Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

ABD/İsrail-İran Savaşının Lübnan Cephesi

ABD ve İsrail’in İran’a 28 Şubat’ta başlattığı saldırıların ardından 2 Mart’ta açılan Lübnan cephesi, İsrail’in planlayarak yürüttüğü işgal harekâtına ve Hizbullah’ın direnişine sahne olmaktadır. İsrail’in 2024’teki saldırılarıyla lider kadrosu ve örgüt üyesi düzeyinde yüzlerce kayıpla sarsılan Hizbullah, İran’a karşı açılan savaşa Lübnan cephesinden dahil olurken ateşkes sürecinde taktik ve lojistik anlamda kendisini güçlendirdiği dikkati çekmektedir. Sahadaki bu gerçeklik, bir taraftan Lübnan’ın güneyindeki işgali yavaşlatırken, diğer yandan İsrail’in şiddetin dozunu artırarak doğrudan sivilleri ve ülkenin altyapısını hedef alarak Beyrut’u Hizbullah ile çatışmaya zorladığı acı bir denklem ortaya çıkarmıştır.

Savaşın dördüncü haftası geride kalırken, Lübnan’da en az 1039 kişinin hayatını kaybetmesi ve 1 milyon 162 bini aşkın sivilin yerinden edilmesi ülkede yaşanan insani krizin boyutlarını göstermektedir. Bu duruma yol açan en önemli etken, Hizbullah ve İsrail arasındaki sınırlı çatışmanın boyut değiştirerek yayılmasıdır. Artık sınırlı bir alandaki çatışmadan ziyade, İsrail’in Lübnan’ın güneyini işgal etme durumu söz konusudur. Beyrut’un önemli bir kısmının hava saldırısı tehdidiyle boşaltılması ve İsrail’in neredeyse ülkenin hemen her bölgesine saldırı düzenlemesi savaşın insani ve askeri boyutlarının iç içe geçtiği trajik bir tablo yol açmaktadır.

Lübnan’da devletin kısıtlı olan kapasitesinin sınırlarının ciddi biçimde zorlandığı bu insani şartlar altında, Beyrut yönetimine Hizbullah ile mücadele etmesi için şantaj yapan Tel Aviv’in, ülkenin sivil altyapısına saldırılar düzenlemesi Hizbullah’ın askeri kapasitesinin aşındırılmasının ötesinde trajik sonuçlara yol açmaktadır. İsrail bu kapsamdaki saldırılarıyla 40 sağlık çalışanını öldürüp ve 199’unu yaralarken, Lübnan’ın güneyini ikiye ayıran Litani Nehri üzerindeki köprüleri yıkmıştır. Litani nehrinin güney tarafının silahsızlandırılması söylemi ile saldırılara başlayan İsrail, bu bölgenin tamamen boşaltılmasına yani insansızlaştırılmasına yönelik adımlar atmaktadır. Böylece Lübnan’ın güney parçasını kopararak yaşanmaz hale getiren İsrail, Hizbullah ile mücadele adı altında bölgedeki işgali derinleştirmektedir. Lübnan’da 2024’te yapılan ateşkes sonrası tarafların beklentilerini karşılayamayan Beyrut’un diplomatik çabaları ise bu savaş kapsamında şu ana kadar etkisiz kalmıştır.

Hizbullah-İsrail Çatışmasında İkinci Perde

Esasen Aksa Tufanı Operasyonu’na Hizbullah’ın kuzeyden destek vermesiyle 8 Ekim 2023’te yeniden başlayan Hizbullah-İsrail çatışmasının, 2024 yılına gelindiğinde İsrail’in örgütün orta ve üst kademesini doğrudan hedef alan saldırılar ve sonrasında Ekim 2024’te Lübnan’ın güneyinde yürüttüğü işgal harekatıyla İsrail lehine neticelendiği söylenebilir. ABD ve Fransa’nın arabuluculuğunda Beyrut ve Tel Aviv arasında 27 Kasım 2024’te yapılan ateşkes anlaşması sonrasında ise İsrail güçleri Lübnan’ın güneyinden büyük ölçüde çekilirken, ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail’in Hizbullah’a yönelik hava saldırı devam etmiştir. Hizbullah’ın ise bu süreçte İsrail’in saldırılarına karşılık vermemesi ve Lübnan hükümetinin “silahsızlandırma” siyasetini açıklamalar düzeyinde reddetmekle yetinmesi dikkati çekmiştir.

