ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a yönelik saldırısı ile başlayan savaş, Irak’ı da doğrudan etkilemiştir. Savaşın başlangıcından bugüne kadar Irak’ta milis gruplara yönelik saldırılar gerçekleştirilmiştir. Bu saldırılar, sahadaki güç dengelerini doğrudan sınayan bir müdahale olarak öne çıkmıştır. Bu süreç, milis yapıların tamamen ortadan kaldırılmasına odaklanan bir yaklaşımdan ziyade bu yapıların işleyişini dönüştüren ve hareket alanlarını yeniden şekillendiren bir dinamik üretmektedir. Saldırıların seyri, hedef seçimi ve coğrafi dağılımı birlikte ele alındığında ortaya çıkan etkinin doğrudan bir tasfiye girişiminden çok milis varlığını daha parçalı ve daha karmaşık bir forma taşıyan bir dönüşüm olduğu görülmektedir.
Irak’ta Milis Gruplara Yönelik Saldırıların Analizi
Savaşın ilk ayında toplam 79 saldırı farklı vilayet ve milis gruplarına yönelik gerçekleşmiştir. Bu dağılım, saldırıların rastgele bir şekilde düzenlenmediğini ve saldırıların belirli önceliklere göre yapıldığını göstermektedir. Anbar (19), Ninova (17), Kerkük (13) ve Babil (11) en fazla saldırının gerçekleştiği vilayetler olmuştur. Bağdat (5), Diyala (3) ve Vasit (2) ise daha sınırlı fakat seçilmiş hedeflerin vurulduğu vilayetler olmuştur.
İlk aşamada sınırlı ve milislerin aktivite alanlarında boşluk oluşturma amacıyla başlayan saldırılar, kısa sürede genişlemiş ve daha yoğun hale gelmiştir. Musul, Anbar, Diyala, Selahaddin ve Kerkük hattındaki yoğunluk, milislerin geniş bir coğrafyada hedef alındığını göstermiştir. Bu durumda saldırılar tekil noktalardan ziyade geniş bir alanı kapsayacak şekilde planlanmış ve bunun sonucunda Irak’taki milis ekosistemi duraklatılarak karşı saldırı ihtimalinin azaltılması amaçlanmıştır.
Zaman içindeki dağılım, saldırıların düzenli bir artış ya da azalış göstermediğini ortaya koymaktadır. Saldırılar belirli bir düzeyde tutulmuş, bazı dönemlerde düşmüş, sonra yeniden artmıştır. Buna göre, günden güne farklılık göstermekle birlikte günlük saldırı sayısı beşe kadar çıkmıştır. Bu durum operasyonların planlı ve baskıyı sürdürecek belirli bir ritimle sürdürüldüğünü göstermektedir. Dolayısıyla saldırıların amacının milis grupları kısa sürede çökertmekten ziyade zaman içinde zayıflatılması olarak okunabilir.
Hedef dağılımı belirli milis grupların öne çıktığını göstermektedir. Ketaib Hizbullah, 19 saldırı ile en fazla hedef alınan milis grup olmuştur. Bunun ardından ise Ketaib İmam Ali, Haşdi Şebek, Bedir Örgütü ve Asaib Ehl el-Hak gelmiştir. Bu durum, başta Ketaib Hizbullah olmak üzere hedef alınan milis grupların sahadaki gücü ve İran ile bağlantıları nedeniyle öncelikli görüldüğünü göstermektedir. Ayrıca en az 17 milis grubun da hedef alınması, baskının tek bir milis grup ile sınırlı kalmayıp tüm milis yapısına yöneldiğini ortaya koymaktadır. Zira bu geniş hedefleme stratejisi de milis ekosisteminin hedef alındığını göstermektedir.
Bu Saldırılar Ne Hedefliyor?
Milis gruplara yönelik saldırılar, aşamalı bir hedef seti üzerinden ilerlemiştir. İlk aşamada milislerin üslenme alanları ve kritik altyapısı vurulmuş, kısa sürede hedefler genişletilerek farklı vilayetlere yayılmıştır. Sürecin ilerleyen bölümünde ise hedefleme lider kadrolara kaymış ve saha komutanlarına yönelik daha seçici saldırılar öne çıkmıştır. Bu değişim, operasyonların sahadaki varlığı azaltmaya ek olarak milislerin karar alma ve koordinasyon süreçlerini doğrudan etkilemeye yöneldiğini göstermektedir.
Hedef seçiminde coğrafya belirleyici bir rol oynamaktadır. Anbar ve Babil hattında lojistik merkezlerin hedef alınması, milislerin ikmal ve sevkiyat kabiliyetini zayıflatmayı amaçlamaktadır. Ninova, Kerkük ve Selahaddin hattında yoğunlaşan saldırılar ise IKBY’ye yönelen saldırı kapasitesini sınırlamaya yöneliktir. Diyala ve Vasit hattı ise Irak ile dış bağlantılar arasında bir geçiş alanı olarak öne çıkmakta ve bu hat üzerindeki hareketlilik baskı altına alınmaktadır. Bu dağılım, saldırıların farklı taktik öncelikler çerçevesinde kurgulandığını göstermektedir. Lojistik, komuta ve geçiş hatlarının eş zamanlı baskı altına alınması, milis yapıların işlevlerini parça parça etkisizleştirmeyi hedefleyen bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Böylece saldırılar, tek bir noktaya odaklanmak yerine milislerin sahadaki varlığını sürdüren temel unsurları zayıflatarak genel kapasiteyi düşürmeye hizmet etmektedir.
