Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

ABD/İsrail-İran Savaşının Suriye’ye Etkileri

28 Şubat’ta başlayan ABD/İsrail-İran savaşı, bölgesel ve uluslararası düzeyde gündemin birinci maddesi hâline gelmiştir. Suriye açısından değerlendirildiğinde, ülke her ne kadar savaşın dışında kalsa da gelişmelerin Suriye’ye güvenlik ve ekonomik açıdan yansımaması mümkün değildir. Suriye’nin Lübnan ve Irak sınırlarına askeri takviye sevk etmesi ve bölgesel enerji krizi nedeniyle Ürdün üzerinden gelen elektrik akışının kesintiye uğraması, savaşın somut yansımaları arasında öne çıkmaktadır.

Bununla birlikte, savaşın Suriye’nin dış politika yönelimleri ve tehdit algılarını daha görünür hâle getirdiğini söylemek mümkündür. Suriye’nin dış politika tercihlerinde eski dinamiklerin belirleyici olmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Suriye yönetimi, kurduğu bölgesel ortaklıklar ile Şam’ın tehdit algısı bağlamında bölgesel ve ülke içi istikrarı önceleyen bir yaklaşımı ön plana çıkarmıştır. Suriye’nin savaşa ilişkin attığı adımlar, ülkenin savaştan önce kurduğu ortaklıkların ve algıladığı tehditlerin geçerli olduğunu ve savaş bağlamında dış politika tercihlerini şekillendirdiğini göstermiştir.

İran ve İsrail’in Suriye’ye Yönelik Hesapları

28 Şubat’ta başlayan savaşın en önemli yansımalarından biri, İran’ın savaşın maliyetini artırma gerekçesiyle Körfez ülkelerine yönelik yoğun saldırılar düzenlemesidir. Buna karşın, İran’ı kınama ve Arap ülkeleriyle dayanışma gösterme konusunda tereddüt etmeyen Suriye’ye yönelik benzer bir askeri seçeneğe başvurulmadığı görülmüştür. Bu durumun temelinde üç ana faktör öne çıkmaktadır: İran’ın askeri kapasitesinin hâlihazırda aşırı yüklenmiş olması, Suriye’ye yönelik bir saldırının İsrail ve ABD açısından bir baskı aracı üretme potansiyelinin sınırlı kalması ve böyle bir adımın, hâlihazırda askeri baskı altında bulunan Hizbullah’a yönelik bir karşı saldırıya provoke etme ihtimalidir.

İsrail açısından değerlendirildiğinde ise, İran ile yürütülen savaş öncelikli gündem olmayı sürdürse de Suriye’ye yönelik saldırgan tutumda belirgin bir değişiklik olmadığı gözlenmektedir. Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve Adalet Bakanı Mazhar Veis’in Süveyda’da “Hakikatleri Araştırma Komisyonu” ile görüşmesinden birkaç gün sonra İsrail Suriye’nin güneyinde hükümete bağlı bir askeri mevziyi hedef almıştır. Söz konusu gelişmenin İsrail’in Suriye’nin güneyindeki yerel vekillerini koruma çerçevesinde okunmalıdır.

Bu hadise operasyonel bir gelişme niteliği taşısa da İsrail’in devrim sonrası dönemde Suriye’ye yönelik söylem ve eylem düzeyindeki saldırganlığının devam ettiğini göstermektedir. Bu çerçevede, Mart ayında yayımlanan ABD İstihbarat Topluluğu’nun yıllık tehdit değerlendirme raporunda yer alan “Şara’nın bir sonraki adım olarak Dürzilerin kontrolünde olan Suriye’nin güneyini entegre etmeye çalışmasının muhtemel olduğu” yönündeki değerlendirmenin, mevcut saha gerçekliği ile bölgesel dinamikler dikkate alındığında kısa vadede gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğu söylenebilir.

 Lübnan ve Irak Sınır Dinamikleri ve Suriye’nin Tehdit Algısı

ABD/İsrail-İran savaşı, Suriye’nin jeopolitik dinamiklerini değiştirmekten ziyade mevcut dinamikleri daha belirgin hâle getirmiştir. Türkiye-Suriye-Ürdün-Körfez ülkeleri hattı, bölgesel düzeyde ve Suriye açısından bir istikrar kuşağı oluşturma potansiyeli taşırken İsrail’in saldırgan politikasının gölgesindeki İran-Irak-Lübnan hattı, bölgesel düzeyde ve Suriye açısından söz konusu istikrarın inşasının önünde temel tehdit oluşturmaktadır. Bu bağlamda Suriye’nin bir savunma tedbiri olarak Lübnan ve Irak sınırlarına askeri takviye konuşlandırması, ülkenin tehdit algısı açısından önemli bir gösterge niteliği taşımaktadır.