İsrail ordusunun sıklıkla yaptığı suikast ve altyapı saldırılarının yanı sıra Lübnan devletinin “silah tekeli sağlamak” adına yürüttüğü silahsızlandırma faaliyetleri karşısında Hizbullah, ateşkes sürecinde silahlı faaliyetler anlamında sessizliğe bürünmüştür. Suriye’de Esed rejiminin devrilmesi ise bir taraftan siyasi ve lojistik açıdan Hizbullah için hayati bir müttefik kaybı olurken, diğer taraftan İsrail ile mücadeleye odaklanması, Esed rejiminin milis gücü rolünden İsrail karşıtı Lübnanlı bir direniş gücüne geçişi sağlamıştır. Bu anlamda, Hizbullah’ın jeostratejik açıdan bir nevi kuşatma altında kalması bakımından İran’ın da içinde bulunduğu şartlarla bağlantılı olarak bir varlık mücadelesi içerisinde olduğunu da söylemek mümkündür.

Dünyanın “en ağır silahlı devlet dışı aktörü” olarak gösterilen Hizbullah’ın ateşkes sürecinde silahsızlanmak yerine faaliyetlerini yer altından yürüterek, İsrail’in planlı işgali ve İran’a karşı açılacak savaşa Lübnan cephesinden destek vermek için hazırlık yaptığı 2 Mart ile başlayan süreçte ortaya çıkmıştır. Hizbullah’ın İran’a karşı açılan savaşa dahil olarak Lübnan cephesini açması, ülke içerisinde örgüte mesafeli ve karşı çıkan kesimlerde büyük bir tepkiyle karşılanmıştır. Beyrut hükümeti ise Hizbullah’ın Lübnan cephesini açmasına karşılık radikal bir kararla savaşın çıkmasıyla birlikte Hizbullah’ın silahlı tüm faaliyetlerini yasaklamıştır. Lübnan ordusunun güneyden çekilmesi ise Litani Nehri’nin güneyinin İsrail işgali ve Hizbullah direnişi arasında bir çatışma alanına dönüşmesinde önemli bir faktör olmuştur.

Bu noktada, Hizbullah’ın İran’da devrim rehberi Ali Hamaney’in öldürülmesiyle başlayan savaşa akide anlamında, ideolojik ve örgütsel bakımdan müdahil olması şaşırtıcı değildir. Ancak, savaşın Lübnan’a sıçramasını önlemek konusunda Beyrut’un yaptığı diplomatik girişimler ve uyarıcı açıklamalar, Hizbullah’ın İsrail’e 2 Mart gecesi yaptığı saldırıyla geçersiz hale gelme riski ile karşı karşıyadır.  Ayrıca, Lübnan ordusunun ağustos ayından bu yana Litani Nehri’nin güneyinde yürüttüğü Hizbullah’ı silahsızlandırma misyonundaki başarısızlığı ortaya çıkarken, Tel Aviv’in Beyrut yönetimine karşı da tehditkâr bir tavır takındığı ifade edilebilir. Nitekim Hizbullah’ın İsrail’e saldırması durumunda, Lübnan’ın havaalanı dahil bütün altyapısını hedef alabileceğine dair açıklamalar bu anlamda somut göstergelerdir. Hizbullah’ın İsrail’e karşı saldırısındaki gerekçe ve savunusu ise İsrail’in Lübnan’a saldırıyı görüştüğü, planladığı ve yürürlüğe koymak üzere olduğu şeklindedir. Bu anlamda “önleyici saldırı” yaptığını iddia eden Hizbullah, İran’a karşı açılan savaşı Lübnan cephesine genişleterek İsrail’i stratejik açıdan zorda bırakmak istediği düşünülebilir.

İran savaşının Lübnan’a sıçramasıyla birlikte daha önceden yaptığı işgal planını uygulamaya koyan İsrail, Hizbullah direnişiyle karşılaşarak halen sınır kesimlerinde tutunmaya çalışmaktadır. İsrail ordusunun fosfor bombası kullanmak dahil havadan ve karadan güçlerini seferber etmesine rağmen stratejik önemi haiz Hiyam bölgesinde tam olarak kontrol sağladığı söylenemez. Adise, Tayba, Kefr Kila, Rab el-Talatin, Merkaba ve Aytarun beldelerinde İsrail ordusunun kara harekâtına Hizbullah’ın gerilla taktikleriyle karşılık vermesi işgali yavaşlatırken; Ayta eş-Şaab, Aytarun ve Nakura’nın güney kesimlerinde İsrail güçleri mevcuttur.