Hedefleme aynı zamanda gruplar arasında bir önceliklendirme içermektedir. Ketaib Hizbullah’ın açık biçimde öne çıkması, yüksek kapasiteye ve güçlü bağlantılara sahip yapıların öncelikli görüldüğünü göstermektedir. Ayrıca Ketaib Hizbullah Irak’taki milis gruplar arasında devlet ile entegrasyona en mesafeli gruplardan birisidir. Dolayısıyla milis grup, özerk hareket alanına sahip olması nedeniyle Irak’ta devletin de kontrol etmekte en zorlandığı gruplardandır. Ketaib İmam Ali, Haşdi Şebek, Bedir Örgütü ve Asaib Ehl el-Hak gibi grupların hedef alınması ise sahadaki farklı işlevlere sahip aktörlerin eş zamanlı baskı altına alındığını göstermektedir. Bu gruplar, bazı alanlarda yerel ağları, bazı alanlarda kurumsal bağlantıları ve bazı alanlarda saha kapasitesini temsil etmektedir. Bundan dolayı bu yapıların hedef alınması, milis ekosisteminin farklı katmanlarının birlikte zayıflatılmasına yönelik bir yaklaşımı yansıtmıştır.
Bu yapı içinde operasyonlar, tek bir eksene sıkışan müdahalelerden oluşmamaktadır. Coğrafya ve aktör boyutlarının birlikte kullanılmasıyla milis yapıların farklı işlevleri eş zamanlı baskı altına alınmaktadır. Böylece sahadaki varlığı mümkün kılan unsurların birbirinden koparılması ve genel işleyişin zayıflatılması hedeflenmektedir.
Milis Gruplar Nasıl Etkileniyor?
Saldırılar kısa vadede milis grupların operasyonel kapasitesini sınırlamaktadır. Lojistik merkezler, komuta unsurları ve lojistik hatlar hedef alınarak sahadaki koordinasyonu doğrudan zayıflatmakta ve operasyon planlama, ikmal ve sevk süreçlerinde aksamalara yol açmaktadır. Bu durum, yalnızca fiziki kayıplar üretmekle kalmayıp milis yapıların hareket kabiliyetini de daraltmaktadır. Ancak mevcut seviye, milis grupların eylemselliğini ortadan kaldıracak bir düzeyde değildir.
Bu baskı, merkezi karar alma süreçlerinin çözülmesini de beraberinde getirmektedir. Komuta zincirinin zayıflaması, yerel unsurların daha fazla inisiyatif almasına yol açmakta ve milis grupların daha parçalı bir yapıya doğru evrilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu durum, kısa vadede koordinasyonu zorlaştırsa da sahadaki yapıların daha dağınık ve kontrol edilmesi daha güç hale gelmesine neden olmaktadır.
Bu süreç, milis yapıların karakterinde de bir değişim üretmektedir. Artan baskı karşısında açık ve görünür faaliyetler sınırlanmaktadır. Ayrıca daha örtülü ve sorumluluğu belirsiz yöntemler öne çıkmaktadır. Üstlenilmeyen saldırılar ve dolaylı faaliyetler, milis grupların sahadaki varlığını sürdürmesine imkân tanımaktadır. Bu durum, milis yapıların daha karmaşık ve takip edilmesi zor bir hale gelmesine yol açmaktadır.
Saldırılar aynı zamanda Irak devletinin milis gruplar üzerindeki denetimini de etkilemektedir. Devletin bu saldırıları engelleyememesi, milis grupların güvenlik sistemi içindeki konumunu tartışmalı hale getirmektedir. Bu durum bir yandan milis grupların daha bağımsız hareket etmesine zemin hazırlarken diğer yandan devletin bu yapılar üzerindeki kontrolünü daha da zorlaştırmaktadır. Böylece devlet ile milisler arasındaki sınırlar daha belirsiz hale gelmektedir.
Sonuç olarak Irak’ta milis gruplara yönelik saldırılar, tekil hedeflerin ortadan kaldırılmasından ziyade milis yapısının işleyişini mümkün kılan unsurları eş zamanlı baskı altına alan bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Coğrafya ve aktör boyutlarının birlikte kullanılması, lojistik hatlardan komuta süreçlerine kadar uzanan çok eksenli bir zayıflatma etkisi üretmektedir. Bu süreç kısa vadede kapasiteyi sınırlandırırken orta vadede daha parçalı, esnek ve izlenmesi güç bir milis ekosisteminin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle mevcut saldırılar, milis varlığını sonlandırmaktan çok milis ekosistemini yeniden şekillendiren ve sahadaki güvenlik ortamını daha karmaşık hale getiren bir dönüşüm sağlamaktadır.