Her iki ülkede İran destekli milislerin faaliyet göstermesi ve Suriye’nin yeni yönetimine karşı mücadele yürüten örgütlerin varlığı, Suriye tarafından bir tehdit kaynağı olarak algılanmaktadır. Nitekim Suriye’nin her iki ülke sınırına konuşlandırdığı askeri takviyenin nedeni, ABD/İsrail’in saldırısına uğrayan İran’ın Körfez ülkelerine düzenlediği saldırıların örneğinde olduğu gibi, Lübnan ve Irak’ta tırmanan gerilimin Suriye’ye sıçrama riskinin Şam tarafından ciddi bir tehdit olarak değerlendirilmesidir. Irak’tan Suriye’nin Haseke ilinde bulunan askeri üssüne yapılan roket saldırısının hâlen münferit bir olay olarak değerlendirilmesi ve Iraklı yetkililerin saldırıyı düzenleyen “yasa dışı unsurların” yakalanmasına ilişkin açıklamaları, Suriye-Irak sınırında bir gerilimin yaşanmasına engel olsa da Suriye’nin duyduğu endişenin sahada bir karşılığının olduğunu göstermiştir.

Suriye’nin asker konuşlandırma kararının Irak’tan ziyade Lübnan bağlamında tartışma yarattığı görülmüştür. İlk olarak uluslararası kamuoyunda ortaya atılan Suriye’nin Hizbullah’a karşı operasyon düzenleme iddiası Suriye ve Lübnan kamuoyunda ciddi biçimde tartışılmış ve her iki ülkede de gündemin ana maddelerinden biri hâline gelmiştir. Gerek Esed rejimi döneminde Suriye’nin Lübnan’a müdahaleleri, gerek Suriye savaşı boyunca Hizbullah’ın Suriye’ye müdahaleleri ve bu nedenle Suriye ile Lübnan’da yaşanan çatışmalar, Suriye’nin sınıra asker konuşlandırma kararının tartışma yaratmasına neden olmuştur.

Bu bağlamda Hizbullah’ın Suriye’ye karşı yürüttüğü propaganda önemli bir rol oynamakta olup, örgüte bağlı medya organları asker konuşlandırılmasını bir operasyon hazırlığı olarak sürekli vurgulamaktadır. Aynı zamanda Şara yönetimiyle temas kuran Lübnanlı Kataeb Partisi’nin lideri Samy Gemayel dâhil olmak üzere, Lübnan’da tutuklanan Suriyelilerin Suriye’ye geri dönmesi başta olmak üzere Suriye-Lübnan ilişkilerinde yapıcı rol oynayan Lübnanlı siyasetçiler de Hizbullah’ın propagandasına maruz kalmıştır.

Nitekim Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın Lübnanlı mevkidaşı ile kurduğu temaslarda Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını dile getirmesi, bir yandan Lübnan hükümetinin Mart ayı başında Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini yasaklama kararıyla uyumlu bir söylem olarak öne çıkmakta ve Hizbullah’ın Suriye’nin iç istikrarına oluşturduğu tehdit çerçevesinde değerlendirilmektedir. Devrimden bu yana Suriye güvenlik güçleri, Hizbullah’ın silah ve uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetleriyle aktif olarak mücadele etmektedir. Ocak ayı sonlarında Suriye güvenlik güçleri, aylar önce Şam’ın Mezze bölgesinde ve askeri havaalanı çevresinde roket saldırısı düzenleyen ve yeni bir saldırı hazırlığında olan bir hücreyi yakalamıştır. Söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunun tespit edildiği aktarılmıştır. Dolayısıyla, Hizbullah’ı güvenilir bir aktör olarak görmeyen Suriye yönetimi, farklı risklere hazırlıklı olmayı ve sınır hattında savunmacı tedbirler almayı vazgeçilmez bir gereklilik olarak görmektedir.

 ABD/İsrail-İran Savaşı Gölgesinde Suriye

Suriye, doğrudan savaşın etkilediği bir sahne olarak ön plana çıkmasa da, ülkenin iç istikrarı önceleyen dış politika vizyonuna ve yeniden inşa hedeflerine bir meydan okuma teşkil etmektedir. Bölgesel öncelikler sıralamasında birinci gündem maddesi olmaktan çıkması, dış yatırımlara ilişkin beklentilerin yerini belirsizliklere bırakması, İsrail tehdidinin devam etmesi, Lübnan ve Irak sınırlarındaki güvenlik risklerinin daha ciddi hâle gelmesi, bölgesel savaşın Suriye’yi dolaylı olarak nasıl etkilediğini özetlemektedir.

Her iki tarafın, İsrail ile İran’ın, Suriye tarafından tehdit olarak algılanmasına karşın Şam, İran saldırılarına maruz kalan Arap ülkeleriyle dayanışma içerisinde olmayı tercih etmiştir. Bölgesel belirsizliklerin arttığı bir dönemde, Suriye’nin Türkiye ve Ürdün ile olan sınırları güvenlik sağlayıcı bir nitelik taşırken, Lübnan ve Irak ile olan sınırları ise birer tehdit kaynağı olarak öne çıkmaktadır. Savaştan önce bilinen bu dinamikler, bugün daha görünür hâle gelmiş ve Suriye’nin tehdit algısı ve dış politika tercihleri daha belirgin bir nitelik kazanmıştır.

Etiketler

ORSAM  asdasd

Fadıl Hancı

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar