürsek, bu taraflı hakemin aradan çıktığı boks maçının her türlü kuraldışı vuruşların yapıldığı bir sokak dövüşüne dönüşmesi olasılığı kuvvetlidir. Irak’ta toplumsal ve siyasal yaşamdaki dengesizlikler, güvenliğin kötüleşmesiyle daha da dengesiz bir hal alıyor. Mart ayında yapılan seçimlerin ardından halen bir hükümet kurulabilmiş değil. Bu da güç boşluğu yaratıyor. Seçimlerin ardından artan şiddet olayları, Ağustos’un son haftasında tavan yapmış durumda. Resmi rakamlara göre Temmuz ayından 300 Iraklı hayatını kaybederken, Ağustos ayının sadece son haftasından 140 Iraklı hayatını kaybetti. 25 Ağustos 2010 Çarşamba günü Irak’ın 15 (İskenderiye, Beyci, Basra, Mahmudiye, Felluce, Kerkük, Bakuba, Kerbela, Tikrit, Mukdadiye, Musul, Ramadi, Telafer, Kut, Bağdat) vilayetinde eş zamanlı olarak yapılan saldırılar da tedirginliği arttırdı. Diğer taraftan Irak güvenlik güçlerine yönelik yapılan saldırılarda da artış gözlemleniyor. Bu da ABD askerleri çekilirken, Irak güvenlik güçlerinin duruma hâkim olup olamayacağı konusunda şüpheler doğuruyor. Irak’ın ekonomik ve sosyal standartlarının geliştirilmesi konusunda halen kayda değer bir ilerleme sağlanamamış olması, sorunları daha da ağırlaştırıyor. Irak’ın bütçe gelirinin tamamına yakınını oluşturan petrol üretimi ve satışından elde edilen pay halen artmış değil. ABD işgalinin yaşandığı 2003 öncesi Irak’ta günde ortalama 2,6 milyon varil petrol üretilip ihraç edilirken, Ağustos 2010 tarihi itibariyle üretilen petrolün miktarı 2,31 milyon varil, ihraç edilen petrol ise 1,71 milyon varil civarında. Bu rakam son 3 yılın en düşük seviyelerinden biri. İstatistiklere göre, 30 milyon nüfuslu ülkede her 4 kişiden biri güvenli içme suyuna ulaşamıyor. Irak’ın her şehrine ortalama günde 8 saat elektrik verildiği belirtilse de uygulamada bunun böyle olmadığı biliniyor. Özellikle havaların çok sıcak olduğu yaz aylarında talebi karşılamak mümkün olmuyor. Bağdat’ta bile 8 saat elektrik hizmeti almak çok zor hale gelmiş durumda. Irak'ta 7 milyon kişi, yani nüfusun yüzde 23'ü fakirlik sınırının altında yaşıyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütünün 2009 Yolsuzluk Algılama Endeksi’nde Irak 180 ülkenin arasında 176. sırada yer aldı. Ülkedeki rüşvet alışagelinmiş genel bir uygulama haline almış durumda. Devletin kurumsal kapasitesi halen zayıf ve siyasi istikrar konusunda da ilerleme sağlanabilmiş değil. Petrol kaynaklarının değerlendirilmesi, federal sistemin durumu, Baas’tan arındırma, Kerkük sorunu gibi konuları düzenleyecek kanunlar halen çıkarılamadı. Ayrıca bu konular politik gruplar arasındaki anlaşmazlıkların da temellerini oluşturuyor. Bu nedenle hükümet kurma görüşmelerinde bir sonuca varılamıyor. Çünkü düzensizlik güvensizlik doğuruyor ve kimse bir adım dahi atmıyor.
Sonuç olarak mevcut şartlarda ABD’nin Irak’taki bütün birliklerini çekmesi pek de ihtimal dahilinde gözükmüyor. Zira Irak’ta seçimlere katılan ve oyların büyük çoğunluğunu alan gruplar ABD’nin Irak’tan çekilmesini pek de istemiyor gibi. Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, İtalyan Corriera Della Sera gazetesine verdiği demeçte, Amerika'nın bölgeden çekilme süreci ile Irak'ta iktidar boşluğu doğduğunu ifade ederek bu süreçten duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adil Abdulmehdi de Kuveyt’te yayımlanan El-Vatan Gazetesiyle yaptığı röportajda ABD ile Irak arasında imzalanan anlaşmada tarafların anlaşmanın gözden geçirilmesini isteme hakkının bulunduğuna ilişkin bir maddenin yer aldığını, bu gerekçeyle Bağdat ve Washington’un anlaşma metninde yer alan ABD askerlerinin çekilmesiyle ilgili bölümlerin revize edilmesini isteyebileceklerini ifade ederek, tedirginliğini ortaya koydu. Irak’taki seçimlerin galibi Irakiye Listesinin lideri İyad Allavi de Guardian gazetesine verdiği demeçte, Amerika ve müttefiklerinin Irak'ta demokrasinin yerleşmesini garanti edemezlerse İran'ın tesiriyle iç çatışmaların tekrar başlayabileceğini öne sürerek ABD’nin Irak’taki varlığını önemsediğini gösterdi. Bunlar alt alta sıralandığında ABD’nin Irak’tan tamamen çekilmesi pek kolay olmayacak gibi görünse de, Washington yönetimi kendi ülkesinin iç koşullarını ve uluslararası sistemdeki genel durumunu değerlendirerek çekilme konusunda kararlı davranabilir. Gücünün çok fazla bölünmesini istemeyen ABD Afganistan’a göre görece daha iyi durumda olduğu Irak’tan vazgeçmekte ve ağırlık merkezini Afganistan-Pakistan’a kaydırıyor gibi gözükmektedir. Zira bu bölgedeki tehdit algılaması daha da yoğunlaşmıştır. Diğer taraftan Irak’taki savaşın verdiği ekonomik yük, krizle mücadele eden ABD’yi iyice yıpratmıştır. Ayrıca ABD Başkanı Barak Obama, seçim propagandası sırasında Irak’tan çekilme sözünü tutmak ve iç kamuoyunun tepkisini azaltmak istemektedir.
Neticede, ABD Irak’taki askeri misyonunu daha sivil bir misyona devrederek, uluslararası kamuoyunda imaj tazelemeye çalışacaktır. Aynı zamanda ABD’nin 2003’ten bu yana Irak’a yerleştirdiği ve sayıları 150 binin üstünde olan Blakwater gibi özel güvenlik şirketi elemanlarının durumu da hesaba katılmalıdır. Bu nedenle bütün ABD askerlerinin kısa vadede (2011) Irak’tan çekilmesi pek de mümkün görünmemektedir. Ancak ABD çekilse de çekilmese de, kısa ve orta vadede Irak’ın adı kaos ve şiddetle anılacak gibi görünmektedir.
Dipnotlar (1) “Iraq War Facts, Results & Statistics at August 23, 2010”, http://usliberals.about.com/od/homelandsecurit1/a/IraqNumbers.htm, Erişim: 31 Ağustos 2010. (2) Iraq Body Count, http://www.iraqbodycount.org/database/recent/, Erişim: 31 Ağustos 2010. (3) Michael E. O’Hanlon, Ian Livingston, “Iraq Index: Tracking Variables of Reconstruction and Security in Post-Saddam Iraq”, 24 Ağustos 2010, s. 28.