2024 yılında saldırılar, suikastlar ve işgale karşı direniş sürecinde ciddi ölçüde güç kaybettiği düşünülen Hizbullah’ın ateşkes sürecindeki suskunluğu sırasında özeleştiri ve yeniden yapılanmaya girdiği, eskiden olduğu gibi hücreler halinde ve küçük gruplarla hareket ettiği yönünde bilgiler mevcuttur. Ateşkes döneminde İsrail’in durmayan saldırıları ve Lübnan ordusunun silahsızlandırma çabalarına rağmen Hizbullah’ın İran’a karşı açılan savaşta İsrail karşısında daha ciddi bir tehdit oluşturduğu Tel Aviv’in açıklamalarına da yansımaktadır. Bu noktada, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın “Hizbullah’ın İran’dan daha fazla İsrail’e saldırdığı” ifadeleri ve Tel Aviv’in Hizbullah’ın 2 Mart’tan itibaren 700 roket, füze ve insansız hava aracıyla İsrail’e saldırdığı yönündeki açıklaması dikkat çekicidir.

 Lübnan’da “Nekbe” ve “Gazze” Endişesi

İsrail’in Lübnan topraklarının yüzde 10’undan fazlasını kapsayan geniş bir bölgede ve başkent Beyrut’un birçok mahallesinde saldırı tehdidiyle yaptığı tahliye uyarıları 1 milyonu aşkın insanın göçe zorlanmasının yanı sıra Litani Nehri’nin güneyinde başlayan işgal ve yıkımlar Filistin topraklarında yaşanan travmatik acıları hatırlatmaktadır. Bu anlamda, İsrail’in Lübnan cephesinde sürgüne mahkum ettiği insan sayısı 1948’de yaşanan ve 800 bin kişinin göç etmek zorunda kaldığı Nekbe felaketine, sınır bölgelerindeki işgal ve yıkım ise Gazze’ye benzetilmektedir.

Filistin’deki işgal pratiğinin Lübnan’da uygulanması ve İsrail’in bölgede hava sahası başta olmak üzere askeri kontrol sağlaması anlamında benzeşen bu durum, İsrail’in Beyrut hükümetini Ramallah yönetimine yaptığı gibi direnişçi gruplarla mücadele için iş birliğine zorlaması bakımından da tutarlı gözükmektedir. Gazze’deki soykırım savaşı sırasında yayınladığı tahliye emirleriyle Filistinlileri defalarca göç ettiren İsrail’in, önemli bir kesimi Şiilerden oluşan toplulukları Hristiyan, Dürzi ve Sünni bölgelere göç etmeye zorlayarak Lübnan’ın hassas dinamikleri içerinde aşağılama ve çatışma riski barındıran bir strateji güttüğü ifade edilebilir. Litani Nehri üzerindeki köprülerin yıkılarak bölgenin bir nevi Lübnan’dan koparılması yine Gazze’nin abluka altına alınarak dünyadan izole edilmesiyle örtüşmektedir.

Lübnan’daki savaşta güneyden ve Beyrut’taki tehdit altındaki bölgelerden kaçmak zorunda kalarak mağdur edilen halk ise kimliksel motivasyon, Lübnan devletinin askeri anlamdaki etkisiz olması ve Hizbullah’ın İsrail’e karşı direnişi gibi faktörler ışığında Hizbullah’a desteğini artırmıştır. Öte yandan, Lübnan’da Hizbullah’a mesafeli ve karşıt grupta olan kesimler ise İsrail ile yapılan savaşın İran ve Hizbullah’ın maslahatları çerçevesinde yürütüldüğü düşüncesindedir. Bu bakımdan, savaşın Hizbullah’ın saldırıya uğramasına rağmen 2024’teki ateşkes şartlarına uymasına rağmen, İran’a karşı başlayan saldırılarla İsrail’e karşı cephe açması nedeniyle savaşın Lübnan topraklarına sıçradığı gerekçesi ile Beyrut hükümeti ve toplum nezdinde Hizbullah’a karşı oluşan tepkinin 2025 savaşından daha yüksek olduğu dikkati çekmektedir.

Sonuç olarak, ateşkes sürecini yeni bir çatışma sürecine hazırlık olarak değerlendiren Hizbullah ve İsrail, 2 Mart itibarıyla açılan Lübnan cephesiyle insani açıdan da ağır sonuçlara yol açan çatışmalara devam etmektedir. ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı saldırılarla birlikte başlayan bu çatışma, Beyrut yönetiminin arabulucu olarak dahi savaşa henüz etki edememesiyle dizginlenmesi zor bir moment yakalamıştır. Lübnan’da gittikçe tırmanan İsrail-Hizbullah çatışması, ABD/İsrail-İran savaşının bir parçası olarak başlamıştır. Buna rağmen ABD’nin son açıklamalarıyla İran’a yönelik savaşın neticeleneceğine dair ümitler pekişirken, savaşın sıçradığı Lübnan için çatışmanın sonlanması ve 1 milyon kişinin sürgün edildiği savaşın izlerinin silinmesi ise şimdilik zor gözükmektedir.

Etiketler

ORSAM  asdasd

Çağrı Koşak

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar